Gizli örgüt Tavistock'un sırrı ne?

Tavistock… Gizli bir örgütlenme. Merkezi İngiltere’de. 1921 yılında Londra’da kuruldu.  Önce bu gizli ve gizemli örgütün ayrıntılarına bakalım.

Abone Ol

Tavistock… Gizli bir örgütlenme. Merkezi İngiltere’de. 1921 yılında Londra’da kuruldu.  Önce bu gizli ve gizemli örgütün ayrıntılarına bakalım. Sonrasında bir sorum olacak. Buyursunlar;

*  Tavistock, ABD’deki vakıflar ağını 6 milyar dolarlık bir bütçe ile faaliyette bulundurmakta. ABD’nin dünya düzeni üzerindeki kontrolünü artırmaya yönelik programlar üreten 10 büyük vakıf ve bu vakıflara bağlı olan 400 kuruluş, 3.000 (üç bin) araştırma ve düşünce kuruluşu, Tavistock’un doğrudan kontrolü altında.

*  Görünürde bir düşünce üretme merkezi olarak faaliyet gösteriyor.

*  Farklı teorilere göre; Tavistock teşkilatı; illuminati ve masonların da üstünde bir örgüt. CIA’nın beyin yıkama ve algı mühendisliği gibi psiko-sosyo-kültürel savaş araçları “uyutma projesi” içinde yer alıyor.

*  CIA, bu uyutma projesi için “insan hakları” ve “yardım kuruluşlarına” gizli fonlar aktarır. Etkin ve prestijli vakıfların CIA’ya fon aktararak gençlik grupları, işçi sendiklaları, üniversiteler, yayınevleri vb. kuruluşlara sayısız gizli operasyonlar düzenlemesini sağlar. Bunlara 1950’lerden itibaren ‘İnsan Hakları Grupları’ da ilave edildi. 

*  Örgütün, beyin yıkama yöntemleri ve subliminal mesajlarla, dünyanın her bölgesindeki farklı kültürlere ve farklı siyasi iklimlere yönelik operasyonlarda başrolü oynadığı ve istihbarat örgütlerine akıl ve yöntem verdiği iddia edilmekte.

*  Örgüt, 5. kol faaliyetleri denilen alanlarda faaliyet göstermekte.

*  Tavistock denilen element var. Bu element insan zihnini bulandıran bir maddedir ve bu örgüt tarafından bu madde kullanılmaktadır.

* I. ve II. Dünya Savaşı yıllarında Psikolojik Savaş Örgütü olarak çalışan Tavıstock Grubu, Rocefeller Vakfı’nın yaptığı büyük bağışlarla 1946 yılında görev alanını genişleterek yeniden yapılandırıldı. Rocefeller, Tavistock’a daha geniş çaplı psikolojik savaş araştırmaları yapma ve uygulama görevleri de verdi.

*  Tavistock, kitlesel beyin yıkama stratejilerini ilk defa 1950’de Kore Savaşı’nda denedi. İddiaya göre, “1933’te Tavistock Direktörlüğü’ne getirilen Alman Mülteci Kurt Lewin, ajanlarını düşmanlar arasına sızdırarak Harward Üniversitesi’nde geliştirilen propaganda ve beyin yıkama kampanyaları ile Amerikan halkını ABD’nin, Almanya’ya karşı savaşa girmesi için hazırlamaya çalıştı…”

*  Yine iddialara göre, 1950’lerden sonra tüm CIA Programları TAVİSTOCK’un rehberliğinde oluşturuldu.

Soru şu; 15 Temmuz kanlı darbe girişiminde bu gizli örgütün payı ve yeri ne?

SADECE 15 TEMMUZ YETMEZ!

Okullar bu hafta başında açıldı.

Öğrencilere 15 Temmuz işgal darbesi ve kalkışmasına ilişkin kitapçıklar dağıtıldı.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitlerimiz Anısına” başlığını taşıyan kitapçığın önsözünü şu cümlelerle bağladı; “Gecenin karanlığının ardında güneşli bir gün gizlidir. ‘Geceye yenilmeyen her kişiye, ödül olarak bir sabah ve bir gündüz, bir güneş vardır.’ Aziz şehitlerimiz, gazilerimiz o gece bir toprak nasıl vatan olur, nasıl vatan kalır bir kere daha gösterdiler bize.”

Prof. Dr. Erhan Afyoncu tarafından kaleme alınan, “15 Temmuz 2016, Türkiye’yi Darbeyle İşgal Teşebbüsü” isimli kitapçığın önsözünü de yine Cumhurbaşkanı Erdoğan kaleme aldı.

Erdoğan burada da, “15 Temmuz ruhu bu topraklarda diri olduğu müddetçe terör örgütlerini maşa olarak kullanan hiçbir vesayet odağı ülkemizi teslim alamayacaktır” görüşünü ifade etti.

