Gönüllü teşekküllere gönülden teşekkürler, ama

Abone Ol

Daha önce hiç olmadığı kadar etrafımız sivil toplum örgütleriyle dolu.

STK’larla ördük ana yurdu dört baştan.

Teker teker sayacak değilim. Fakat şu kadarını söyleyeyim: Etrafımızda olup biten olumsuzluklara mazeret oluşturamayacak kadar dernek, vakıf ve birlik var.

Üstelik bu kuruluşlar düne göre bugün oldukça iyi koşullara sahip.

Ne yazık ki toplumsal etki alanları için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

MTTB ve MGV gibi örnekleri göz önünde bulundurduğumuzda yetmişli ve seksenli yılların bereketini bu kadar çeşitliliğe rağmen ne yazık ki göremiyoruz.

Doygunluk mu yoksa yılgınlık ve bıkkınlık mı

Ortada bir sivillik sorunu olduğu açık.

İnsan’la başlayan dernek ve vakıflar “insan” ve “insanlık” adına ne yapıp ettiklerinin, “toplum”la başlayan kuruluşlar yine toplum adına ne kadar mesafe kat ettiklerinin hiç muhasebesini yapıyorlar mı

Tabelaların herkesten önce kimlik krizi yaşadığı zamanlarda yaşıyoruz.

Kendine verilen ismin ağırlığı altında ezilen bireylere benziyor iddialı adlara sahip olan dernek ve vakıflarımız.

Adı “Fatih” fakat fetih ruhunu işgal hevesi zanneden evlatların paradoksunu yaşıyor kimileri. Bir sıcaklık, bir sahiplik hissi vermiyorlar.

Hani kimi yazılar vardır başlığı içeriğinden firar edip gitmiştir.

Gönüllü teşekküllerin gönülle ilişkisi buna benziyor.

Kocaman binalarda insan azlığı ilk dikkat çeken şey.

Mahdut sayıdaki insanların birçoğunda ise biraz dikkat ettiğinizde tarihin tavanından dökülen tozlar görürsünüz.

Halk eğitim merkezi gibi çalışması gereken STK’lar ne yazık toplumun yaralarına gerektiği kadar merhem olamamaktadır.

Hatta bir süre sonra toplumdan kendilerini yalıtıp küçük platform insanı olarak yaşamayı maharet sayanlar da az değildir.

İyi de bunca elverişli ortama ve imkâna rağmen artan bereketsizlik ve muvaffakiyetsizliğin sebepleri nelerdir Birkaç cümleyle özetlemeye çalışayım:

*STK’lar hâkimiyet alanı oluşturmak isteyen küçük dünyalı insanların heveslerine hizmet eden yerler haline gelmiştir. Bir şahıs, bir görüş ya da anlayış veya grubun mekânsızlıktan bunalmış hayallerine ortam oluşturmuştur.

*STK’ların başındaki şahısların bir çoğunun kendi karakter, inisiyatif ve duygu durumlarını başında bulundukları dernek, vakıf ve kuruluşlara sirayet ettirdikleri çokça rastlanan bir durumdur. Kuruluşları ilkeler değil mizaçlar yönetmekte, daha doğrusu yönettiğini zannetmektedir.

*Birlik, dernek ve vakıfların boş zamanı çok, gerektiğinde para takviyesi de yapabilecek kişilere emanet edilmesi tek kelimeyle ciddiyetsizlik ve laubaliliktir. Bu kuruluşların başında ufku geniş, gönlü zengin, zihni berrak insanların bulunması emanete riayetkârlıktır.

*Adı “insan” olan bir teşekkül kurmuşsanız nereden ve hangi cihetten gelirse gelsin, diline, rengine, mezhebine ve meşrebine bakmadan her insanı oraya almak zorunluluğunuz vardır. Şayet “efradını cami, agyarını mani” bir kuruluş iseniz o vakit teşekkülünüzün adı “Bazı İnsanlar” olmaya daha muvafıktır.

*Belli bir amaç için bir araya gelmiş insanlarda önce dernek ve vakıfların ruhu ikame edilmeli, sonra o ruhu dünyaya yayma için gerekenler yerine getirilmelidir. Önce bina değil, önce ruh, sonra misyon ve mesuliyet en sonra da tabela.

Sivil toplum kuruluşları küçük iktidar odakları olmaktan çıkarılıp elini taşına altına koyabilme yürekliliği gerektiren teşekküller haline getirilmelidir.

Önce Hılfulfudul ruhu, sonra Hılfulfudül derneği.

Önce başkasının hakkını koruma bilinci, sonra bu bilince sahip olanları müşterek hareket etmeye sevk edecek bir çatı.