Bakmayın siz, ABD’nin Siyonizm’in emrinde kukla olan Başkanı Barack Obama’nın, “Biz büyük bir aileyiz” şeklinde küflü edebiyat kokan taziye mesajlarına. Bu edebiyat paralamalar, Müslümanların algılarını yönetmek, dünyayı nizama sokabilmek için yapılması gerekenler noktasında diplomatik kıvırmalar ve salvolardan başka bir şey değildir. Amerika’da üç üniversite öğrencisinin vahşice ve hunharca öldürülmesiyle ortaya çıkan acı gerçek, Siyonizm’in elinde bir dönüştürme aracı olarak kullanılan medyanın, İslam dünyasına çarpık bakış açısını göstermesi bağlamında önemli bir paradigmayı işaret etmiştir. Kendisine dünyaya nizam vermek ve dünyanın jandarması misyonunu biçen, bu çerçevede özellikle İslam coğrafyası üzerinde türlü entrikalar, türlü oyunlar, türlü manevralarla siyasal zeminleri kurgulayan, toplumların genetik yapısındaki değerleri ortadan kaldırmak, kendi arzuladıkları kukla yönetimleri işbaşına getirerek “emperyal” hedeflerini gerçekleştirmek için çabalayan Amerika, hiçbir zaman ırklara, dinlere, dillere ve insanlık vicdanına karşı “nötr” olmayı becerememiştir. Çünkü Amerika’nın tepe yönetimine bir şekilde itelenen kim olursa olsun, “Kendilerini tüm ırkların üzerinde gören ve Arz-ı Mev’ud hayallerini gerçekleştirmek için” kan ve gözyaşı hükümranlığı kurmaktan çekinmeyen Siyonizm’in emrinde çalışmışlardır. Son 20 yıldır açık ve sarih şekilde uygulanan emperyal dış politikanın temel ekseninde “Müslümanların terörist” olduğu algısını tüm insanlığın zihnine yerleştirme çabası vardır. Hâlâ şaibeli ve kimin tarafından kurgulandığı belli olmayan 11 Eylül terörist saldırıları, bu algının yoğun şekilde kullanılmasının ve Müslümanların tüm dünyada “Beşinci Sınıf” vatandaş olarak kabul görmesinin aracı olarak sinsi biçimde değerlendirilmiştir.
Danimarka’da başlayan ve diğer Avrupa ülkelerine sıçrayan, İslam’ın muazzez Peygamberi, “Rahmet Peygamberi”, İki Cihan Serveri Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize yönelik “karikatür” saldırılarının temelinde de, bu anlayışın uzantılarını görmek gerekir. Batı hiçbir zaman, felsefik çıkarımlar yaparak insanlığa yutturmaya çalıştığı ve kâğıt üzerinde bıraktığı “Hümanizma” değerlerini, kendi insanı dışında hiç kimseye uygulamamıştır. Çünkü batılı değerlerin ta derinlerinde “emperyal” niyetler vardır, “kapitalizm” unsurları vardır. Onlar, sadece İslam coğrafyasını değil, dünyanın her bölgesindeki insanlarla, kendilerine köle olsunlar, sahip oldukları toprakların da yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kendilerine akıtsınlar niyetiyle ilişki kurmuştur. Churcill’in ünlü sözünde olduğu gibi, “Bir damla petrol, bir damla kandan daha değerlidir” felsefesi, onlar için temel diplomatik anlayışı temsil eder.
Bu zihniyette olan ve tüm iletişim aygıtlarıyla, diplomatik zeminleriyle İslam’ı “Korku İklimi”, Müslümanları “Terörist” olarak yaftalamaya çalışanlara, “Neredesin ey Barack Obama” diye seslenmenin temel olarak hiçbir mantığı yoktur. İnsanlık vicdanı iflas etmiş, Müslümanları değersizleştirme yönünde her fırsatı değerlendirmeye çalışanlarla, kendi bildikleri yöntemlerle ve aygıtlarla konuşmamız gerektiğini artık anlamamız lazım geldiğini düşünüyorum… Öncelikle onların Ortadoğu ve İslam coğrafyası için ürettiği dış politika ekseninden ve her şeyimizle uydu olmaktan hemen çıkmamız gerekiyor. Ve kendi değerlerimizin üzerine bina edilen yeni bir siyaset sistematiği geliştirmemiz icap ediyor. Güçlü olmak, iri olmak, diri olmak… Ortadoğu’yu kan ve gözyaşına döndüren Siyonizm’e, sadece laf üreterek karşı çıkmak değil, onların tüm diplomatik kanallarını tıkayacak, ekonomik gücünü bitirecek, Müslümanlara zulüm yapmalarını kesin olarak engelleyecek bir siyaset sistematiği… Feraset, basiret, dirayet diyerek Müslümanlara yön tayini yapan Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın D-8 idealini kavrayabilecek ve bunu geliştirebilecek bir üst akıl… Görüntü değil, edebiyat değil, laf kalabalığı değil… Gerçek güç birliği…