İlginç bir mekândan söz etmek istiyorum; İstanbul’un belki de en iyi bilinen yerlerinden biri olan Edirnekapı otobüs duraklarının hemen arkası. Azıcık daha ayrıntı; Edirnekapı Mihrimah Camii’ne birkaç metre uzaklıkta. Burası, Restoran Malezya, Nur Muhammed Lokantası. Nur Muhammed Gıda Turizm ve Ticaret Ltd. Şirketi’nin Türkiye’deki ilk şubesi.
Mekân 4 katlı. Giriş kat cafe olarak hizmet veriyor. En üst katta manzaralı bir terası da var.
Kahvaltı ve Uzakdoğu kültürünü yansıtan yemekleri merak edenler varsa adresiniz bu mekân olmalı bence.
Bol acı ve baharatlı yemekler, somon balığı, teh tarik denen doğal sütlü ve palmiye yağlı meşhur çayı, Keripabçıtır börek, Köri baharatlı, rotiçanai denen Malezya gözlemesi, kızarmış tavuk soslu pilav, meagoring isimli havuç ve Malezya baharatlı özel soslu makarna, yöresel tatlıları…
Mesela, NasiGorengPattaya, hayatınızda yiyebileceğiniz en güzel pilavlardan birine aday. Enfes bir tat. SiropBandung muhteşem bir içecek. NasiLemak ayam isimli pilava da şöööyle kıyısından köşesinden bakın derim.
Porsiyonlar bol, fiyatlar uygun.
Ama hepsinin ortak özelliği “helal sertifikalı” olması…
***
Nur Muhammed Lokantası’nın bir önemli özelliği daha var; lokantayı işletenler ve Malezya sermayesinin bu alanda Türkiye’ye girmesine ön ayak olanlar, bilmem duymuş muydunuz, “Global İhvan Cemaati’nin” Türkiye Temsilcisi konumunda.
Bu isim de Şeyh Nasır Bin Muhammed. Şeyh Nasır, cemaatin Ortadoğu ve Avrupa temsilcisi aynı zamanda. Nickİzham bin Abdullah da şirketin yetkilisi. Şirketin İstanbul’daki resmi iş ve işlemlerini yürüten ve yardımcı olan da Davut Karataş... Davut Karataş grubun bir bakıma gönüllü mihmandarı.
***
Merkezi Kuala Lumpur’da bulunan Nur Muhammed Gıda Turizm ve Ticaret Ltd. Şirketi’nin, dünyanın farklı noktalarında 40’a yakın şubesi var. En son Moskova şubesi hizmet vermeye başladı…
Bosna Hersek gibi Balkan ülkelerinde de yatırım yapmak istiyorlar.
Umut Nesli (GenerasiHarapan) isimli bir ilahi gurupları var.
‘Global İhvan Cemaati’nin Türkiye’de yatırım yapmayı planladığı bir alan da, tamamen organik ürünler üreten bir “helal sertifikalı çiftlik” kurmak…
***
Güler yüz, farklı bir tat farklı bir mekân arıyorsanız, Nur Muhammed Lokantası’na bir uğramanızda yarar var derim… (0212 531 28 52, mail: nurmuhammad.turki@gmail.com, www.gisbh-turki.com )
Gördüğünüz üzere, yazarınız “gurme”lik yolunda da emin ve ağır adımlarla ilerliyor… Haydi hayırlısı…
YALANDAN KİM ÖLMÜŞ!
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 28 Şubat Davası’nda, REFAH-YOL Hükümeti’nden sonra kurulan 55. Hükümet’in Başbakanı Mesut Yılmaz’ın “tanıklığına” başvuruldu.
Hatırlayacaksınız, 28 Şubat sürecinde bu Mesut Yılmaz, İmam Hatip Lisesi mezunlarını, “yarasalara”(!) benzetmişti…
Mahkeme Başkanı Fevzi Şıngar, Mesut beye aynen şu soruyu sordu:
“54. Hükümet’in Başbakanı Necmettin Erbakan’ın istifa etmesi üzerine size 20 Haziran 1996’da, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından, Anavatan Partisi Genel Başkanı olarak hükümeti kurma görevi verildi, siz de hükümeti kurdunuz. 54. Hükümet’in istifasında huzurdaki sanıkların doğrudan ya da dolaylı yoldan baskı, cebir veya şiddeti var mıydı 54. Hükümet’in istifası konusunda bildiğiniz herhangi bir husus var mıdır ”
Mesut Yılmaz da aynen şöyle cevap verdi:
“Daha önceki olaylar hakkında ancak dışarıdan bilgi sahibiyim. Ama benim dönemimde, benim üzerimde şu veya bu yönde herhangi bir baskı söz konusu değildi. Bildiğim herhangi bir baskı söz konusu değil. Ama genel bir rahatsızlık olduğu, hükümete ve uygulamalarına karşı genel bir reaksiyonun olduğu herkesin malumuydu. Onun dışında bilgiye sahip değilim.”
***
“Toplumsal hafıza” devreye girsin mi, tam da bu noktada Hadi girsin!
O dönemi canlı canlı yaşayan bir gazeteci olarak, şu anekdotu aktarmazsam dilim şişer;
Yıl; 1998… O tarihte Hürriyet’te yazan Fatih Altaylı anlatıyor;
“Mesut Yılmaz, Tiflis’te toplantı sonrası olağan açıklamasını yaptıktan sonra üç gazeteci, Sarıkaya (Muharrem), Birand (Mehmet Ali) ve Doğan (Yalçın), Yılmaz’dan özel bir haber alabilmek için peşine takılırlar.
Yılmaz da bu üçlüye ‘‘Bir şey söylemem ama bir şeyler anlatırım. Anlayabilirseniz...’’ der ve sessiz film oynar gibi anlatmaya başlar.
Önce omuzlarını gösterir. Gazeteciler ‘‘Asker’’ der.
Yılmaz başıyla onaylar.
Ve dört parmağını omzuna koyar.
Gazeteciler ‘‘Orgeneral’’ der.
Yılmaz başıyla onaylar.
Yılmaz eliyle yükseği gösterip işaret parmağıyla 1 işareti yapar.
Bizimkiler ‘‘Çevik Bir’’ der.
Yılmaz başını sallar.
Yine yükseği işaret eder.
Gazeteciler ‘‘Karadayı’’ der.
Yılmaz onaylar.
Sonra Yılmaz el sallayarak güle güle işareti yapar…”
***
Sadece yukardaki anekdot bile, Mesut Yılmaz’ın mahkemede verdiği ifadeyi tekzip etmiyor mu, Allah aşkına!
Başbakanlık yapmış bir siyasiye “yalan söylüyorsun!” demek istemem…
Ama hadi siz karar verin; bu tabloyu siz nasıl yorumlardınız
YAPTIĞIMIZ İŞ…
Kendimi bildim bileli yazıyorum. Benim işim de bu; yazmak.
Şuna inananlardanım; ilk insan, ilk Peygamber Hazreti Adem’den (S.A.S.) bu yana söylenmedik söz, dile getirilmedik cümle, ifade edilmeyen fikir, düşünce yok! Hemen her şey, dünya yaratıldığından ve ilk insandan itibaren bugüne kadar ortaya kondu. Farklı düşünenler elbette olabilir, ama ben böyle düşünüyorum.Haaa, bizim yaptığımız vakti zamanı geldiğinde bu ifade edilenleri farklı tarz ve yorumlarla birlikte yeniden sizlerin önüne getirmek… Yaptığımız iş bu…
NOT
Bugün, 25 Nisan 2016, Pazartesi 1) Emekliler hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Dubakalinolacak!