Ülkemizde mevcut olan demokrasinin, kurum ve kurallarıyla kağıt üzerinde olduğunu, kendi ayakları üzerinde duramayan, güdük, savruk bir yapı oluşturduğunu sağır sultan bile biliyor. Bizim demokrasimiz "sandık demokrasisidir" Yapılan seçimlerde, tercihleri türlü Ali Cengiz Oyunlarıyla, medya vasıtasıyla bir yerlere kanalize edilmiş seçmenin, oylarını kullanıp, daha sonra oynanan orta oyununa "seyirci" olması beklenen garip bir demokrasi türüdür, bizim ülkemizdeki Çünkü, sandıktan çıkan "irade" hiçbir zaman tam anlamıyla tecelli etmez Geçmişte bunun çok farklı örneklerini gördük Hala, görmeye devam ediyoruz Mesela, "sayısal çoğunluk, siyasal çoğunluk" şeklinde üretilen bir tartışma, demokrasisi oturmuş hiçbir ülkede yaşanmaz. Bizim ülkemizde ise, iktidar bölük pörçüktür Kıyısından köşesinden iktidara yapışan ve kendi arzuladığı bir tablo oluşması için "demokrasi dışı herşeyi" kullanmayı mübah gören bir anlayış vardır karşımızda Bu anlayış, bazen "darbe tellallığı"na soyunur Siyaset alanını kendince dizayn etmek isteyen militarist bir felsefeyle zihinleri şekillendirmeye uğraşır Bu anlayış, medya vasıtasıyla rıza üretir, zihin biçimler, siyaset dizayn eder, iktidar belirler "Hükümetleri biz kurar, biz bozarız" zihniyetini temsil eder.
Soru şu: "Cumhurbaşkanı kim olacak Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı adayı olacak mı " Aslında, bu sorulara cevap aransa hiçbir mesele yok Ama, 22 Temmuz seçimleri öncesinden kalan ve seçim sürecini tetikleyen, "Başörtülü eşi olan birisi Çankaya ya çıksın mı, çıkmasın mı " gibi güdük ve kadük bir tartışma tüm ağırlığıyla devam ediyor. Laiklik, çağdaşlık gibi kavramları eğip bükerek Çankaya yı kendilerinin tapulu malı gibi görenler, "başörtüsü"nü hayatın merkezinden izole edebilmek için özellikle bu tartışmayı kaşıyorlar. Tercih savrulmasıyla sandıklardan oy devşiren ve bu tartışmada "başörtüsü Çankaya ya çıkmasın" fikriyatını seslendirenlere karşı güç kazanan iktidar partisi, ne hazindir ki, tartışmanın odağındaki adayı Abdullah Gül ü, gür bir sesle, "Tekrar adayımızdır" diye açıklayamıyor.
Hakim paradigmanın sesi olan ve siyaseti, toplumu kendi meşreplerince dizayn etmek isteyenler, bu silik, ezik, büzük siyasi tavra karşı, "Abdullah Gül, şövalyelik yapsın, adaylıktan çekildiğini açıklasın. Uzlaşma olsun" şeklinde fikirler geliştiriyorlar.
Neymiş uzlaşma Başörtülü eşi olan adayın Cumhurbaşkanlığı ndan feragat etmesi
Yanlış anlaşılmasın Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olsun, Abdullah Gül ü destekliyoruz filan demiyoruz Bizim vurgulamak istediğimiz şey, Gül ün adaylığı üzerinden "başörtüsü meselesini" çözümsüzleştirmek isteyenlerin, hinoğlu hince geliştirdikleri strateji Başörtüsü ne karşı hakim paradigmanın yaklaşım tarzı Kamusal alan, toplumsal mutabakat, kurumsal mutabakat gibi boş tartışmaların sürdürülmesine zemin hazırlanması. Bu zemini besleyen fikir arterlerine, iktidar partisinin dik duramaması, fikir geliştirememesi Öyle anlaşılıyor ki, bir güç var ki, iktidar partisinin bileğini büküyor, geri adım atmasını sağlıyor, Cumhurbaşkanlığı adaylarının belirlenme sürecinde net tavır sergilemesini engelliyor Oysa gelinen bu noktada, hiçbir şeyin flu olarak kalmaması gerekirdi Bu arada, geçtiğimiz dönemde "başörtülü eş" tartışmalarına muhatap olan Meclis Başkanlığı makamının rövanşist niyetlerle feda edilmesini de unutmayın! Konuşmaması gereken herkes konuşuyor Ve sadece iktidar partisi susuyor!