Son Dünya Kupası Katar’da oynanıyor. Malumunuz yakından takip edenleriniz vardır. Ya da takip etmese bile mesele Dünya Kupası olunca haber kuşaklarında kupa maçları haberlerine maruz kalanlarımız da vardır.
2022 FIFA Dünya Kupası Arap ve Müslüman dünyasında düzenlenen ilk Dünya Kupası olarak şimdiden tarihe geçti. Turnuvadaki maçlar, 5 farklı şehirde ve 8 farklı stadyumda oynanıyor. Bu bilgilere yer vermemizin sebebi koskoca bir ülkenin sadece maçlar için harcadığı emeği üç aşağı beş yukarı insanların zihninde canlandırabilmesi için. Üniversitelerin ve çeşitli ilmi kuruluşların panellerine, konferanslarına sadece tek şehir ve sadece tek mekânda bile harcadıkları milyonlar tutarken uluslararası maçların oynandığı Dünya Kupası’na ne kadar para harcandı varın siz düşünün. İnsan haklarına dair bir gösteri yapmak, bir yardım kampanyası düzenlemek istenildiğinde gidip asgari ücretlilerin yaşadığı alanda yapılan kermeslerle ne kadar yardım toplandığı ile kıyaslayın. Ve sonra aklınıza, “Futbol sadece futbol değildir” sözü gelsin.
Dahası da var. Siz eğer başka insanların dertleri ile dertlenip iyilik, güzellik, doğruluk ve faydalı bir iş yapmak için çalışırsanız kaç kişi sizinle beraber olur, çağrınıza kulak verir? Sivil toplum kuruluşları ile uzun yıllardır, farklı illerde çalışan biri olarak söylüyorum; bir elin parmaklarını geçmez. Peki, turnuvayı kaç kişi seyrediyor? Son verilen istatistik iki milyon sekiz bin civarı, maç başına takriben elli bir bin kişi düşüyor.
Siz evsizlere yardım etmek isteseniz, kışta kıyamette sokakta kalanlara battaniye verelim, bir tas sıcak çorba dağıtalım deseniz; önlenebilir hastalıklara maruz kalmış kişileri tedavisine yardımcı olalım, insanlar şifaya ersin deseniz ve bunun gibi onlarca sebeplerle yardım kampanyası düzenleseniz, ne kadar para toplayabilirsiniz? Ama FIFA’nın Dünya Kupası’nda dağıtacağı ödüller 440 milyon dolar. Bizler bu meblağdan habersiz gündelik konuşmalarımızda “öylesine” konu olarak konuşmaya devam edelim. Müslüman devletlerden biri rakip takımı yenince sevinmeye.
Kupanın başladığı günlerde uluslararası bir insani yardım kuruluşundan elektronik mektup geldi.
Mektubun girişi şöyle:
“Sevgili arkadaşlar,
İş için o kadar umutsuz olduğunuzu hayal edin ki, ailenizi geride bırakıp pis bir kampta, çöl sıcağında saati bir dolardan az bir ücretle çalışıyorsunuz. Sonra tek başına öldün ve ailen hiçbir şey alamadı.
Size bir köle gibi davrananların milyarlar kazandığını ve geride bıraktığınız ailenin daha derin bir yoksulluğa sürüklendiğini hayal edin.
FIFA, Katar’ın despotik rejiminin Dünya Kupası’na ev sahipliği yapmasına izin verdi ve o zamandan beri binlerce çaresiz ve savunmasız göçmen işçinin öldüğü bildirildi.
Bu, atılması beklenen her gol için ölen 39 modern zaman kölesi.”
Dünya Kupası haberlerine baktığımızda Katar’da 2022 yılında gerçekleştirilmesi planlanan Dünya Kupası için yapılan inşaatlar sırasında 6500 göçmen işçi hayatını kaybettiğine yer veriyor. Hindistan, Pakistan, Nepal, Bangladeş ve Sri Lanka kökenli 6500’den fazla göçmen işçi… Bu 6500 aile demek. Kiminin babasız, kiminin eşsiz, kiminin çocuksuz kaldığı demek. Roma döneminde geniş halk kitlelerini oyalamak için düzenlenen arenadaki gösterilerde binlerce insan öldürülüyordu. Modern, çağdaş, insan haklarına hatta hayvan haklarına saygılı(!) dünyada ise kamera arkasında. Ekranlarda kanlı görseller olmadığı için kimse yaşanan vahşete duyarlı değil. Ve herkes elleri patlayıncaya kadar bu organizasyonu alkışlıyor, devlet adamları açılışına katılıyor, seyirciler boğazları patlayana kadar tezahüratlar yapıyor. Oysa karşımızda insan cesetleri üzerinde oynanan bir oyun var.
***
Müslümanlar için içimizin yağını eriten olaylar yaşanmadı da değil Dünya Kupası’nda. İsrailli muhabir mikrofon uzattığında “İsrailli misin?” diyerek konuşmayan katılımcılar, maçları kazanınca Filistin bayrağı açan futbolcular… Müslüman ülkelerin liderleri işgalci İsrail ile ticari anlaşmalara imza atarken gözlerimiz Filistin bayrağı sallandıranlarla dolu dolu oldu. Çok sevindik, çocuklar gibi.
Ama hayatın gerçekleri denilen şeyler var bir de. Filistin bayrağının açılması eğer dünya kamuoyu bu konudan habersiz olsaydı çok manalı olurdu. Bir zulme karşı çıkmak, dünya halklarının gündemine taşımak gibi. Rachel’in te Atlantik ötesi Amerika’dan gelip Filistinlilerin haklı davası için can vereli neredeyse yirmi yıl geçti. Mavi Marmara olayının üzerinden de on iki yıl. İsrail’in işgalci olarak kurulmasının üzerinden yetmiş seneden fazla zaman geçti. Daha ne kadar bir zulüm duyurulmaya devam eder? Artık insan haklarına saygılı dünyada zulüm son bulmalı değil mi? İnsanların evlerini başına yıkanlara karşı tepki olarak bayrak açmaktan öte işler yapılmasının vakti gelmedi mi?
Yine de Filistin davasına ve zulme karşı olan herkese selam çakalım oturduğumuz klavye başından.
***
Dünyadaki sömürünün üzerini örtmek için büyük bir örtüye gerek yok. İnsanların gözleri yuvarlak meşine çevrilmeli… Şov devam etmeli!..