Başlıktaki “göğ” kelimesi yerine “gök” kelimesi kullanılmaktadır, ama arada önemli bir fark vardır. “Göğ”, “göğermek” kökünden gelir ve “yeşermek” demektir. “Gök” ise uzayla ilgili bir kelimedir. “Göğ ekin”, ekmeğin ham maddesi olan buğdayın oluşma sürecindeki niteliğiyle ilgilidir ve başağa durma aşamasını anlatır. Bir bakıma, amaç olan buğdaya dönüşme çabasını içine alan bir evredir “göğ ekin” süreci.
İnsanın, kendi öz varlığının bilincine doğru evrilme süreciyle, göğ ekinin başağa durma süreci arasındaki ilişkinin mecazlı anlatımı, halkın toplumsal bilincinde bu deyişle ifadesini bulmuştur. “Göğ ekin” biçildiğinde, amacı olan buğday ya da tohumdan yoksun bırakılmış olduğu için, doğal var olması engellenmektedir. İnsanın, insan olma sürecindeki “göğ ekin”i, gençlik evresidir. Bu evre, onun önce kendi varlığını fark etmesi, sorular sorması, sorgulamalarda bulunması, arayışlara yönelmesi, çabalar içinde olması, çeşitli seçeneklerle karşılaşarak bir seçim yapması gibi sorunlarla karşılaşması demektir. Onun için beklenmedik kararlarıyla, anlam verilemeyen davranışlarıyla, olmadık hayal ve istekleriyle, şaşırtan seçimleriyle, imkânsızlığı çağrıştıran girişimleriyle dikkatleri üzerine çeker genç olan. Zaten “gençlik” denilen evre de bütün bunların bir karşıtlığı, bileşimi, uyum ve uyumsuzluğundan başka nedir ki! Fakat bu evreyi, doğal şartlarıyla yaşamayan bir insanın, sonraki süreçteki yaşayışı daima bir eksiklik duygusuyla gölgelenip durur.
İnsanın gençlik evresine ya da sürecine gerekli duyarlıkla yaklaşabilmek, insan olmanın bir başka yönünü gösterir. Buna duyarsızlık gösteren, dahası bunu insan olma sürecinin zorunlu bir evresi olarak algılayıp kavrayamayan bir kimsenin, insan olma sınavının bilince olup olmadığı öncelikle sorgulanmaya açıktır.
Önemli, kalıcı ve dersler çıkarılması gereken gençlik hareketlerinden birisi ‘68 yılında gerçekleşmiştir. ‘68 hareketinin merkezi üniversiteler olmuştur, ama hem başta Avrupa olmak üzere Türkiye’deki siyasi, toplumsal, düşünsel, iktisadi vb. nedenleri ve bunların oluşturduğu ortamı göz önüne almak gerekmektedir. Avrupa’daki öğrenci hareketleri karşısında siyasi iktidarlar ve üniversiteler sorunu ciddi görerek ele almışlar ve birtakım eksikleri gidermek suretiyle yeni birtakım düzenlemeler yapmaya yönelmişlerdir.
Ne yazık ki, Türkiye’de iktidarda olan AP hükümeti ve başbakan olan Süleyman Demirel, yürürlükteki ’61 Anayasasıyla ülke yönetilemeyeceği gerekçesine dayanarak, ‘68 kuşağının isteklerine, beklentilerine, umutlarına, itirazlarına duyarsız kalmıştır. Gerçi, adalet teşkilatının protesto yürüyüşüne hoşgörü gösterme gereği duymakla birlikte, asıl sorunları tanıyıp çözüme yönelme konusunu öylece bırakmayı tercih etmiştir. Aynı şekilde üniversitelerin (ki İstanbul ve Ankara ağırlıktaydı) sorunlarına eğilmek yerine, “kara cüppeliler” söylemine sığınmıştı.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Anayasacılık tarihimizde, ’61 Anayasası, dönemi itibarıyla, insan hak ve özgürlükleriyle toplumun varlık ve haklarını kamu yararı ölçeğinde düzenlemede önemli bir aşamayı temsil eder nitelikteydi. Nitekim ’71 Muhtırası’nın dayandığı gerekçelerden birisi, “toplumsal gelişmenin, siyasi gelişmelerden öne çıktığı” şeklinde ifade edildiği söylenmekteydi. AP’nin dolayısıyla Demirel’in, siyasi iktidarının ya da hükümetinin gerektiği biçimde kullanılamadığının, örneklerinden bir başkası, TOBB Genel Sekreterliğine seçimle gelen Necmettin Erbakan’ın göreve başlatılmaması, bir diğeri de Ferruh Bozbeyli ve Demokratik Parti hareketine karşı olumsuz siyasetiydi.
Özetle, ’68 Kuşağı, topluma hizmette, toplumsal refah ve adaletli dağıtım, temel insan hak ve özgürlükleri gibi konularda duyarlı olma yanında, bu yönde sorumluluk üstlenme isteğini dile getirme bakımından suçlanamaz. Aksine imkân ve fırsat verilmesi gerektiği halde, çeşitli kurgularla yanlış yollara yönlendirildiler ve bir bakıma yok edildiler. Yani “göğ ekin” gibi biçildiler. Göğ ekinlerini biçmeyip onlara hoşgörü gösterebilen, anlamaya çalışan, karşılaştıkları engelleri ve olumsuzlukları yollarından kaldıran siyasi iktidarlar, daha önemlisi toplumlar kazançlı çıkarlar. Dönemin Fransız Cumhurbaşkanı De Gaulle’ün, gençlik, işçi hareketlerine katılan J.P. Sartre’ı tutuklamasını öneren birine verdiği cevap: “Sartre, Fransa’dır.” Bunu “gençlik Türkiye’dir” şeklinde uyarlamak mümkündür.