Açılış planlaması 15 Temmuz darbe girişiminden hemen önceydi. Fakat, 15 Temmuz darbe girişimi bu açılışı da erteletmişti. Hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi açılış töreni vesilesiyle Kayseri’deydik.
Soğuk kış günü şartlarını bile hissettirmeyecek naiflikte; her şeyin ince düşünüldüğü bir organizasyondu doğrusu. Gül ile yaptığımız sohbette ve müzedeki ziyaretimiz esnasında dikkatimizi çeken üç önemli detay vardı...
AÇILIŞ planlaması 15 Temmuz darbe girişiminden hemen önceydi... Davetler bile yapılmıştı. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ofisinden vaki açılış davetine biz de “inşallah” demiş, merasim için Kayseri’ye gideceğimizi bildirmiştik. Fakat 15 Temmuz darbe girişimi bu açılışı da erteletmişti. Yaklaşık 4 aylık gecikmeyle yapıldı resmi açılış. Hafta sonu Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi açılış töreni vesilesiyle Kayseri’deydik. Soğuk kış günü şartlarını bile hissettirmeyecek naiflikte; her şeyin ince düşünüldüğü bir organizasyondu doğrusu.
Kayseri Havaalanı, hiç bu kadar özel uçağı bir arada görmemiştir sanırım. Ana uçağı, Ata uçağı, Cumhurbaşkanlığı uçağı, özel uçaklar… Yabancı misafirlerin jetleri… Ve başkaları… Şehir, farklı günlerinden birini yaşıyordu.
Çok teknik bilgilere girecek değilim… Ama şöyle bazı satır başları vermekte fayda var, açılışı yapılan Cumhurbaşkanlığı Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi’ne dair…
***
Türkiye’nin ilk yerli sanayi adımlarını temsil eden fabrikalardan olan Kayseri Sümer Bez fabrikasının enerji santrali binası müze alanı olarak tasarlanmış.
***
Müze ve kütüphane oluşturulurken, aynı zamanda restorasyon çalışması da yapılmış. Tarihi binanın ana hatları korunurken başarılı bir dönüşüm gerçekleştirilmiş.
***
Kütüphane’de 18 bin kitap bulunuyor ve bunların 12 bini tasnif edilmiş ve raflardaki yerini almış.
***
Kütüphane ve müze, Abdullah Gül Üniversitesi’nin Sümer kampüsüyle iç içe olduğu için aynı zamanda akademik çalışmalara da hizmet edecek şekilde planlanmış. Adeta bir sosyal bilimler araştırma merkezi gibi.
***
Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi, bir şahsiyet müzesi olmasının ötesinde, siyasal tarih müzesi olarak da dikkat çekiyor. Siyasal tarih müzesi olması bakımından da Türkiye’de bir ilki temsil ediyor. 1950’li yıllardan itibaren günümüze kadar geçen zaman 10’ar yıllık dilimler halinde müze formasyonuna sokulmuş. Her 10 yılın Türk siyasi hayatı ve tarihi gelişmelerine fotoğraf, kupür ve belgelerle hayat verilmeye çalışılmış. Klasik manada objeler müzesinden farklı bir yönü var müzenin. “Yakın dönem tarih tüneli” tanımlaması yanlış olmaz.
***
Cumhurbaşkanları adına müze yapılması meselesi ABD başkanları adına kendi şehirlerinde yapılan müzelerden esinlenilerek gündeme gelmiş. Türkiye’de de cumhurbaşkanları adına kendi şehirlerinde bir müze açılsın istenmiş . Türkiye’de de böyle bir geleneğin başlatılması için Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminde çalışmalara başlanmış. Gül döneminde mevzuat meselesi de halledilmiş.
***
Abdullah Gül Müze ve Kütüphanesi’nin projelendirilmesi ve yapımına da yine Gül’ün cumhurbaşkanlığında başlanmış. Erdoğan cumhurbaşkanı olunca da çalışmaların devamı sağlanmış.
Çok teknik bilgilere girecek değilim. Açılıştan önceki akşam özel davetli gazeteci ve yazarlar olarak müze ve kütüphaneyi Abdullah Gül ile gezme imkânı bulduk. Abdullah Gül’ün katılımıyla bir de yuvarlak masa çalışması yapıldı… Hem Abdullah Gül hem de projenin en önemli ismi diyebileceğimiz Prof. Hasan Bülent Kahraman, süreçle ilgili bilgilendirmelerde bulundu. İfade etmek gerekir ki, çok yönlü düşünülmüş ve başarılı bir müze çalışmasını yerinde müşahede ettik. Gül’e göre müze ve kütüphanenin “sanat ve kültür” değeri var. Yine Gül’e göre müze, objektif düşünceyi de temsil ediyor.
Biz de kendimizce üç not düşelim:
Birincisi, bir fabrikanın müzeye dönüştürülmesi meselesi. İki gün boyunca çok kişiden şu cümleyi duydum: “İyi ki müze yapılmış, hiç değilse AVM olmaktan kurtulmuş.” Düşünebiliyor musunuz, şehirlerin içerisindeki her kıymetli alan rant alanı olarak görülebiliyor ve AVM’lerle anılıyor. Evet, belki buraya yeni bir fabrika kurmak doğru olmayabilir, şehrin içerisinde kaldığı için. Fabrika mı, AVM mi? Çağımızın paradoksu da bu!
İkincisi, müzede 1990’ların anlatımında Fazilet Partisi döneminde Millî Görüş’ü bölen “yenilikçi hareket”in adeta “iftiharla” yer bulması, doğrusu can sıkıcı bir durumdu benim için. Evet, yaşanmış bir şey ve Abdullah Gül’ün politik anlamda önünün açılması bakımdan da büyük bir kırılma noktası. Müzelik bir hadise belki. Ama yine de Abdullah Gül’ün Fazilet genel başkanlığına aday olduğu seçime dair haber ve yorumları ihtiva eden gazete kupürlerini okurken “Erbakan kaybetti” başlıkları, bugün hangimizin canını yakmaz ki!.. Bugünün Millî Görüşçüleri olarak en azından bu üzüntüyü duyma hakkımız var olsa gerek. Kaybeden millet oldu çünkü.
Aklımda yer eden üçüncü nokta ise ullah Gül’ün “yuvarlak masa” sohbetinde İngiltere seyahati sırasında duyduğu şu cümleleri aktarmasıydı: “Bizim yazılı bir anayasamız yok. Brüksel’den gelen yazılı metinler bizi sıkıyor.”