12 yıl önce kurulan, Müslüman dünyanın merkez ülkelerini bir araya getiren, "uluslararası irade"nin öfkeyle karşılık verdiği, "küresel sisteme başkaldırı" olarak gördüğü Necmettin Erbakan hükümetinin "cezalandırılma" sebeplerinden biri olan D-8, o zamandan beri adeta dondurulmuştu. Şimdi yeniden diriltiliyor.
Müttefik olan ülkeler önce alkışlarken sonra merak etmeye, endişe duymaya, ardından kıskançlık göstermeye, daha sonra şantaj yapar gibi tehditler savurmaya neden başvurur? Türkiye‘nin attığı adımlardan neden rahatsız olur? "Türkiye eksen değiştiriyor", "Avrasya‘ya kayıyor", "Arap dünyasına dönüyor", "Batı‘yı endişelendiriyor", "Batı"ya yüz çeviriyor", "Türkiye büyük yanlış yapıyor" türü reaksiyonların sebebi ne olabilir?
Bölgesinde barış istediği için mi? Çatışmaların sona ermesi yolunda çaba harcadığı için mi? Siyasi ve ekonomik olarak yakın çevresiyle ortaklıklar kurduğu için mi? Tek yanlı bağımlılık ilişkisini sorgulayıp kendi yolunu çizmeye çalıştığı için mi? Bütün bunlar iyi şeylerken, neden bazı ülkeler her geçen gün daha hırçınlaşır! İşte bu nokta, bazı şeylere anlama noktasıdır.
Malezya‘nın Başkenti Kuala Lumpur‘da D-8 Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısı yapıldı. 12 yıl önce kurulan, Müslüman dünyanın merkez ülkelerini bir araya getiren, "uluslararası irade"nin öfkeyle karşılık verdiği, "küresel sisteme başkaldırı" olarak gördüğü Necmettin Erbakan hükümetinin "cezalandırılma" sebeplerinden biri olan D-8, o zamandan beri adeta dondurulmuştu. Şimdi yeniden diriltiliyor. Ama bu sefer "meydan okuma" şeklinde algılanmıyor, algılayanları da kimse umursamıyor. Çünkü küresel konjonktür tamamen değişti.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, toplantıya Türkiye‘nin yeni tekliflerle katıldığını, küresel ekonomik kriz sonrası ortaya çıkan yeni duruma karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini, ortak istişare kurulu oluşturulacağını, yeni bir tüzük hazırlanacağını söyledi. Üye ülkeler, ekonomik ve siyasi alanlarda daha baskın biçimde ortak hareket edecek artık. 1996‘da Malezya, Pakistan, Bangladeş, İran, Türkiye, Mısır ve Nijerya‘nın katılımıyla İstanbul‘da kurulan D-8, güçlendirilerek muhtemelen Türkiye‘nin yakın bölgesinde yürüttüğü "açılım" çalışmalarının bir dış halkası haline getirilecek.
Türkiye-Suriye-Irak üçgeninde izlediğimiz çekirdek oluşum, İran‘la özel ilişki, Rusya ile ortak bakanlar kurulu oluşturulması ve ardından Asya Pasifik‘ten Orta Afrika‘ya uzanan yeni ortaklık haritası. Bunların Batı ile ilişkilerde geri adım atılmadan yapılıyor olması. İstanbul‘dan Hicaz‘a ulaşan demiryolu hattının açılması, İstanbul‘dan Basra Körfezi‘ne uzanan demiryolu projesi, İslam ülkeleri arasında "Gümrük Birliği" oluşturulmasına yönelik süreç... Bunlar gibi daha bir çok kalıcı, etkilerini gelecek yıllarda gösterecek adımların atılması...
Bütün bunlar ideolojik bir tercih değil. Değişen dünya konjonktürünü iyi okuyup rasyonel adım atmakla anlaşılabilecek bir durum var ortada. İçeride ve dışarıda, bölgede ve uluslararası kamuoyunda gerçekten bağımsız olma ideali var. Büyük yürüyüş devam edecek!