Guy Debord, “Görüntü’nün bir imaja dönüşecek kadar bir sermaye” olduğunu söyler. Bugünün dünyasında bunun en büyük sermaye haline geldiğini söylemeye gerek yok. Çünkü gözünüzün değdiği her yerde bu sermayenin görünümleri ile karşılaşıyoruz. Toplumsal yaşamı her yönü ile etkileyen bu durum, siyasal düzlemde daha da bir işlevsellik kazanmış durumda. Özellikle seçim kampanyaları artık partilerin ne yapmak istedikleri, nasıl yapmak istedikleri; plan ve programlardan ziyade imajların şekillendirdiği bir yarışa dönüşmüş durumda. Hatta bu son dönemlerde bir adım daha öteye geçilerek hangi kimliğe, hangi aidiyet kümesine karşı olduğu, hangisine yakın olduğu ile ilgili “imge”lerle kendini tarif etme ve tercih edilmeyi isteme boyutuna ulaşıldı. Bu boyut ister istemez nitelikten ziyade niceliği ve gösterişi ön plana çıkardı. Seçilen materyallerden, söylem dili ve müziğine varana kadar bir tasarım sürecine dönüştü. Dolayısı ile bu devri “imaj” devri olarak tanımlamaktalar. Ve bu durum acı bir gerçek ki, imajı en “güçlü” kim veriyorsa ilgiyi üzerine toplamayı da en çok o başarıyor. Tabi bu faktörlerden biri ama belki de en önemlisi.
Bu tasarım sürecinde plan ve programlar ile değil, gündelik dili ve gündelik duygusal ihtiyaçları karşılayacak ve çeşitli aidiyet veya karşıtlık sebebi ile yakınlık kurduracak bir takım imgeler üzerinden işler kotarılmaya çalışılıyor. Elbette bu süreç içeriği öldürürken dışsallığı da abartılı bir şekilde ehemmiyetli hale getiriyor. Sözlerin bir kıymetinin kalmadığı, ilkelerin her an çiğnenebildiği bu düzlemde “korku” en önemli belirleyicilerden biri olarak seçmen tercihlerinde etkili oluyor. Hatta öyle bir süreç ki muhaliflerini bile kendi davranış ve söz kalıbı içerisine çeken bir politik ortamdan ve dolayısı ile süreçten bahsediyoruz. Nitekim bu ortamın en bariz göstergelerinden biri tarihsel acılar, yaşanmışlıklar sürekli öne sürülerek, acıların çarpışması neticesinde bir sonuç aranıyor. Nihayetinde kim daha fazla acıyı, yaşanmışlığı sahaya sürüp, egzajere ediyorsa bir adım daha öne geçiyor. Hem seçmen hem de siyasi figürler bazında bu durum ortak bir görünümü açığa çıkıyor. Bütün bu sürecin ana meselesi “etki”lemek olduğu için hangi etiketler daha çok işliyorsa o etiketler piyasaya sürülüyor. Özellikle bugün etiketleme dediğimiz durum, algı yönetiminin sürdürülebilirliği ve kalıcı hale getirilmesi açısından büyük bir öneme haiz.
Karşında ki diğer siyasi görüş(leri)ü, namzedi; düşünceleri, programları ile değil karikatüre dönüştürecek bir dil ile tahfif ederek hem kendi tabanına hem karşıya iki yönlü mesaj vermek suretiyle alt etmeye çalışıyorlar. Karşıtlıkları duygusal boyuttan gerçek boyuta derinleştirerek plan ve programsızlığın üstünü kalın bir gürültü tabakası ile örtüyorlar. Hattı zatında toplumsal kaynaşmanın yerini alan kamplaşmalar, birlikte yaşama kültürünü derin bir şekilde yaralamaktadır. Konuşmaların çoğu hamaset yüklü olduğundan ne söylendiğinden daha çok ne ima edildiği ile ilgileniliyor. Bu ilgi de, bu siyasi yaklaşım biçimi de odak saptırmaya, amacı gizlemeye, gerçeği gölgelemeye yararken, duyguların harekete geçmesi neticesinde her şey bağlamından kopar. Bu kopuş ile aslolanın ne olduğu hiçbir şekilde sorgulanmaz ve düşünülmez, hiçbir yerde esamesi okunmaz.
