Güçlü olmak bencil olmak mıdır?

Abone Ol

Güçlülerin belirleyici olduğu dünyamızın huzur bulmadığı, sürekli olarak çatışmalara, kan ve gözyaşına sahne olduğu gerçeği karşısında sevgi ve adalet duygusunu yitirmiş güçlülerin dünyayı her geçen gün biraz daha yaşanılmaz hale getirdiği bir gerçek. Bu gerçekten nasıl kurtuluruz? sorusunun cevabı sanıyorum, “Dünyanın güçlülere değil, sevgi dolu, adalet duygusunu özümsemiş insanlara ihtiyacı var” olabilir. Ancak, bu da insanların sahip olduğu inanç sisteminin içselleştirilmesi ile mümkün. Gücü kutsamış, parayı putlaştırmış insanların ya da anlayışların hâkim olduğu bir dünyada sevgi bir fanteziden ibaret kalmaya devam edecektir. Hâlbuki insanı insan yapan sevgidir, şefkattir, merhamettir. İnsan bir garip karşısında onun sıkıntısını gidermek için harekete geçmiyor/geçemiyorsa mutluluğu yakalamak mümkün olmaz.

Maddileşen insanlık maneviyatı bir kenara itiyor. Hâlbuki insanı insan yapan değerler manevi yönüdür. Maneviyattan uzaklaştıkça, “Hayat zarafetini yitiriyor”. Bir başka ifadeyle estetik duygularından sıyrılıyor. O zamanda ortada et ve kemik yığını kalıyor. Hâlbuki canlıları cansızlardan ayıran en belirgin özellik duygularıdır.

Çevrenizdeki hayvanlara sevgi ile yaklaştığınızda onların verdiğiniz sevginin fazlasını size verdiklerini, bu hususta cömert olduklarını görürsünüz. Böyle olunca da insan olarak konumumuzun hangi noktaya doğru gerilediğini düşünmek durumundayız. Kısacası, güçlülerin son sözü söylediği bir ülkede ve dünyada toplumlar için ilk hedef daha güçlü olmak oluyor. Güçlü olmanın ölçüsü de materyalist anlayışa göre madde olunca insanlık hayatını maddeye adamış gidiyor. Madde esas hale gelince dünya sevgi dolu insanlara değil, güçlülere teslim oluyor. Bu yapı değişmediği sürece de insanlığın mutluluğu ve huzuru yakalaması mümkün görünmüyor.

Şu bayram gününde bir muhasebe yapacak olursak dünyanın merhamet ve sevgi dolulara değil, güç sahibi olanlara teslim olduğunu görürüz. Bu ise ister istemez, ‘Bu işin sonu nereye varır?’ sorusunu akla getiriyor. Ve Salih Turhan kardeşimin ifadesiyle çoğu zaman insan, “Konuşmanın yetmediği, susmanın en büyük tavır olduğu vakti” yaşadığını düşünüyor. Ne var ki, susmak da çözüm değil. Dileriz sevginin hâkim olduğu günlerde yeni bayramlar yaşarız. Biz yaşayamasak bile evlatlarımız ve torunlarımız bu mutluluğa kavuşurlar.