Ezberlerle yaşayan ve bütün gerçekliğini sadece bir ezbere dayamış kimselerin kazancı da, kaybı da bu ezberin bekası ile ilgilidir. ‘İstikrar’ arayışı da, ‘beka’ endişesi de aynı ezberden beslenmektedir ve aynı ezbere hizmet etmektedir. Onun için bugüne kadar bu ezbere yaslananlarda, karşıymış gibi görünüp ama ezberden istifade edenlerde aynı korkuyu yaşıyor ve toplumun tümünü bu korku testine tabi tutmak istiyorlar. Kullanılan dil, üslup ve reçeteleri artık bu ezbere fayda sağlamıyor. Çünkü metin değişti, ezber artık ihtiyaçlara cevap vermiyor. Bu bakımdan şuursuz bir karşıtlık sadece belli bir zümrenin keyfiyetine, bekasına ve istikrarına hizmet ediyor. Onun için bu saatten sonra bu ülkede, kimlik sayımı üzerinden, kültürel ve inanç kodları üzerinden yapılacak her türlü algı çalışması, manipülasyon, insanların böğrüne oturan acılardan daha güçlü değil. Zaten ‘güç’ vurgusunun sadece garibana yönelik bir ifade olduğu açık bir şekilde görülmüş oldu.
Bu bağlamda oluşan yeni zengin sınıfı ve onların taşıyıcı kolonlarının toplumun üzerinde tepinmelerini unutturacak bir manzara yoktur. Bir avuç zengine hizmet eden bu anlayış ve bu anlayışa dini referanslar üretenlerde, kendilerini bir şeyin eskisi olarak tanımlayanlarda veya kendilerini büyük çınarlara nispet edenlerin de unuttuğu şey bu memleketin insanı unutur, yorulur ama kendini unutanları asla unutmadığı gerçeğidir, bu saatten sonra yalanların da iftiraların da alıcısı bunları pazarlayanlardan başkası olmadığı gerçeğini görmek gerekiyor. Onun için ulufe değil, adil bir paylaşım ve herkesin hakkı olan refahı her bir vatandaşa ulaştıracak gayreti, samimiyeti, tevazuyu yerli yerine oturtmanın vakti gelmiş ve geçmek üzeredir. Bu nedenle şunu unutmamak gerekir ki; gerçek manada bir varoluş ancak bilinçli-şuurlu bir varoluştur.
Kafası karışıkmış gibi davrananların da, orta yerde durarak mesafe kollayanların da unuttuğu şey kimsenin bilmediğini, görmediğini düşünerek kendilerini tatlı sulara yatırmalarıdır. Bu, onlara pek bir fayda sağlamayacaktır çünkü herkesin bilip gördüğü ancak görmezden geldikleri bu durum aslında bir testtir. Hakikati belirleme testidir. Neden bir testtir? Çünkü mazlumdan yana olmak, iyiliği tesise çalışmak için bilinçli farkındalıkları icbar eder. Bu nevi bilince oldukça fazla ihtiyaç vardır ve bunun boyutları insanın ağırlığını orta yere koyar. Bu bakımdan haktan ve halktan yana olmak, sorumlu bir varoluşun gereklerindendir. Bunun için bütünü tüm boyutları ile görmek ve algılamak gerekir. Ancak kenardan armut hayali kurmak da kolay terk edilebilir bir konfor değil, hani!
Bu süreçte her şey büyük bir titizlik gerektiriyor. Yani hakikiye, bütün zahmetine rağmen itibar edenler, insan sıfatının bir gereğini yerine getirir. Aksi takdirde sürekli yalanları tekrarlayan, bir papağana dönüşür. Bu mevsim önemli ve unutmamak gerekir, “gitmeye değer yerin kestirmesi yoktur”. Zor ve zahmetlidir. Çelik gibi irade, vakar ve gayret gerektirir. Bütün bunlara sahip kişi ne konu mankenlerine aldanır ne de konuyu unutabilir. Platon’un da haklı olarak aktardığı gibi “Hapislik durumuna en çok da mahpusun kendisi hizmet eder.” Son dönüşün nereye olduğunu bilenler için hiçbir korku yoktur. Ve böyle birisi asla madden ve manen maniple edilemez ve de yenilemez. Sonu bilenler için hiçbir kestirmeye de ihtiyaç yoktur. Dikkat, rikkat biraz da gayret, güzelliklere hafif pencereler aralayacaktır. Hoşça bakın zatınıza.