Gökçek de mi?

Abone Ol

Hatırlarsanız, Gençlerbirliği kalecisi Ferhat ve uç adamı

Stancu maçı bırakmak, Türkçesi, şike yapmakla pazara sürülmüşlerdi cumartesi

akşamı ekranlarda... Ertesin gün de gazetelerin manşetleri bu iddia, hatta

iftira ile süslenmişti. Bendeniz de, A Spor da çizgilerle kalecinin pozisyonunu

anlattım ve suçsuz olduğunu da kanıtladım. Stancu nun da topu önünde bir

saliselik piyango ile bulduğunu ve ancak o kadar, boş kaleye itmek umuduyla

kullandığını anlattım. Dikkat ederseniz yazımda pek de üzerinde durmadım

bunların...

Şimdi bu dedikodu merkezlerine, ekranlarda ona buna

pislik atarak rayting peşinde koşanlara, gazete sütunlarında tiraj kaygısı ile

yazıp çizenlere soruyorum; Mersin kalecisi Nihat tam plonjona hazırlanırken

neden hareketini kesti Wellington, Volkan la karşı karşıya kaldığında neden

bir çalım da ona atarak topu kullanmaya düşünmedi veya arkadan bomboş koşan

Nakuolma ya topu yuvarlamadı Yaaaa gördünüz mü felaket senaryosunun sonu

olmuyor. Ben her iki pozisyonda da her iki Mersinlinin de zerre kadar olumsuz yönde

kasıtları olduğunu inanmıyorum... Zaten futbolun milyonlarca pozisyon

zenginliğinde hepsi de olağandı. Ama bir kaleci 40 metreden kalesine yuvarlanan

topu bacaklarının arasından yerse o zaman huylanmamak da mümkün olamaz. Bu

arada unuttum; İlhan Cavcav Galatasaraylıdır da, Sivasspor başkanı Mecnun

Odyakmaz nerelidir ve hangi kulübün kongre üyesidir Hadi bakalım pislik atma

merkezleri cevap verin de görelim...

Utanmazların, tiraj ve rayting uğruna milletin

sinirlerini gerenlerin artık sonu gelmelidir deyip, maça geçelim... Fenerbahçe,

ezeli rakibi bir gün önce kazandığından hayli gergindi. Bu yüzden de o

bildiğimiz pas trafiğini işletemedi. Bunda Caner in çok değişik bir görevle

sahaya sürülmüş oluşunun da rolü vardı. Neredeyse ilk defa Meireles-Diego ikilisinin

bulunuşu da avantaj olmalıydı. En basit nedeni de iki yabancının da aynı dili

konuşmalarıydı. Ama dediğim gibi Caner in değişik görevi yüzünden denge

bozulmuştu bir kere... Buna karşılık Mersin takımı da çok organize değildi.

Sadece soldan Nakoulma nın fizik gücü ile var olmaya çalışıyordu Fenerbahçe

kalesinde... Wellington da sadece direklere giden iki topu ve kaçırdığı golle

dikkat çekti. Bunların dışında arkadaşlarına hiç bir katkısı olmadı. Hele hele

on kişi kalındıktan sonra orta alanın çöküşü ile maç Fenerbahçe tarafında geçti

ama Mersin takımı savunmanın göbeğindeki deneyimli oyuncularıyla biri iki top

hariç hep kazançlı çıktı.

Gol mü Güven in ukalalığı yüzünden kaptırdığı top,

Kuyt un duvarında Emre ye onun da müthiş soluyla yan fileye gitti. Herkes

soracaktır Selçuk un maç 0-0 giderken maçta ne işi vardı diye... Güzel soru

olur... Bu defa, Fenerbahçe sürekli doldur boşalta döndüğünden Selçuk sahaya

rakip ceza alanındaki hava hâkimiyetini destek versin diye oyuna alındı. En

azından bu doğrudur diye yorumladım... Yoksa tersi, Diego çıktıktan sonra feci

bir yanlış karardır...

Evet, gelelim sadede... Bu sütunlarda hep yazdım; en

güçlü şampiyonluk adayım Fenerbahçe dir diye... Maçın bitimine üç-beş dakika

kala gelen telefonlara da başta bizim Ömer olmak üzere hâlâ aynı görüşte

olduğumu savundum hep... Şimdi mi Hâlâ oradayım...

Bu arada şu yardımcı hakem Tarık Ongun un Cüneyt hocaya

hâlâ yardımcılık yapmaya devam edişine ne hayret ediyorum doğrusu... Neden mi

Eeee iki satır önce tekrarladığım iddiamın bir dayanağı da odur...