Gözleri açık rüya görenler

Abone Ol

Türkiye hem Suriye konusunda hem de Akdeniz’deki gelişmelerle birlikte tamamen köşeye sıkıştırılmak isteniyor. Üzülerek ifade edeyim ki, ülke olarak tehlikenin boyutlarını görüp göremediğimiz noktasında çok emin değilim. Türkiye tam kuşatmayı yarma adına mesafe kat etti diye umutlanıyoruz, sonra birden bütün bu umutlar dağılıyor ve tekrar kara bulutların hepimizi çepeçevre kuşattığı bir ortama giriveriyoruz.

Malum Kuzey Suriye’de Münbiç tartışmaları yine gündemde. Özellikle Brunson’un serbest bırakılmasından sonra bu konu daha çok tartışılır oldu. Türkiye bu zamana kadar PYD/YPG için Fırat’ın batısını kırmızıçizgi olarak ilan etmişti. Ancak Fırat’ın batısı derken doğusunda ortaya çıkan fiili durumu görünce oradaki terör yapılanmalarına karşı da operasyonlar düzenlemeye başladı. Ancak gel gör ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Türkiye’nin ABD ile birlikte Münbiç’te devriye(?) görevi daha da belirgin bir şekilde gündeme düştü.  Şimdi geliniz hep beraber şu soruları anlamaya çalışalım.

Türkiye, ABD ile birlikte Münbiç’te sonuç alacağına gerçekten inanıyor mu? Suriye’nin toprak bütünlüğü ABD ile birlikte nasıl korunacak? Hadi ABD bu devriye görevi ile birlikte bölgede zaman kazanıyor da, Türkiye de acaba zaman mı kazanmak istiyor? Şayet öyle ise Türkiye’nin B planı nedir? Bütün bunlar gerçekten can sıkıcı sorular ama cevaplarının henüz tam olarak verilebileceği kanaatinde değilim.

Bazen öylesine bir kanaate ulaşıyorum ki, Türkiye attığı bu adımlarla acaba Suriye’nin kuzeyinde olası bir bölünmeyi kabullendi de, sonrası için kendisini mi alıştırıyor diye düşünmeden edemiyorum. Şeytan işte, boş durmuyor.

Diğer taraftan Akdeniz de iyiden iyiye ısınmaya başladı. Yunanistan kıta sahanlığı tacizleri ile birlikte Akdeniz’deki İsrail’le yaptığı doğalgaz arama faaliyetlerini eş zamanlı bir şekilde yürütüyor. Resmen ateşle oynuyor. Aklınca Türkiye’yi kuşatacağını zannediyor. Bölgedeki diğer dış politik sorunlarla baş etmeye çalışan Türkiye’nin Akdeniz’e gerekli dikkatini veremeyeceğini düşünüyor. Bir milim mesafe de alsa kendisini kazançlı görüyor.

Sonuç olarak bu tavırla Kıbrıs meselesine karartma uygulandığı gibi Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail ile Akdeniz’de mevzi kazanmaya çalışıyor.

Sosyal hayatta da geçerliliğini koruyan bir realite vardır. Tehlikeyle karşılaşmadan önce önleyici tedbirler almak daha güvenli bir ortamın garantisidir. Öngörü önemli bir haslettir. Öngörü sahibi olmak, içinde bulunulan koşulları iyi analiz etmekten geçer. Sorunları çözmek için atılan her adım doğru kapıya çıkmayabilir. Bazen sorunlarla yaşamayı başarmak da bir strateji olarak değerlendirilmelidir. İşte Yunanistan Kıbrıs’ta bu stratejiyi uyguluyor.

Dilerseniz hepimiz kendimize şu soruları soralım ve cevapları kendimize verelim.

Suriye sorunu şu anda mı daha iyi yönetilebilir durumda, yoksa olaylar ilk başladığı dönemlerde mi daha yönetilebilir durumdaydı?

Kıbrıs ve Akdeniz konusunda elimiz şimdi mi daha güçlü, yoksa 2004 Annan Referandumu’ndan önce mi daha güçlüydü?

Bu ülke elbette her türlü sorunun üstesinden gelebilecek bilgi, birikim ve tecrübeye sahiptir. Ancak iktidarın süreçleri yönetirken bu millete sürekli bedel ödettiği gerçeği üstü örtülemeyecek kadar açık bir gerçektir.

Ayrıca Türkiye kendi kaderini bir iktidara bağlayacak kadar da tecrübesiz bir ülke değildir.

Sonuç olarak iktidarın yanlış okumaları ve adımları yüzünden bölgede kimileri gözleri açık şekilde rüyalar görmeye başladı. Kimse merak etmesin. Bu coğrafya ve bu millet gördükleri rüyaları gerçek zannedenlerin uğradığı akıbetleri tarihe not ettirmekte pek mahirdir.