Gönlü Kırıklarla Yolculuk

Abone Ol

Şu çağda yaşadığımız, egemen anlayışlar, ilâhi oluşun dışında. Gösterilen yol, yapılması gereken tercihler, bir hakikat düşüncesinin merkezini oluşturur. Allah insanlığa elçiler göndermiş. Bu elçilerin hemen hepsi hakikatin sözcüleri, uygulayıcılarıdır. Hazreti Adem ile başlayan insanlığın yolculuğu bir tek yol ve yönelimdir.

İnsanların, Müslümanların da dâhil içinde bulunduğu kimi yanılgılar var. Özellikle kimi vurgularla bu durumlar vurgulanır. “Semavi Dinler” diye bir tanımda bulunulur. Hazreti Adem’den Hazreti Peygamber’e kadar bir tek din vardır: İslâm. Peygamberlerin ortaya koyduklarının hiçbiri diğeriyle çelişmiyor. Hiçbiri diğerinden farklı değildir. Dönemin koşullarında, insanlığın gereksinimleri ne ise ona göre farklı üsluplar ve yöntemlerle anlatılagelinmiş ve yaşanmıştır.

Hakikat medeniyeti bu yapı üzerine kuruludur.

İnsanlığın sapmaları, kendilerine göre tevilleri, yön belirleyişleri esastan uzaklaşmadır.

İnsanlar mazlumlar ve zalimler diye farklı alanlardadırlar. Güçlüler hakikatten, adaletten uzaklaşınca kendilerine göre yapılar oluşturuyorlar. Peygamberlerin en çok zulüm gördükleri de zulüm çarkını sürdürme çabasında olanlardandır. Hemen bütün peygamberler saldırılara uğramış ve zulüm görmüşlerdir.

Dünya yüzünde insanlığın en çok çektiği de budur. Güçlülerin karşısındaki mazlumlardır.

Materyalizmin, maddeciliğin, sömürgeciliğin bu denli baskın olduğu bir dönemde, mazlumları savunan, onlarla yol yürüyen, arkadaşlık edebilenlerin sayısı çok sınırlıdır. Çünkü insanlık sömürüye dayalı sistemlerin kuşatmasında, etkisinde ve güdümündedir. Semavi Dinler diye tanımlanan kitlelerin, toplumların asıl özden uzak oldukları için insanlığın haklarını savunma onları koruyan güçten yoksundurlar.

Batı düşüncesinin baskıladığı kitleler hangi olumsuzluğa karşı direnebilirler? Kiliseler, bu ister Doğu, ister Batı’nın kiliseleri olsun bunların olumsuzlukları devre dışı bırakmasının mümkün olmadığı, böyle bir çabalarının olmadığı ortada. Güçleri de yetmiyor, çabaları da yoktur. Olsa bile bir etkisi yoktur. Doğu ve Batı kiliselerinden kastımız Ortodoks ile Katolik kiliseleridir. Vatikan, ancak kendi konumunu koruma, gücünü sürdürmenin çabasındadır. Dünyadaki zulümleri engelleyecek bir güç ve çabaları yoktur. Ayrıca başta, haram diye bilinen birçok şeyi kabullendiklerinden bunlara karşı bir eylemde bulunmaları beklenemiyor.

Kapitalizme, sermayeye, çıkara yenik düşen ve güdülen Müslüman toplumlar için de bu durum geçerlidir. Onlar da kimi açmazların tuzağındadırlar. Semavi Dinler diye bir tanımlamada bulunarak ya da onları kabullenerek, onların kimi faaliyetlerini de benimser durumdadırlar. Çünkü onların bakışında bunlar bir dindir.

Hazreti Peygamber bir yetimdir. Müşrikler onu “yetim” diyerek küçümsediler, aşağıladılar ve saldırdılar. Yetim ve mazlum. Gönlü kırık ve yaralı. Acılarla yüklü. Bu acılar hem bireyseldir, hem de insanlık içindir. Acılar içinden gelen Sevgili Efendimiz Allah’ın bağışıyla insanlığın öncüsü oldu. Mazlumların yanında oldu. Güçlüleri de yanına aldı, onları mazlumların sözcüsü yaptığı gibi onları da mazlumlaştırdı. Büyük güçleri olan bu insanlar varlıklarını hakikate adadıklarından dünyalıklarını sıfırladılar ve güç kazandılar.

Mazlumlar daima güçlüdürler. Çünkü onların dünyalık hesapları yoktur. Olması gerektiği kadardır.

Dünyaya yön ve verecek ve kurtaracak olanlar mazlumlardır, gönlü kırık insanlardır. Onların içtenliği vardır ve sahihtirler. En sıradan görünen bir insanın bir duası, bir bakışı, bir yönelişi çok şeyi değiştirmeye yeter.

Yolculuklar ancak gönlü kırıklarla olur. Çıkar hesabı olanlar, niyetlerini içlerinde taşırlar. Yerine ve zamanına göre hareket ederler. Çok rahat yön değiştirebilir, başkalarıyla olabilirler.

Gönlü kırık olmanın yükü ağırdır, ama onda bir ferahlık ve huzur vardır.