Güçlüyüm diye gerinenler ne yapacağını bilemiyor!..

Abone Ol

Bir yandan küresel rüzgarların gelişmekte olan ekonomiler aleyhine esmeyi sürdürmesi diğer yandan siyasi istikrarsızlık algısının görmezden gelinmeyecek seviyelere yükselmesi Türkiye ekonomisine ilişkin kırılganlığı önemli ölçüde arttırdı. Buzdağının görünen kısmı niteliğindeki finansal piyasaların dengesi ise telafisi imkansız şekilde bozuldu. Güven bunalımı derinleşir iken geleceğe ilişkin beklentiler olumsuzlaştı; kendi kendini besleyen bir kısır döngü oluştu. Sürdürülebilir olmayan eğilimleri dikkate almadan hesapsız ve şuursuzca ilerlemeyi zorlamanın bedeli kapıyı çalmaya başladı. Hafta içinde Merkez Bankası tarafından açıklanan 2014 yılı para ve kur politikasına ilişkin söylemler daha mürekkebi bile kurumadan anlamını yetirmeye başladı.

Küresel düzeyde hesapsızca risk alınıyor iken sorunlar görmezden geliniyordu; üreten kesimlerin durumunun kötüye gidiyor olması, faaliyet gelirleri azalırken borçların büyümesi, siyasi iradeyi oluşturan kesimler arasındaki ilişkilerin şekli ve büyüyen keyfiyet gibi eğilimler gelecekte çok ciddi sıkıntılar yaşanacağını söylüyordu fakat bu durum finansal piyasalara yansımıyordu. Görünümü oluşturan finansal piyasalar ile ekonominin gerçekleri ters yönde gidiyordu ve ila nihaye böyle devam etmesi mümkün değildi... Derken görünümü oluşturan eğilimler kontrolden çıkmaya başladı. Belli ki iyi günler artık geride kalmıştı ve iyi gün dostları açığa çıkacak ve halkı aldatma devrinin sonu çok sancılı olacaktı...

Gerek Merkez Bankası ve finansal piyasalar gerekse siyasi irade ve iş dünyası görmeye tahammül bile edemediği eğilimlerle karşılaşıyor, fakat artık güçleri bunları tersine çevirmeye yetmiyor. Uykular kaçıyor, tepkisellik büyüyor ve herkes birbirini suçlamaya başlıyor... Kazananı olamayacak bir oyun sahne alıyor. Durumun böyle olacağını söyleyip herkesi uyarmaya çalıştığı için dokuz köyden kovulanlar bu atmosferde pek hatırlanmıyor. Çaresizlik bataklığı aklını kötüye kullanmayı alışkanlık haline getirenleri veya onlara kulluk edenleri yutmaya başlıyor. Tepkisellikle birbirlerini suçlamaları sonucu değiştiremiyor... Türk Lirası değer kaybetmeyi sürdürdükçe korkular büyüyor, tünelin ucundaki ışığın karşıdan gelen tren olduğu daha iyi anlaşılıyor; sakin olalım kontrolü kaybetmeyelim diyenlere kimse itibar etmiyor... Kimilerini kriz kimilerini ise yaptıklarının hesabını veremeyecek olmanın korkusu sarıyor...

Döviz kurunun tüm olumsuzlukları örten ve ağırlaşmış sorunları gizleyen birbirlerine tahammül edemeyen keyfiyet ortaklarını sakinleştiren bir örtü olduğu açığa çıkıyor. Türkiye’nin 2014 yılında 200 milyar doları aşan dış finansman ihtiyacını karşılayamayabileği beklentisi güçlendikçe gerginlik aratıyor, aklın kötüye kullanımından şeytana pabucu ters giydirecek yeni cüretkarlıklar sahne almaya başlayacak gibi görünüyor. Gerçek durumu açığa çıkanların direnmesi, veya birbirlerini suçlaması akıbeti değiştiremiyor. Rüzgarla gelen ters rüzgarla gidecek, karanlıktan nemalananlar aydınlıkta yok olacak olanlar için her şey ters gidiyor...

Olduğundan farklı görünmenin, güçlüye kulluk edip güçsüze zulmederek güçlenmeye çalışmanın, halka ve Hak’ka ihanetin, haksızlığa tepki vermemenin bedeli galiba çok ağır olacak. Bu olumsuzluklara müptela olanlar keşke yapmasaydım deme noktasına gelip inkardan ikrarcılığa geçecek ama giden geri gelmeyecek. Türkiye’nin son on yılında çok şey vardı, ancak aklın iyiye kullanımı yoktu, gaflet çoktu. Şimdi koşullar değişiyor çoğunluğu aldatmanın imkansızlaştığı bir süreç bizi bekliyor. Atalarımızın dediği gibi birilerinin yediği ve çoğunluğun baktığı, bu nedenle kıyametin kopacağı günler yakına geliyor. Ama yanlışa abone olanlar hala akıllanmamış, yaşananlardan ders alamamış konumdan çıkmayı beceremiyor, ıslah olamıyor...