Karşısındakileri sadece tehdit unsuru olarak gösteren
siyaset gelecek için ümit vadetmiyor. Bu tehditle sürdürülen yönetim de huzur
vermiyor. Türkiye de her şeyi biz ve onlar diye ikiye ayıran seviyesi düşük
tartışmaların artması bunun bir göstergesidir. Yapılan konuşmaların nefretle
başlayıp birlik mesajlarıyla bitmesi dram, görevini yapması için seçilenlerin
görevini yapmak yerine propagandasını yapması ise trajedidir. Yaşanan her
olumsuz olay, Türkiye nin simgesi oluyorsa, farklı kesimlerin bir arada
yaşamaları için gerekli olan buluşma alanları yok ediliyor demektir.
Hemen her konuda toptan vekâlet isteyen bir anlayışla
yönetilmek, demokrasi ile bağdaşmaz. Bu noktada, devlet adamının kaşına,
gözüne, adına, soyadına değil, görevini yapıp yapmamasına bakılmalıdır.
Yönetilenler de, bu açıdan neye önem verdiğini yeniden sorgulamak zorundadır!
Çünkü hukuk devletinde sorunlar tehditle çözülmez, bu şekilde davranan iktidar,
zamanla toplumsal meşruiyetini yitirir. Bir ülkede gitsin tartışmaları
başlıyorsa toplumsal meşruiyet sorunu yaşandığı açıktır. Bugüne kadar kim
gelsin yerine kim gelmesin diye yürütülen sürecin hazin sonudur bu
Devlet adamı, insanların tamamını ilgilendiren
meselelerde politika üretmek, görev bilinciyle hareket etmek zorundadır. Sadece
kınamak ya da öfkeli açıklamalarda bulunmak görev değil, görevin
propagandasıdır. Propaganda yaparak değil, danışma yolunu benimseyerek yol
almak gerekiyor. Bugün danışma nın bile propagandasını yapanlar, sadece
danışman atamak yoluyla parti bağnazlığına saplandıklarının bile farkında
değil! Görev bilinciyle soruyoruz: Nasıl oluyor da, bir ülkenin başkenti, 5
ayda 3 kez, hem de bu kadar rahatlıkla bomba yüklü araçların hedefi
olabiliyor
Siyasi güç hesapları için her şeyin feda edildiği,
pazarlık konusu yapıldığı bu olumsuz şartlarda umudu kim temsil edecek Bu ülkeye
umut olmak; vasıf üzerinden gerçekleşebilir. Ciddiyet isteyen tüm meseleler
çizgi siyasetiyle çözülebilir. Çünkü devlet adamlığı bu vasıf ve bu çizgi
sayesinde oluşur. Bunu sağlamayan zihniyet, mevcut sorunlara çözüm bulmak bir
yana, her sene yeni ihtilaf ve kutuplaşmalarla etrafımızı kuşatacaktır. Ya
seçilmişlerin görevlerini yerine getirmesi, ya da yönetenlerin yeniden
seçilmesi dışında bu süreçten çıkış yoktur. Görevlerini propaganda üzerinden
yaptıklarını zannedenler, ya bu anlayışı terk edecek ya da terk edileceklerdir.
O halde sorunların sonuçlarıyla değil, kaynağı ile
mücadele edilmelidir. Böylelikle sorundan soruna geçiş yapan bu sarmaldan bir
an önce çıkılmalıdır. Bu çıkış, sivil siyaset alanının genişletilmesiyle mümkün
olacaktır. Aksi takdirde sorunların ağırlığı o kadar artacak ki;
kaldıramayacağız! Hiç kimse bu ülkenin geleceğine bunu yapamaz, çünkü bu, ağır
bir insanlık suçudur. Bir devlet, vatandaşına galip gelmek için değil, görevini
yapıp saygı görmek için var olduğuna göre bunu tesis edecek anlayışlara kapı
aralanmalıdır. Çünkü hiç kimse vazgeçilmez değildir ve çare aramak görev
adamının en büyük sorumluluğudur.