Gönüllü muhbirliğin sonu

Abone Ol

Günümüz istihbarat birimlerine “sizin için en tehlikeli insan kimdir, kimi ya da kimleri birinci derecede tehdit olarak görürsünüz” sorusu yöneltilse alınacak yegâne cevap, elindeki akıllı telefonu göstererek “bu ve bunun gibi cihazları kullanmayan kişi ya da kişiler” cevabı olacaktır.

Akıllı cihazları kullanmayan kişinin sıklıkla gittiği mekânları, görüştüğü yakınlarını, ilgi gösterdiği konuları ve hatta ürpertici biçimde ev içi özel yaşamını bilme imkânı zorlaşır. Onu takip etmek için, geçmişte olduğu gibi, ekstra zahmetlere katlanılması gerekir. Ortam dinlemesi, fiziki takip vs... 

Halbuki akıllı cihazların kullanımı, gizemi ve gizlenmeyi engelleyerek denetim ve gözetimin önünü açar. Elbette bu engellenen gizem ve gizlilik akıllı denen cihazı inşa eden üst akıl için bir anlam ifade eder. Zira bilgi akışının mecrasını o belirler, akıllı cihaz gerçekte kimin aklıysa ona takip ve kontrol imkânı bahşeder. Bahşetmenin ana sponsoru/bağışçısı ise ilginç bir şekilde mağdurun/nesnenin bizatihi kendisi olur.

Bugünün geçmişten farkı; sömürücülerin baskı, zor ve dayatma yerine algı yönetimi ve manipülasyon silahını kullanarak rızayı üretmesidir. Kapitalist sistem rızayı da üretilen bir nesne haline getirmiştir yani. Üretilen rıza; adı üstünde gayri iradi bir niteliktedir. Hâlbuki rıza, gönülden olduğunda bir anlam ifade eder.

Bugünün rızası, gayri iradidir. Tuzak için yerleştirilen herhangi bir yiyeceğin kokusuna dayanamayıp attığı ilk adımdan sonra yakalanan canlının kafese hapsedilmesi gibi, işleri kolaylaştırma bahanesiyle yemlenen insanlık bugün teknoloji kafesine hapsedilmiş durumdadır. Öyle bir kafes ki, kafese girmeyenlerin oyun bozan olmakla itham edildiği, aşağılandığı bir ortamın da taşıyıcısı… “aaa, siz hâlâ evinize şu akıllı cihazlardan almadınız mı!” türü cümleler aslında kurbanların herkesi kurban etme yarışına girmesini andırır.

Akıllı cihazların taşıdığı risklere karşın bağımlılığını terk edemeyen insanların özgür olduğunu iddia etmek beyhude bir uğraştır. Üretilen rızanın neticesinde razı olmak durumunda kalınmaktadır. Bugün insanların kendisi hakkındaki en mahrem bilgileri dahi bizatihi kendi rızasıyla tanımadığı, bilmediği üçüncü şahıslarla paylaşıma ikna edilmesi iradiliğin tanımını dahi tartışmaya yol açmaktadır.   

Lübnan’da işgal rejiminin sivillere yönelik siber saldırıları, hepimize bu gerçekleri bir kez daha hatırlattı. Teknolojinin, ifsat edenlerin elinde nasıl bir silaha dönüştürülebileceğini yeniden hatırlamak belki içinde bulunduğumuz gevşemeyi bir nebze olsun durdurmaya katkı sunar.

Fazla değil, daha bundan on beş sene evvel katıldığı toplantılarda güvenlik endişesiyle telefonların bataryasını çıkartan, hatta telefonları toplantı salonu dışında tutan şuurlu insanların dahi bugün bırakın bunları yapmayı, bir de üstüne kendi iradeleriyle toplantıların kaydını dahi yapar hale gelmesi gibi bir garabet durum ile karşı karşıyayız.        

İnsanlar adeta bilmediği, görmediği ve hatta düşman bellediği istihbarat birimlerinin gönüllü muhbirleri haline geliyor. Lakin tek bir farkla… Muhbir, muhbir olduğunun farkında olmuyor. Bu gerçek hatırlatıldığında ise kısa bir şok halinden sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden devam ediyor. Çünkü iradesizliğin getirdiği tükenmişlik, zihni ve bedeni esir alıyor. Hazcı esaretin yol açtığı atalet, tüm benliğine hâkim oluyor. “Cihad izzet ve aydınlık, gevşeklik zillet ve karanlıktır” sözünün mahiyeti apaçık ortaya çıkıyor.

Haftaya bu konuya devam edeceğim ancak başka bir veçhesiyle konuya yaklaşacağım nasipse. Bugün, elbette hepimizin bildiği ama engelleyemediği kendi esaretimizi anlattık. Küresel sistemi elinde bulunduranların bizi kendi elimizle nasıl vurduğunu anlatmaya çalıştık ama şu anda aynı zamanda başka yeni bir gelişme daha var. Bizi hapsedebilmek için teknoloji üzerinden şeffaf olmaya iten Siyonist şebeke, cihadın izzet ve aydınlığı sayesinde kendisi de şeffaflaşmak zorunda kalıyor artık. Şiddeti belirginleştiren bu şeffaflık, mücadelenin yeni bir safhaya geçmesi anlamına geliyor. Haftaya kaldığımız yerden devam edeceğiz.