***

Şimdi bir de haber verelim;

15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsü gelecek sene ders kitaplarına da girecek. Ders olarak okutulacak.

Bu önemli mi? Elbette önemli. Seçilmiş bir iktidarı cunta marifetiyle, üstelik kanlı bir yöntemle alaşağı etmenin yanlışlığını çocuklarımıza elbette anlatmalıyız.

***

Ama bir dakika! Bu yeterli mi? Yetmez! Bunun yanı sıra 28 Şubat darbesini de anlatmalıyız çocuklarımıza!

15 Temmuz ne kadar işgalci ve alçak bir kalkışma ise, 28 Şubat darbesi de bir o kadar antidemokratiktir. 27 Nisan muhtırası da böyledir. 12 Eylül askeri darbesi de, 1971 muhtırası da, 1960 askeri darbesi de genç dimağlara anlatılmalıdır.

TOP ENERJİ BAKANI BERAT ALBAYRAK’TA!

Geçen yazımda, Milli Gazete’ye ilk reklâm verenlerden Şerif Altınel’in bir mesajını ilettim sizlere; “Balıkesir’in Altınoluk/Şahindere Mahallesi’nde ikamet ediyorum. Her şey güzel ama gelin görün ki, mahallemizde büyük bir cami yok. 4 minareli cami istiyoruz mahallemize. Bu konuda ilgi bekliyoruz.”

Altınoluk/Şahindere Mahallesi Muhtarı Tarık Altıntaş aradı.

“Türkiye’nin en genç muhtarı” olduğunu belirtiyor, Tarık bey. 30’lu yaşlarda. Biraz kulak verelim mi, Tarık beye;

“Öncelikle teşekkür ediyoruz. Milli Gazete’nin bu desteğini asla unutmayacağız. Yazınızın yer aldığı Milli Gazete küpürünü kestik ve muhtarlığa astık hemen.

Mahallemizle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum; İsviçre’nin Alp Dağları, KKTC’nin Maraş Bölgesi nasıl ki oksijen alanında zenginse, Türkiye Kazdağları da aynı minvalde oksijeni bol bir ilçe. Şahindere de işte tam bu bölgede. Yaklaşık 15 bin nüfusumuz var. Bunu söylemeye utanıyorum ama bir camimiz bile yok.

Esasen bu amaçla 2,5 dönümlük arsamız da hazır. Tam da Şahindere’nin göbeğinde. TEDAŞ özelleştirilirken bu arazi unutulmuş. İyi ki de unutulmuş. Yapılması gereken, Diyanet’e bu arsanın devri. Devir için de imza yetkisi Enerji Bakanlığı’nda. Yani Berat Albayrak beyde. Tabii bu işlemler için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu arsayı talep etmesi de gerekiyor.

Yapmayı düşündüğümüz 4 minareli caminin parası da neredeyse hazır. 4 hayırsever şimdiden 2 trilyona yakın parayı bu hayırlı işe ayırdı bile. Dediğim gibi yapılması gereken tek iş bu arazinin Diyanet’e devri.”

Böyle diyor, Altınoluk/Şahindere Muhtarı Tarık Altıntaş.

***

Son bir husus; “Gelecek hafta imza kampanyası başlatıyorum” diyor muhtar Altıntaş. Haydi hayırlısı…

SADETTİN’E BRAVO!

Bir yıldan fazla oluyor. Şunu yazdım; “Bir defa hakkını verelim; Sadettin İnan’ın ısrarlı haberleri olmasaydı, haberleri bir kuyumcu terazisi hassasiyeti ile tartıp takip etmeseydi binlerce şeker fabrikası işçisi bugün işsizdi.

Özelleştirme kapsamında tutulan ve her nedense haraç mezat satılması için birilerinin ellerinden geleni ardına koymadığı Türkiye Şeker Fabrikaları, bugün hâlâ ayakta ise, bu fabrikalarda hâlâ üretim varsa, bu fabrikalarda çalışan işçiler, yöneticiler evlerine hâlâ ekmek götürebiliyorsa bilsinler ki bunda Sadettin’in ve de, elbette Milli Gazete’nin çok önemli bir payı var.

Şeker fabrikalarında çalışan işçiler, ‘Son yılların en büyük mağduriyetini önleme ödülü Sadettin İnan’a’ şeklinde bir karar alsalar yeridir. Evet, evet o kadar yani!”

***

Sevgili Sadettin dünkü Milli Gazete’de yer alan manşet haberiyle, bunu bir kez daha kanıtladı. Zira böyle bir dönemde Maliye Bakanı’na, “Şeker Fabrikaları özelleştirilemez!” dedirtmek kolay bir şey değil.

İçten, aşk ve şevkle haykırıyorum; vallahi bravo Sadettin!