Gönül ve Ruh Ferahlığı

Abone Ol

İnsanlığın bunalım ve cinnet hâlinde olduğu, bunun bir veba gibi bulaşık ve yaygınlaştığı bir zamandayız. Zaman, insanın içinde bulunduğu süreç. Değişmeyen ve var olan. İnsanlar o büyük manevi akış içinde yaşıyorlar. Dönemini tamamlayan bu dünyadan çekiliyor ebedi olan hayata geçiyor. Zaman orada da devam edecek. İnsanın yapıp ettikleri onun orada karşılığı olur. İyi, kötü, günah, sevap ne varsa orada kendisini bulur. Bir tanığa gerek yok, tanık kendisinin yapıp ettikleridir ve kayda geçenleridir. Hiçbir kimse kendinden kaçamaz.

İnsan kişiliğiyle tanımlanır. Hâl ve davranışları, eylemleri, asıl yüzünü oluşturur. Bir de insanın bilinmeyen ve görünmeyen bir yönü var. İç dünyası. İnsana en kapalı olanı. Bir insanı tam anlamıyla tanıyabilme ve kavrayabilme çok sıkı ilişiklerle anlaşılabilir. Bu da zaman alır. İnsan en bilinmez bir varlık. Başlangıçta çok iyi bilinen bir insan yakın ilişkiler sonucunda beklenmedik durumlar ile karşılaşılabilir.

Bu sorun evliliklerde daha çok belirginleşir. Günümüzde evliliklerin uzun sürmeyişinin birçok nedeni var. İnsanlar birbirlerine üstünlük sağlama yarışında olunca zamanla artık birbirilerini çekemiyorlar. Bu, gerek ekonomik nedenler olsun, gerek bilgi üstünlükleri olsun, bunlar da birer neden. Bunlara çok başka şeyler de eklenebilir. Başlangıçta aşk gözü birçok şeyi görmeye engel. Ya da başlangıçta kimi ayrıntılar çok da önemli olmuyor. İnsan, sınırlarını aşınca artık kusurlar görülmeye başlanır ve bunlar da sivrilir. Sadi-i Şirazî’nin çok sevdiğim ve önemsediğim bir beyti var.

“Kusur arayan göz hüner görmez

Rıza gözü kördür kusur görmez”

Tahammül sınırları aşılınca artık en küçük kusurlar dağ gibi büyümeye başlar. Birbirlerini anlama ya da tamamla duygu ve düşüncesi ortadan kalkar.

İnsan birbirini tamamlayan varlıklar. Birbirlerinden ayrı yaşayamazlar. Her halükârda birbirlerine gereksinimleri var. Doğası gereği asla kopamazlar.

Manevî yoksunluk insanı iyice kuraklaştırdı. Çıkarcı anlayış bütünüyle hayata egemen halde. Materyal bakış insanı körleştirdi. Eşya tutkusu, aşırılıkları insanı tanınamaz hâle getirdi. Bu, insanın ahlâkî sınırlarını zorluyor. En olmadık yollara başvuruyor.

Toplumsal cinnet ileri aşamada. İnsan en saf hâliyle tanınamaz ve bilinemez halde. Hayat sadece bu dünyadan ibaret sanılınca artık insan için hiçbir sınır kalmıyor.

Sosyal medyadaki bilinmezlikler ya da büyülü alanlar insanı iyice etkiledi. Sınırlarını terk etti. Sunulan sanallıklar aldatıcı. İnsan çok kolay kapılabiliyor. Böyle olunca da artık dengesizlik ve düşüncesizlik baş gösteriyor. İpin ucu kaçınca geri dönüşü de olmuyor.

Manevî huzur insanı ferahlatır ve süreklilik sağlar.

Müslümanların doğal yaşayışlarında sınırlar doğaldır. İnsanı zorlayan alanların dışında kalınır. Dünya hırs ve tamahı kendiliğinden kontrol altındadır.

Nefsin arzuları sınırsızdır, doymak bilmez. İnsanın uçurumudur nefsi hırs ve tamah. İnsanın başının belâsı.

Toprak insanın gerçek yüzünü yansıtır. Eskiler hırs ve tamaha aşırılıklara kapılınca yüzüne bir avuç toprak serpilirdi. Kendisi kendisine anımsatılırdı. Bu tabiî sembolik bir durum.

Hırs ve tamah insanın sevgisin, anlayışın, hoşgörüsünü azaltır. Uçurumlara sürükler. Üst düzeyde, yönetici konumunda olanları ve ya diğerlerini zalimleştirir.

Manevilikte insan kendini bilir. Hayatı onu ister istemez o yola sokar. Hayatın doğallığında yol almasını sağlar…

Manevilikten yoksunluk insanı sınır tanımazlığa götürür. Kul olma bilinci asıldır. Peygamberin insanlığa ilk çağrısı da bununla ilgilidir. İlk davetinde, “Ey insanlar Allah birdir Muhammed onun kulu ve elçisidir” buyurur. Hiçbir zaman kendisini öne çıkarmaz. İslâm’ın asıl yüzü budur. İnsanın kendini kul ve yaratılmış bilmesi koşuludur hayatın.