Görünenler ve görünmeyenler

Abone Ol

Şu zamanda, gerek siyasada ve gerekse düşünce hayatında her şey ortadaymış, açıktaymış, biliniyormuş gibi görünse de hiçbir zaman gerçek bir durum değildir. Görünen ve görünmeyenler arasında perdeler bulunuyor. Bu perdeler ister kalın duvarlar, ister zar gibi kimi şeyler veya görünmeyen soyutluklar olsun asıl olan ile olmayanı ayırt edilemez.

Hayatlar kurgulanıyor, kurumlar özellikle bu anlamda kendileri açısından koruma altındadır. Hemen yanı başlarında olup bitenlerin bile farkına varılamıyor. Olaylar ve durumlar olur, bir şeyler olup biter, ondan sonra anlaşılmaya başlıyor.

Geçmiş ile ân arasında bir karşılaştırma olmadıkça, toplumsal değişimlerin, tarihi evrelerin durumları iyi bilinmedikçe değerlendirmeler sağlıklı olamıyor. Toplumların değişimi sosyoloji biliminin doğuşuyla birlikte genel bir değerlendirme yapılır. Türk milliyetçiliği üzerine olan sosyolojik çalışmalara baktığımızda ilginçtir ki, temel diye sayılan kaynak eserler Yahudilerin üniversitelerinde yapılmış, yapılmaktadır. Bir başka deyişle ülkeler ile ilgili hazırlıklar da böylesi bir tutum içermekte. Elimizin altında önemli araştırmaya dayalı eserler var. Bunlar Uriel Heyd Türk Ulusçuluğunun Temelleri, David Kushner’in Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu. Bu iki eser de İsrail’de Hayfa Üniversitesi’nde yapılmış olan çalışmalar. Bu eserler döneme ilişkin temel kaynaklar olarak kabullenilir. Gene 2008 yılında Jön Türklerin Filistin’i başlıklı Hayfa Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyum bildirilerinin kitaplaşmasıdır. Bir ara doktora çalışmasını yaptığında Yedi İklim dergisine de bir ağabeyimiz tarafından getirilen Hakan Yavuz. “Ortadoğu ve Türkiye’de İslami Akımlar” konusunda doktora yaptı. Doktora danışmanı CFR’nin (Dış İlişkiler Konseyi) üyelerinden Prof. Dr. Mervin Crawford Young’du.” Bize geldiğinde Boğaziçi Üniversitesi’nde doktoraya başladığını söylemişti. Doktorası bitip akademik ünvan aldıktan sonra Türkiye’de yoğun olarak göründü. Utah Üniversitesi’nde akademisyendi artık. Bir TV programındaki bir karşılaşmamızda doktorasını İsrail’de yaptığını itiraf etmişti. Dönemler ve dönüm kesitleri bu açıdan bakılınca daha iyi anlaşılır.

Başlangıç niyetleri ile sonuçlar birbirinden farklıdır ne yazık ki.

Yahudilerin Türkiye sosyolojisi üzerinde bu kadar durmalarının nedeni nedir? Önemli konular ve dönemlerle de örtüşmektedir bu tür çalışmalar. Milliyetçilik, İslâm milleti içinde girdirilmiş, dağılışına neden olmuş bir gerçektir. Irk ve milliyetçilik olgusu derinleştikçe krizler büyümüş, önü alınamamıştır.

Şu soru sorulabilir, ilk dönemlerinden itibaren Yahudiler Türk milliyetçiliğiyle neden bu kadar ilgilidirler? Bu konuyla ilgili yeteri derecede bir araştırma var mıdır bilmiyorum açıkçası. İyi araştırılırsa birçok araştırma olduğu görülecektir. Yahudiler ister sevsinler ister sevmesinler her tür milliyetçiliğe ilgi duyarlar. Özellikle de kendilerini doğrudan ve dolaylı olarak ilgilendirmesi yeterlidir. Kimi keskin Türk milliyetçilerinin Müslüman olan diğer ırklara öfkeli oluşları, nefretleri böylesi bir psikolojiye dayanır.

Irk ve milliyetçiliğin tırmandığı şu yakın zamanda kimi siyasilerin bu keskin tutumları bu bağlamda değerlendirilebilir. Türk milliyetçiliğinin keskin savunucusu olan bir parti başkanının gene benzer bir şekilde Yahudi akademisyen ve kurumlarla iç içe olduğu görüldü. Saldırgan dil ve tutumuyla bir hayli de öne çıktı. Sonradan nelerden geçip geldiği anlaşıldı.

İslâmî kesimlerin siyasada söz sahibi olmaları, kimi cemaatlerin giderek görünür olması, sosyolojik açıdan araştırılmaya değerdi. Ben de bir dönem aktif olarak siyasanın içinde idim. Bu yükseliş döneminde kimi üniversitelerin, özellikle Boğaziçi, Bilgi ve başka üniversitelerden gelen öğrencilerin sosyolojik araştırmalarına tanık oldum. Bizimle de muhatap oldular. O zaman da neler olup bittiğinin farkında idik. Hakan Yavuz’un da bize gelişi bir rastlantı değildi. O zaman rahatsızlığımızı belli etmiştik.

Gerçekler bilinmeden duygu ve dalgalar insanları sürükler götürür.