Gezi Parkı ile yatıp kalkıyoruz. Olaylar, isyanlar, taş,
sopa, taciz
Hükümet önce sertti, sonra yumuşadı. Daha sonra, Lütfen
evinize gidin dedi.
Devlet, resmen yalvardı.
Dinlemediler. Polis, son müdahalede Gezi Parkı ndaki
çadırları söktü, kalabalığı dağıttı.
Şimdi Duran adam efsanesi üretmeye çalışıyorlar.
Hâlbuki kurt siyasetçi Süleyman Demirel ne diyordu;
Yollar yürümekle aşınmaz!
Demirel, bu sözleri Adalet Partisi iktidarında,
partisinin Ankara İl Kongresi nde söylemişti.
AP li bir delege sokak gösterilerini eleştirmiş ve
Demirel e sormuştu:
Gençler miting yapıyor, yürüyorlar. Elinizin altında
polis var, neden dağıtmıyorsunuz
Demirel kürsüden şu cevabı vermişti:
Gösteri, yürüyüş, protesto demokratik haktır. Yeter ki
vurdu, kırdı, taş, sopa olmasın. İnsanlar yasal hakları nı kullanıyorlarsa,
varsın yürüsünler. Tabanları yanana kadar yürüsünler.
Ve o meşhur sözünü söyleyerek konuşmayı noktaladı:
Yollar yürümekle aşınmaz.
Demirel in bu sözlerini kimi çevreler, Siz istediğiniz
kadar yürüyün, vız gelir tırıs gider, ben bildiğimi okurum şeklinde yorumladı,
kimi çevreler de, bir hoşgörü göstergesi olarak algıladı.
Ne kastettiğini bu gün bile çözemeyenler var ama neticede
Demirel in bu sözleri başını çok ağrıttı. Söylediğine bin pişman oldu.
Evet, yollar yürümekle aşınmadığı gibi, durmakla da
aşınmaz!
Ancak, Gezi Parkı nda yaşanan protesto eylemlerin
öylesine gelişmediği bütün bunların birer strateji den ibaret olduğunu
gösteren belgeler yayınlandı medyada.
Yani, sahneye konan tezgâh, daha önce uygulanmış
taktiklerden ibaret Bir hareket biterken, diğeri başlıyor.
Gündemin ateşi kısık da olsa, sürekli sıcak tutuluyor.
Orantısız zekâ olarak sunulan eylemler ABD li Gene
Sharp tarafından kaleme alınmış, hatta birebir daha önce farklı ülkelerde
uygulanmış.
Madde madde detaylara girecek değilim.
Geçelim.
Beni rahatsız eden bir ayrıntı yı sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Gerek Gezi Parkı nda yaşanan arbede gerekse orantısız
hakaret furyasında ve dahi duran adam gösterisinde, göstericilerin gözlerinin
içindeki nefret beni ürkütüyor.
Her ne kadar barışçı , soft ve romantizm gibi
görünse de, gözlerindeki o nefret dolu söylemi görmemek mümkün değil.
O bakışlar; azınlığın halka karşı öfkesinin
dışavurumudur.
O bakışlar; yıllardır dindarlara devlet eliyle yapılan
baskının, bu gün roller değişse de, sokakta uyguladığı baskının bir devamıdır.
O bakışlar; yağmalayan, kırıp döken, kin ve nefret
söyleminin gözlere yansımadır.
O bakışlar, her darbe sonrası yüzde 99 u Müslüman olan
ülkede görülen baskının tezahürü. Dün başörtüsüne uzanıyordu bu eller Bu gün
de Hatta rezaleti, sokakta taciz e varan iğrençliğe kadar götürdüler.
O bakışlar, dün dindar astsubay ve subayları atıyordu
ordudan. Şimdi sokakları talan ederek, güç gösterisi yaparak, dindarlara
psikolojik baskı uygulayarak eve hapsetmek derdinde...
O bakışlar, seçilmiş iktidarları (Refah-Yol) hiçe sayan,
seçimleri yok sayan ve dilinden demokrat lık türküsünü düşürmeyen goygoycunun
habercisi.
O bakışlar, sivil itaatsizlik gösterisi yaparak
demokrasinin canına okurken, askeri ve baskıcı otoriteyi Ordu göreve diye
davet eden faşist bir kafanın ürünü.
O bakışlar, sokakta komünizm sloganı atıp, evde
kapitalist düzende yaşayan tatlı su balıkların yaşam biçimidir.
İstedikleri kadar, yalan haber üretsinler.
Diledikleri kadar barışçıl ve hümanist söylemde
bulunsunlar.
O gözler yok mu o gözler!
Ne diyor bir şarkının nakaratında:
Gözler yalan söylemez.