Eski dostum Mukadder Başeğmez…
Gördüğüm, bildiğim insan.
Bugün onu yazmak istiyorum. Hemen peşin olarak söyleyeyim,
bildiklerimi yazacağım. Gerçeğe uymayan bir şeyler yazarsam, anlayın ki,
hafızamın beni yanıltmasındandır. Kabul edelim ki, yaşlandık. Şayet böyle bir
şey yazarsam sizlerden ve kendisinden peşinen özür dilerim.
Gördüğüm Mukadder’i Refah Partisi’nin ilk kuruluş yıllarında
tanıdım. 1984 diyelim. İstanbul İl Mali Komite Başkanı idim. O, Şişli ilçemizde
görevli iken, İl Başkanlığı tarafından, kurmakta çok zorlandığımız Bakırköy
ilçesine başkan olarak görevlendirildi. Genç, heyecanlı, çalışkan ve konuşkan
bir insandı. Hepimiz gibi maddi imkanları çok kısıtlı olmasına rağmen,
yardımlaşarak ve destekleşerek kısa sürede Bakırköy’ü faal bir duruma getirdi.
Bakırköy dersem, devasa bir ilçe, bugünün 8-10 ilçesinin bölünmemiş hali.
1984-1991 yıllarında yokuş çıkan bir kamyon gibiydik. Zorluyor, yırtınıyor,
çırpınıyor, ama hep ilerliyorduk. O da paralel olarak Bakırköy’ü ilerletiyordu.
Eski dostlarımızdan Naci Çelik, Ünal Kaçır, Dursun Yılmaz, Ahmet Taş, Muzaffer
Kara, Rahmetli Necip Yarız ve diğer arkadaşlar... Bakırköy’de görevli bu
kardeşlerimizin bu çalışmalardaki emeklerini unutmak mümkün mü
Gördüğüm Mukadder’in, etrafında bulunan insanların kılık
kıyafetlerine fazla müdahil olan bir yapısı vardı. Bu yüzden bazen
yumruklaşmalara varan arbedeler de yaşıyorduk. Eski TBMM Başkanı Mehmet Ali
Şahin’in, gördüğüm Mukadder’e laf sokuşturması yüzünden bir üyemizi
yumrukladığını hatırlıyorum.
Gördüğüm Mukadder’i 1991 yılı genel seçimlerinde İstanbul
milletvekili olarak TBMM’ne gönderdik. Hatırladığım kadarıyla İstanbul’dan 4
kişi seçilmişti Refahlı olarak. Diğer milletvekilimizden biri de Mustafa Baş
idi. Mustafa Baş ile ilgili yazılası çok anılarım var. Ama başka bir yazıya
bırakıyorum.
Gördüğüm Mukadder, TBMM’de bulunan Refah grubunun renkli bir
üyesi olarak görev yaptı. Bir dönem değil galiba üç dönem görev yaptı. Sık sık
medyada görünür, renkli bir kişilik yansıtırdı. O dönemlerle ilgili sık
görüşmelerimiz olmadığı için bilgilerim azdır. Ancak İstanbul’a teşkilat
programlarına geldikçe görüşebiliyorduk. Beni her gördüğünde sırtıma vurarak,
harekete büyük hizmetler etmekte olduğumu, sessiz çalışmalarımı çok az kişinin
bildiğini ifade etmeye çalışırken ben onu bu konuda fazla konuşturmazdım.
Sadece onu değil, başkalarını da pek konuşturmayı sevmez, sözü değiştirirdim.
Gördüğüm Mukadder bir gün bize sürpriz yaptı. Partiden
istifa ettiğini açıkladı. Şok bir haberdi benim için. Çünkü karakteri ile hiç
bağdaşmadığını düşündüğüm Liberal Demokrat Parti’ye geçeceği haberini aldık.
Ama çok değil 2 gün sonra istifasını geri aldığını açıkladı.
