Güç ve göç

Abone Ol

Güç, ne kadar arzulanan kavramlar topluluğu ise, göç de o kadar kaçmak istenilen, korkunç bir yaşamın şifresidir.

Dünya tarihi güçlüler tarafından göçe zorlanan mazlumların hikâyeleri ile doludur.

Her coğrafya, göçe zorlayan ceberrut idareciler de görmüş, göç mahkûmu masumlara bağrında yer açıp bir avuç toprak verecek gönlü genişlere de tanık olmuş.

Kuraklık, kıtlık, savaşlar; göç algısını oluşturan en büyük nedenler.

İnsanlar, yoksul yerlerden zengin diyarlara vebadan kaçar gibi gitmek istemekte.

Hatta yolun ortasında ölüm olduğunu bile bile fakirlikten kaçmayı tek hedef gören yoksulların sayısı hayli yoğun.

Zengin ülkelerse, fakirlere acıyacak kadar yufka yürekli değil.

Dünkü yazımda 14 Romana bile ikamet izni vermeyen Norveç’i örnek gösterdim sadece 60 kişi için sınırda çatışan batılı iki ülkeden bahsettim.

Zenginlerin dünyası, ekmeğini yoksulla paylaşmaya hiç niyetli değil.

Gelecekle ilgili araştırmalar, insanlığın çekeceği yiyecek ve su sıkıntısından bahsetmekte.

Fakirin züğürt tesellisi, zengin batının azalan nüfusu ile baş gösteren işgücü kaybı.

Ne ki batı, onu da çözmüş, uzak ülkelerde kurduğu fabrikalarda ucuz işgücü çalıştırarak hem ülkesine yoksulları sokmamakta hem de onların karnını doyuramayacağı parayı verip kendi devranını sürdürmekte.

Göç insanlığın yazgısı. Fransa’da göçmenlerle bir sohbetimde, Yozgatlı Ali’nin eşi Hürü anlatmıştı, eşi Fransa ile Almanya arasındaki nehri elbiselerini poşete koyup yüzerek geçmiştir. Değer miydi ölüm tehlikesine diye sorduğumda, değerdi çünkü Fransa’nın sosyal hakları daha fazla, dedi. Ali ölümüne çalışmakta, inşaatlarda koşturmakta ama artık “kâğıtsız” değil her türlü sosyal güvencesi vardır.

Belki çoğumuz anlamakta zorlanmaktayız ama daha iyi bir yaşam için insanlar sonu ölüm olan yollara çıkmaktalar, denize açılıp ilkel botları patlamakta, facialar oluşmakta, aileler dalgalarla kaybolmakta.

Avrupa, sınırlarını her zaman olduğu gibi sıkı sıkıya kapattı, Macaristan’dan Avusturya’ya yürüyen Suriyeli mültecilerin mücadelesini herkes merak etmekte. Zengin Batı ekonomiye binen her yükten nefret etmekte, işsizlikten korkmakta, başka dertlere el uzatmak istememekte.

Oysa biz göçmenlere aşina bir milletizdir. Her birimizin mahallesinde Balkanların, Kafkasların, Uzak Doğunun göçmenleri olmuştur. Dağıstan’ın çocuklarının yerleştirildiği yöreler, Kürt bölgelerinde iskân edilen Yugoslav ya da Çeçenyanın, Abazyanın göçmenlerinin güzel komşulukları ile insanlık kazanmıştır, zira şark milletlerinin genlerinde taşınan şefkat medeniyetinin kodları çok canlıdır. Anadolu’ daki konferanslarımda onları yakınen tanıdım Maraş’ta çeçen kızlar, Muş’ta Çerkes Fatma teyze, Elazığ’da sarışın balkan muhacirleri. Oslo’da Özbek lider Muhammed Salih ve eşi Aydın Hanımla röportaj yapmaya gitmiştim. Seçilmiş bir cumhurbaşkanı olduğu halde küçücük bir evde yaşamakta idi Salih ailesi, bavulları kapının yanında her an bir başka yere göç için hazır idiler.

1960’dan beri işçilerimiz Avrupa’da, birinci kuşak neredeyse tamamına yakını vefat etmiş, ikinci kuşak 50-60 yaş grubu, 3.kuşak 30-40 yaş dilimi, 4.kuşak ise 15-20 yaş aralığı gençler olan son nesille konuşmalarımızda hâlâ asimile olmamaları bulundukları ülkenin şimşeklerini çeken bir konu idi. Durdukları ülkenin lisanı, ana dilleri gibi olsa da, okullarında derece yapsalar da, vatandaş statüsüne de kavuşsalar, batının bastıramadığı ırkçılığı enselerinde hissettiklerini; dinlerini, renklerini, kültürlerini hiç onaylamayan bir dünyanın ayrımcılığı karşısında göçmen yazgılarının değil dört kuşak on dört kuşak geçse de düzelmeyeceğini anlattılar. Zengin ülkede yaşayıp da kendi memleketinin yoksulluğunu özleyen çoktu.

Romantik bir iddia olarak görseniz de, şark; garptan zengindir diyorum, çevre güzellikleri, bakir zenginlikleri, saklı enerji kaynakları ile eğer savaşların ve hırsların kirletmediği şark coğrafyası, aklı başında ve çalışkan zümrelerin eline geçse, asıl zenginlik sadece doğudadır.

Batı bir an önce aklını başına alıp ilkel bir ırkçılıktan vazgeçmeli, insanlığa yatırım yapmalı, birlikte yaşama pratiğini hayata geçirmeli, gerçek mutluluğun sadece kendisi tüketmeyerek ancak paylaşarak gerçekleşeceğini artık öğrenmeli.