Dolayısı ile bu durum her türlü farklı oluşumu, sözü, tezi, siyasi düşünceyi ve farklı duruşu olanı ya red, ya inkâr ve itibarsızlaştırma ya da kendi düzenine uydurma, yeniden biçim verme veya büyük havuza alarak farklılığını yok etmeye kadar varıyor. Görünürlüğün tek boyutluluğu günümüz dünyasının en etkili icadı olarak her zaman devreye girer ve her şeyi yeni baştan tanzim eder. Bugün iktidarların tayin etmediği her şey bu durum ile yüz yüzedir. Sistemlerin en önemli iki gücü “etkileme” ve “bozma” dır. Bu ikisi, sistemlerin kendilerine muhalif olarak algıladıkları her oluşuma karşı çevirdikleri önemli silahlardır. Onun için bugün imaj her türlü erdemin, değerin önünde yer almaktadır. “Karizmatiklik” bu imaj dünyasının en önemli anahtarıdır. Onun için sahte, hakikiden daha çok kabul görür. Çünkü imaj, onaylanmaya ihtiyaç duyarken hakiki’nin böylesi onaylamalara ihtiyacı yoktur. Onun için konjonktür ne derse desin, devir susuzluğunu giderme devridir. Hakikiye olan susuzluğu giderme devridir. Çünkü imaj geçicidir, hakikat ise kalıcı. Hoşça bakın zatınıza...
TAŞ GEMi
“Doksan senelik ömre, İlâhi, bu mu gâyet?
Bilmem ki ne âlem bu cedel-gâh-ı maişet!
Korkunç oluyor böyle hakikatleri, gerçek,
Sa’ di gibi bir asr-ı faziletten işitmek.”(Mehmet Akif Ersoy)
Not: Bu aralar büyük besteci ve Türk musikisinin büyük emektarı merhum Cinuçen Tanrıkorur dinliyorum. Dolayısı ile Türk musikisi ve makamlarına, taksimlere ilgi duyuyorum. Eğer dilerseniz ondan “Mühayyerkürdi Taksim”i dinleyebilirsiniz. Kalan Müzikten çıkan “Türk Müziği Ustaları” albümüne de bir bakabilirsiniz.
Dağarcık
“Modern dünya, nesiller boyunca kendini dönüştürdüğünden, gözetim de sürekli değişen bir karaktere büründü. Günümüzün modern toplumları o denli değişken görünüyor ki, bu toplumların “akışkan” aşamada olduğu söylenebilir. Daima hareket halinde ama kesinlik ve sınırlardan yoksun olan günümüz vatandaşları, işçileri, tüketicileri ve gezginleri de hareketlerinin gözetlendiğinin, izlendiğinin ve takip edildiğinin farkındalar. Gözetim akışkanlaşıyor.” (Z.Bauman ve D. Lyon’dan tadımlık)
Tekke
Doğum ve ölüm sudaki hava kabarcıklarına benzer. Su hakikidir. Kabarcıklar geçicidir; sudan fışkırır tekrar suyun içine düşer. İlâhî varlık da sonsuz bir ummandır; ruhlar onun habbecikleridir. Ondan doğarlar, onunla var olup, tekrar ona dönerler. (Sri Ramakrishna’dan tadımlık)
Bir Lahza
“-Unutmak insanlara verilen en güzel hediyedir.” (Şahsiyet’ten)
Bize Kadar
1- Ne zaman insanın içi daralsa, güzel bir söz gelir ve bulur onu. Bu böyledir. Bak yine geldi. Tam da ihtiyaç anında… İmam Şafi güzel bir su serpti geçti. “Eğer insanlar seni zorluklar içerisinde yalnız bırakmışlarsa, anla ki Allah kendisi seni kollamak istiyor.”
2- Abdurrahim Karakoç (Rahmet olsun), ne güzel özetlemiş. Çerçeveletip gönlümüzün en güzel yerine asmalı. “ ‘Müstahaktır’ diyerek insaftan vazgeçilmez,/ Zorda kalınsa bile hayduttan dost seçilmez, / Bulutlardan yağacak rahmet gecikse dahi, / Vebal akan çeşmeden tek damla su içilmez.”
3- Malcolm X, “Bize kalmayacak bir dünya için, bize kalacak günahlar biriktiriyoruz” der.
4- Bazen bir söz hep yanınızdadır, sürekli aklınıza gelir, örnek verirsiniz yahut üstünde durursunuz bu güzel bir öğüttür, öyle düşünürsünüz. Ancak yaşanınca tecrübedir ve artık kıymetlidir, isteseniz de sizden ayrılmaz çünkü bir parçanızdır. Merhum Mehmed Zahid Kotku’nun şu sözü de öyledir: “Ummazsan küsmezsin. Küsmezsen kızmazsın. Kızmazsan bu âlemde geçinemeyecek ne var.”