Göç etmek dile kolay - 2

Abone Ol

Nihayet sınırı geçme izni gelmişti. Kafileler halinde

sınıra doğru gidiyorlardı. Buna gitmek denemezdi adeta uçuyorlardı. Zira çok

değil birkaç dakika sonra hayatlarında yeni bir sayfa açılacaktı. Sınırda

gümrük görevlileri iyi davranıyorlardı kendilerine. Bazı sığınmacıların

pasaportu yoktu. Pasaportsuz geçişlere izin verilmiyordu. İnsanlar can havliyle

kaçarlarken pasaportlarını almak akıllarına gelmemişti. Belki de alamamışlardı

kim bilir!

Kazasız belasız sınırı geçmişler ve en yakın şehre

ulaşmışlardı. Artık yaban ellerde yaşam mücadelesi vereceklerdi. Paraları

yoktu. Akşamüzeri şehrin en büyük camisinde bulmuşlardı kendilerini.

Dolaşmışlar ama ne yapacaklarını bilemediklerinden ayakları camiye sürüklemişti

işte. Namazdan sonra imam güler yüzle yaklaştı kendilerine. Kısaca maceralarını

dinledi. Yatacak yerleri olmadığını anlayınca onları birkaç gece misafir

edebileceğini söyledi eğer isterlerse. Çok sevinmişlerdi bu teklife nihayet

kalabilecekleri bir yer bulabilmişlerdi geçici de olsa.

İmamın hanımı çok sıcak karşılamıştı misafirlerini. Hemen

sofra kuruldu yere. Afiyetle yemeklerini yedikten sonra misafirler için ayrılan

odaya götürüldüler. Uzun bir aradan sonra rahat deliksiz bir uyku çekmişlerdi

nihayet.

Ertesi gün imamın ve cemaatten birilerinin yardımı ile

bir iş bile bulmuştu. Bir inşaatta çalışmaya başladı. Artık eline az da olsa

para geçiyordu. Tez zamanda bir ev bakmalıydı kendisine. Konuyu imam efendiye

açtığında ummadığı şeyler duydu ondan. Şehir göç aldığından kiralık ev bulmak

zorlaşmıştı. Kiralar da aşırı artmıştı. Eline geçen paranın hepsini kiraya

verse yine de kâfi gelmiyordu. Uzun uğraşılar neticesinde güç bela bir ev

bulmuşlar ve çevredekilerin de yardımıyla eve birkaç parça eşya koymuşlardı.

Artık kendi evlerinde kendi başlarınaydılar.

Bir müddet direndiler hayatın zorluklarına ama

yaşadıkları şehirde bazı şeyler değişmeye başlamıştı. İnsanlar kendilerine iyi

davransalar da giderek artan fiyatlardan hep göçmenleri sorumlu tutanların

sayısı giderek artıyordu şehirde. Bu da göç edenlerle şehir halkı arasında

husumet meydana getiriyordu. Zaman zaman ufak tefek tartışmalar da olmuyor

değildi.

Huzursuzluk her geçen gün artıyor, şehir barut fıçısı

gibiydi zaten. Ufak bir kıvılcım infilaka sebep olacaktı. Gidecek yerleri

olmadığından göçmenler de çaresizdiler. Kendini bilmez birilerinin yaptığı

hareket neticesinde şehir ahalisi ile göçmenler karşı karşıya gelmiş ve şehirde

büyük bir huzursuzluk meydana gelmişti. Çatışmalar başlamıştı. Emniyet güçleri

olaylara müdahale etse de yine de huzursuzluk giderek artıyordu. Durumu iyi

olan göçmenler şehri terk etmeye başlasalar da garibanların gidecek yeri yoktu

ki! Neyse ki olaylar fazla büyümeden yatıştırılmıştı. Tüm şehir rahatlamış ve

her şey normale dönmeye başlamıştı.

Olaylar nedeniyle birkaç gün işe gidememesi sıkıntılı

duruma düşürmüştü aileyi. Paraları tükenmişti. Hep çocuklarını düşünüyordu.

Onların bu yaşta bu kadar eziyet çekmeleri reva mıydı Gözleri buğulandı,

yanaklarından aşağıya iki damla yaş süzülürken zihnini şu cümle kemiriyordu:

Öz yurdunda garipsin, kardeş vatanında parya

Minik bir tebessüm

Çapak

Temel evde televizyon izliyormuş. Filmdeki adam yanındaki

kadına:

- Gökyüzünde ne görüyorsun hayatım Diye sormuş.

- Aşkımızı demiş kadın. Adam tekrar sormuş:

- Peki, gözlerimde ne görüyorsun

- Sevgimizin ateşini demiş kadın.

Bu sahneden çok etkilenen Temel, hemen Fadime nin yanına

koşmuş ve Fadime ye sormuş:

- Gökyüzünde ne görüyorsun

- Bulut.

- Gözlerimde ne görüyorsun

- Çapak.

İlgilisine notlar:

Toprağın bir karış altında hiçbir dünya otoritesinin

temin edemeyeceği eşitlik vardır.

Aşk, gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir

oyundur.

Sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyin insan için en

büyük kayıptır.

Uçak üretemediği halde havaalanıyla; yerli otomobili

yapamadan duble yollarıyla; ağır sanayii olmadan kalkınmasıyla övünen dünyada

tek milletiz.

Hayra vesile olan hayrı yapan gibidir. Hadisi Şerif.