Bugün insanları en çok ilgilendiren konu, hatta birçok şeyi onun üzerinden tasnif etmek de beis görülmeyen şey “kimlik” tir . Kimlik aidiyetleri, farklılıkları belirleyen temel öğe gibidir. Nitekim kimlik bilinci sürekli vurgulanarak insanların yeri, hareketleri, sınırları belirlenir. Kimliği ortaya çıkaran şey ne ise nasıl bir anlam yüklenmişse yaşantıda ona göre şekillenir. Kimlik bilincimiz bir arada yaşadığımız insanların yargılarına hapsolmuştur. Bu bakımdan hayatımızın rotasını belirleyen şey, gel-git’lerin kaynağı da başkalarının bizimle ilgili ne düşündüğüdür. Bu o kadar etkili bir baskı aracıdır ki insanları çoğu zaman benimsemediği içinde asla mutlu olmadığı kalıplara, rollere girmesine neden olur. Başkalarının düşünceleri, ilgileri, beklentileri insanların hayatını yiyip bitiren bir kurda dönüşür.
Modern dünyada bu başkalarının ne dediğinden daha da sert bir etkiye sahip olan şey günün modası, trendleridir. İnsanlar bulundukları yere, statü ve rolüne göre uygun kişilik özellikleri hatta davranış kalıpları geliştirmek zorunda kalır. Eğer soyunduğu rol ya da edindiği statüyü koruyup, geliştirmek istiyorsa sürekli trend olanı satın almaya mecbur bırakılır. Günümüz dünyası içsel zenginliklere, duygulara, manevi olanlara değil fiziki olana, görünene yani maddeye itibar ediyor. Hani hocanın “ye kürküm ye” hikâyesindeki gibi görünüşü her şey olarak belirleyen bir yaşam biçiminde kimliğin neye tekabül ettiği ve o kimliğin kişiyi nasıl biçimlendirdiği her gün göze kırk defa batırılıyor.
Bugünün insanı için kimlik sadece statülerini, rollerini muhafaza etmek için belli bir profesyonellikte yürütülecek bir strateji işidir. Ve o strateji sürekli güncellenmek ve etki alanını korumak zorundadır. Onun için insanlar sürekli yüksek statüler elde etmek isterler şayet oraya ulaşabilirlerse orada elde edilecek şeyler gayet keyfe uygun şeylerdir. Ki görece para , özgürlük, rahatlık, mekân, zaman ve imkânlar sağlar. Onun için ortaya çıkan “kimlik” sürekli hata vermektedir. Aileden okula, okuldan sokağa kadar bu baskının kıskacında hayatta, daha doğrusu ayakta durmaya teşvik eder. Bu dünya , rekabet dünyasıdır. İşte insan, en başından en güçlü olmaya teşvik edilir. Ki sevilmek, beğenilmek, takdir görmek aşırı önemlidir. Ulu orta bir arzu ve hırstan beslenir.
Niteliklerin önemini kaybettiği her şeyin istatistikî bir veriye dönüştürüldüğü günümüzde, kimlik ana belirleyici olmaktan çıkmıştır. İnsan sürekli statüsünü, rolünü koruyup kollamak zorunda olduğundan duramaz, geriye dönüp bakamaz hale gelmiştir. Haliyle gerçek bir kimlik olarak varlık gösteremeyince sanal bir kimlik edinerek bütün marifetini bu sanal âlemin üzerine kurgular. Kimlik bir kişinin kişiliğinin ana meseledir. Bugün yaşanılan nahoş görüntülerin temelinde haklı olarak zayıflama, gerileme ve kayıplar etkili olmuştur. Bakıldığı zaman bir insanın bu çemberi yarıp dışarı çıkması oldukça zor görünüyor. Hayatın akışı içinde bütün zorluklarına rağmen insanın doğru bir kimlik inşa edip, bir kişiliğe ulaşması yeryüzünün yeniden ahenk bulması için önemlidir. Kişilik, bütün edinilen statülerden daha güvenli bir yerdir. Orası insanın özüne uygun bir yerdir ki huzur oradadır. Şahıs olmak ve var olmak başlı başına bir meseledir ki bu meseleye sahip olabilenler “şahsiyet” olurlar. Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMİ
“Hiçten su çekmeyi biliriz
Bilmezsiniz ama bunu siz
Öyle, kendiliğindedir yaşama
Bilmezsiniz .”
(Doğançay’ın Çınarları, Oruç Aruoba)
Not: Bu hafta: *Erhan Aydınlı, Ahmet Kaya’dan, “Bizim Hikayemiz”i anlatsın der. Saz gelir dile. Bir güneş ardından elleri bağrında olmak, yolların ateşli oluşunu anlatıyor. Ve neden sabah olmuyor?
* Kıymetli Cemil kardeşim, Grup Alzaymır’dan “Tutuşur Dizelerim”i dinleyelim der. Eski yaraların umarsız gelişine karşı koru kendini diyor. Güzel dokunaklı bir yorum…
*Mahmut Örün, Suavi’den “Tükenme”yi dileyelim der. Bekleme! “Ben senle güneşi bulmaya geldim. /Ürkme! / Kavganı sormaya geldim/ Gücenme! Güneşten sunmaya geldim.”
*Contante, Erkan Oğur’dan “Şu karşıda görünen yayla ”yı dinleyelim der. Kentin soğuk, sert çehresinden kaçmak için yüzünü çevireceğin ya da zirvesinde serin sularından kana kana içeceğin ve rüzgârına kaygılarını yükleyeceğin ne dağlar ne de yaylalar var. İyi ki türküler var, kanadına selam bağlayıp gelen.
Bize kadar:
1- İhsan Fazlıoğlu Hoca, “Tarih, bir gelecek idrakidir; bir milletin gelecek idrakine aktarılan geçmişi o milletin tarihi olur” der.
2- EliasCanetti, “İnsan, kendisi için anlam taşıyan şeyleri düşler”der.
3- Rahmetli Akif Emre’nin kitabı çıktı. Büyüyen Ay yayınlarından çıkan kitap, güzel bir adamın izlerini takip etmek için iyi bir fırsat. Müstağrip Aydınlar Yüzyılı isimli kitap, güzel bir bakiye istifade edebilene…
Dağarcık
Dünyadaki bütün bu hırgür bu keşmekeş neye hizmet ediyor? Para hırsı ile canımızı dişimize takmış zenginlik, iktidar ve mükemmellik peşinde koşuyoruz; bu koşunun sonunda ne bekliyor bizi? Doğanın gereklerini mi yerine getirmeye çalışıyoruz? En yoksul işçinin yevmiyesi bile doğanın gereklerini yerine getirmeye yeter. Öyleyse daha iyi şartlarda yaşamak adını verdiğimiz o yüce amacın nasıl bir yararı var bize? (Adam Smith’ten tadımlık)
TEKKE
“Artık gecikmeyin. İşe bu gece başlayın! Arzuladıklarınızı, sahip olmak istediklerinizi unutun! Onlara sahip olmanız gerektiğini söyleyen kim ki? Arzuladığınız şey, belki de içinde sizin mahvınızın tohumunu taşıyordur. Benim saadetim, Peygamberimin (a.s.m.) sünnet-i seniyyesi içinde kaybolmakta ve Rabbimin Esmasına şahitlik etmekte saklıdır.” (MuhyiddinŞekûr’dan tadımlık)