Gördüğüm Mukadder İstanbul’a geldiğinde istifa ve geri alma
olayını özel olarak bize açıkladı. İstifa ettiği gece Merhum Liderimiz
Erbakan’ı rüyasında görmüş. Ona bu istifanın manevi olarak yanlış olduğunu, bu
yanlışlığı düzeltmesini rüyasında söylemiş. Ertesi gün de Erbakan’ı görmüş.
Kendisinden, gece gördüğü rüyasını ima eden anahtar sözler duyunca, koşa koşa
gidip istifasını geri almış. Bundan çok etkilendiğini biz de fark etmiştik.
Erbakan Hocamızın keramet sahibi ve ermiş bir kişi olduğunu, bu yanlışlığı asla
bir daha yapmayacağını ifade ediyordu.
Gördüğüm Mukadder, dediğini de yaptı. AK Parti ayırımında
vefalı isimlerin başında yer aldı. Çalışmalara katıldı. Konuşmalarıyla
gayretleriyle Saadet Partimiz’in destekçisi ve tabanda bir elemanı olarak
koşmaya devam etti. Çalışmalarda hep Erbakan Hocamız için övücü sözler
sarfeder, rüyasını anlatırdı. Bir dönem de İstanbul Büyükşehir Belediye başkan
adayımız olarak gayretli ve özverili çalışmalarını beraberce yürüttük. Ama beni
her gördüğü yerde yukarda yazdığım türden iltifatlarını ifade eder, kitaplarımı
metheder ve tarih bilgimi tv kanallarından izlediğini, beni tebrik ettiğini
söylerdi. Söylemekle kalmaz, gecenin ilerleyen saatlerinde bazen takdirlerini
belirtmek için bana telefon ederdi. Anlardım ki tv seyretmiş.
Gördüğüm Mukadder’in beni en çok şaşırtan hareketi,
Saadet’in 11 Temmuz 2010’da yapılan olağanüstü kongresinde, Liderimizin ikaz ve
yol göstermelerine rağmen, ayrılıkçı kapıları açan listede yer almasıydı.
Neden, niçin, nasıl anlayabilmem mümkün değildi. Böylece gördüğüm Mukadder,
“Kördüğüm Mukadder” haline dönüştü.
Kördüğüm Mukadder, ayrılıkçı başı Numan Kurtulmuş ile
beraber yürümeye başladı. Saadet’i ele geçirmeye muvaffak olamayınca, “Has”
macerası ile yola devam etmek için yine ön saflarda yer aldı.
Kördüğüm Mukadder’in Has Parti Büyük Kongresi’nde yaptığı
konuşma, kördüğümü katmerli hale getirdi. Daha önce keramet sahibi olduğunu her
gittiği yerde ifade ettiği Liderimizin, kul hakkı ile iki büklüm olmuş,
yürümekten aciz hale gelmiş olduğunu söylemesi, doğru söyleyeyim ki herkesi
olduğu gibi beni de hem şaşırtmış, hem de öfkelendirmişti. Ne var ki bu dava,
öfkeyle hareket etmeye müsaade etmeyen bir davadır.
Kördüğüm Mukadder’in bu şaşırtıcı konuşmasından kısa bir
süre sonra, Liderimizi Hakk’a uğurladık. Onu cenazeden sonra bir kere gördüm. Kanaatim
o oldu ki, üzgün, pişman, utancından ezilmiş biri olarak buldum. Ya da bana
öyle geldi. İnternette şahit oldum. Milli Görüşçü gençler onu adeta
kıstırmışlar, o ipe sapa gelmez konuşmayı soruyor ve yer yer kaba sözlere varan
tepkiler koyuyorlardı. Kendisi de bu konuşmada Erbakan’ı kasdetmediğini ifade
ederek, aynı tonda gençlere cevap yetiştirmeye çalışıyordu. Gençlerin üzerinde
durduğu da şu idi:
- Erbakan’ı kasdetmedim diyorsun ama, sözlerindeki fiziki
tarife uyan başka kimse yok!
