Yeryüzü, İki Cihan Güneşinin âşıklarından boş değildir.
Bu âşıklar her an Allah ın Rasûlü ile mânevî beraberlik halindedirler. Fenâ
fi r-Rasûl olmuş bu mübarek zâtların en korktukları şey bir an dahi olsa
Allah ın Habibi nden ayrı yaşamaktır.
Siz nasıl nefes almadan yaşayamazsanız, o Peygamber
sevdalıları da Allah ın Habibi ni müşahede etmeden yaşayamazlar. Rabbim bizi ve
sizi o Peygamber âşıkları ile dost etsin. Kalbimizi Rasûllerin Seyyidi nin
muhabbeti ile doldursun. Âmin.
Bu yıl Hac mevsiminde bu âşıklardan biri ile karşılaştım.
Kubbe-i Hadrâ nın karşısında bağdaş kurmuş, kendinden geçmişti. Selam verdim.
Yaşlı gözleriyle yüzüme nazar etti. Derisi simsiyahtı. Kim bilir Afrika nın
neresinden gelmişti. Ama siyahî yüzünde öyle bir nur vardı ki her yanı
aydınlatıyordu. Gözlerinden billûr gibi yaşlar boşanıyordu. Bir an yüzüme
baktıktan sonra tekrar Kubbe-i Hadrâ da yatan nur deryasına daldı. Ya
Rasûlallah, Ya Habiballah diyerek adeta sayıklıyordu. Büyük bir vecdle
kendinden geçmiş, kalben İki Cihan Güneşi ni seyrediyordu. Bu mübarek adamdan
dua istedim. Allah razı olsun duasını esirgemedi. O duanın tesiriyle Âlemlerin
Efendisi ne yöneldim. Belki ayağının tozu oluruz ümidiyle ondan imdat istedim.
Cümlemize dostlar, cümlemize imdat eylesin Rasûlallah.
Rabbimiz in izniyle O nun şefaati olmazsa, O nun imdadı yetişmezse nereye
varırız
Allah ın Habibi ni yeterince sevebiliyor muyuz Altına,
eşyaya, kadınlara, oğullara sevdalanmış gönüllerimizde Sevgililer Sevgilisine
ne kadarcık yer ayırabildik O nu gerçek manada seven, kalpleri muhabbetle
yanan âşıklara baktığımızda ne kadar acınacak hâlimiz var
Sahabe-i Kirâm dan Nesibe Hatun Radıyallâhu Anhâ Uhud
Harbi nde kocasını, babasını ve kardeşini kaybetmişti. Sahabeler teselli için
onu ziyarete gittiler. Dedi ki: Rasûlullah sağ mıdır Evet, cevabını alınca
doğruca Rasûlullahın yanına gitti. O gül yüzlü baktı da dedi ki: Rasûlullah
sağ olduktan sonra hiçbir şeyin önemi yok. Şükürler olsun Ya Rabbi!..
Bizim hanımlarımızda bu mübarek kadını örnek alsınlar.
Rasûlullahın sünnetini yaşayıp O nu ihya ettikten sonra kaybedilen malın,
mülkün hiçbir kıymetinin olmadığını anlasınlar.
Ya Rasûlallah, nurun bütün âlemi kuşatmıştır. Seni
ölesiye sevmek için gönüllerimize imdat eyle!..
Senin aşkınla yanalım Ya Habiballah. Muhabbet deryana
dalalım Ya Rasûlallah!
Evet dostlar, ciğer yanmalı O Habibin aşkıyla.
Kavrulmalı, pişmeli... Rasûlullah anılınca gözlerden yaşlar düşmeli... Gönül
ağlamalı, göz yaşlarla çağlamalı... Ya Allah! Habibin hürmetine bize ağlayan
göz ver. Aşkınla yanan kalp ver...
Dostlar, mü minler; ümmetin haline bakın da ağlayın...
Çeçenistan a bakın da ağlayın... Kudüs ün haline bakın da ağlayın... Mahkûm
edilen Kur an a bakın da ağlayın...
Şu sokakları dolduran 15 yaşındaki gençler... Güle oynaya
cehenneme gidenler... Nasıl dayanacaklar cehenneme Onları düşünün de ağlayın...
O nur Peygamber hep ümmetini düşünüp de ağlamadı mı
Geceler boyu Ya Rab! Ümmetimi bana bağışla!.. diye dua etmedi mi
Hak âşığı Râbiatu l-Adeviyye (ks) bir lokantanın önünde
durmuş, ateşte kızartılan kuzuya bakıyordu. Hem de gözlerinden yaşlar akıyordu.
Lokanta sahibi bu fakir kadının haline acıdı. Zavallı yiyecek parası yok
herhalde diye düşündü. Teyze dedi. Gel içeri, paran yoksa hayrımıza verelim
de ye! Yoksulluğuna ağlama. Rabia dedi ki: Ben yoksulluğuma değil, Ümmet-i
Muhammed e ağlıyorum. Bu kuzuyu kestiler, derisini yüzdüler, ateşte
pişiriyorlar. Bu günahkâr ümmet diri diri cehenneme atılacaklar. Ateşe nasıl
dayanacaklar ona yanıyorum, onun için ağlıyorum.
Ya bizler kardeşlerim! Ağlıyor muyuz günahkâr mü minlere
Yakıyor mu bizi çaresizlerin ateşi Hastanelerde, hapishanelerde gözyaşlarını
ekmeklerine katık eden Müslümanları düşünüyor muyuz Ağlayamıyoruz. Halbuki O
Rasûl ağlardı. Hep ümmetine ağlardı...
İmdat eyle ya Rasûlallah, ağlamayan gözlerimize! İmdat
eyle ya Rasûlallah, acımayan yüreklerimize! Bizi bırakma ya Habiballah, acı
bize... İmdat eyle ya Rahmetenli l-Âlemin...
Âşık olmalıyız İki Cihan Güneşi ne...
Canımızdan çok sevmeliyiz O nu.
Ve cân-ı gönülden O nun izinden gitmeliyiz.