Gençleri teskin etmek için bazı cümleler kurdum ama tepkiler
bitecek gibi gözükmüyordu. Anladım ki Lider ile helalleşememiş. Eziliyor
büzülüyor. Agresifleşiyor. Söylediklerine bin pişman gibi gözüküyor. Muhtemelen
rüyasında bir takım şeyler görüyordur. Evvelki gördüğü türden şeyler olabilir.
Kördüğüm Mukadder’in, her nasıl ikna edildiyse, bindiği Has
teknesinin, gidip de kendisinin ömür boyu mücadele ettiği bir siyasi hareketin
limanına demirlemesinden sonra ne hale geldiğini, nasıl kahrolduğunu görmesem
bile tahmin edebiliyorum. Ömür boyu “Başeğmez” olarak şöhret yapan bu insan,
öyle sanıyorum ki, şimdi dizleri üzerine iki büklüm çökmüş, yaptığı yanlışların
ve sarf ettiği o cümlelerin altında ezilmiş durumdadır. Nitekim AK Parti’ye
transfer töreninde, arka sıralardan birine iki büklüm oturmuş, kimsenin yüzüne
bakacak hali kalmamış bir insan görünce içim cız etti. Ömür boyu koltuk hırsı
nedir bilmeyen bu insan nasıl bu duruma getirildi diye! Daha sonra ise sık sık
belediyelerde görülür olması acaba iş takibine mi başladı diye insanı
şüphelendiriyor! Tanıdığım biri kulağıma kendisinin talih oyunlarına merak
sardığını söylemesi üzerine:
- Yok canım, bu haber yanlıştır. Bu ona yakışmaz! Diye tepki
koydum.
Kördüğüm Mukadder’e acizane ve 30 yıllık hukukumun verdiği
cesaretle şu öğüdü vermek istiyorum:
Kardeşim Kördüğüm Mukadder! Yanılmaz olan bir Allah’dır.
Kendini kahretme. Tövbene devam et. Çok sevdiğini yakınen bildiğim Lider ile
sağlığında helalleşememiş olabilirsin. Bu durumun seni nasıl üzdüğünü de tahmin
edebiliyorum. Ama aklına hiç geliyor mu, Erbakan vefat ettiyse evladı ve ahfadı
var Bir gün bir ziyaret gerçekleştirerek hiç olmazsa onlardan helallik
istemen, durumunu biraz olsun rahatlatır diye düşünüyorum. Belki çekiniyor
olabilirsin, benden sana bir tüyö olsun: Hocamızın o eşsiz nezaket ve
hoşgörüsü, şükürler olsun ki evlatlarına miras olarak geçmiştir. Kimsenin
hatalarını yüzlerine vurduklarına şahit olmadım. Sana karşı da yumuşak
olacaklarına kalıbımı basarım.
Körüğüm Mukadder Kardeşim! 60’lı yaşlara girdik. Eli kılıçlı
Azrail etrafımızdaki çemberini daraltıp duruyor. Kul hakkı ile, hele hele
kerametini senden duyduğumuz Lider hakkıyla öbür tarafa gitmeni asla istemem.
“Başeğmez”liğini kendin aştın. Bari gurur yapma da o ziyareti gerçekleştir.
Ateş çemberinden geçmekte olan ülkemiz için hiç söyleyecek sözün kalmadı mı
Çekildiğin inziva sana fayda vermez. Dilersen ben aracı olabilirim. Seni
sevdiğimden bunu diyorum. Samimi olduğumu da en iyi sen bilirsin!
ÇÖZ KENDİNİ!
Divan günü Yüce Allah ne der,
Hep onurlu gördüğüm Mukadder
Bekleme bir kılıç, bir İskender,
Çöz kendini, kördüğüm Mukadder!..