Gezilerde talim var, medyada yarim var

Abone Ol

Olmayan Ergi/K.K’na Vergi

Bu ülkenin değerli tarihcilerinden İlber Ortaylı Hoca bir yabancı gazeteye (Süddeutsche Zeitung) konuşmuş.

Haberi veren kartel gazetesinin inanırlık tereddüdü yaşadığını hissettirmesi, üstünde duracağımız nokta değil.

“Tarihci İlber Ortaylı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Osmanlı tarihini bilmediğini iddia etti.”

Bu tezin bizim hafızamızdaki tedaisi (çağrışımı) şu anektoddur:

“Tarihci geçinen iki kişi bir konuyu tartışıyorlardı. Dinleyicilerden birisi İbnülemin’e sorar:

- Üstad, sizce hangisi haklı

İbnülemin Mahmut Kemal şu cevabı verir:

- Birincisinin hiç olmazsa cahilliği var. Ötekinde o bile yok!” (Edebiyatımızın güler yüzü/Mehmet Nuri Yardım)

Bu küçük fıkrayı niçin mi anlattık

O yabancı gazete okuyucularının İlber Ortaylı Hoca’nın konuşmasına bakıp R.Tayyip Erdoğan’ın karşısındaki muhalefet liderlerinin birşeyler bildiği kanaatine varmamaları için..

İbnülemin gibi söylersek: R.Tayyip Erdoğan’ın hiç olmazsa cahilliği var. Ötekilerde o bile yok!

Cahillik, İlber Ortaylı Hoca’nın yaptığı gibi tartışılabilir. Lakin olmayanlardan “Gezi” çıkar.

Soyunuruk/Gezerik

Kartel’in büyük gazetesinin Yılmaz yazarları listeler yayınlıyorlar hergün. Eylemlere katılanlar, Gezi’de gezinenler gibi başlıklarla.

Ne kadar dizi artisti, ne kadar Yeşilçam sokağı müdavimi varsa, adları listelerde yazılı.

“Mesele sadece Gezi parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı Hadi gel!” denmiş onlara.

Çoğunu tanımam, dizilerini seyretmem.

Fakat çocuktuk, isimlerini duyduk. Genç olduk, icraatlarını gördük. Bu yaşlara geldik, Gezi’lerde bulduk; dediklerimiz var içlerinde.

Ben birinden söz edeceğim şimdi. Hani müslümanlara baskıların çok yoğunlaştığı günlerde, baskıcılara desteğini “Cesedimin yakılmasını istiyorum” diyerek bildiren ve bir ilçe belediye başkanlığı ile ödüllendirilen bir sinema artistinden söz edeceğim. Daha doğrusu ben çocukken bir dergide okuduklarımı hatırlatacağım.

“Soyunmak

Milliyet, yerli film yıldızlarıyla bir konuşma yapmış. Konuşmayı yapan gazeteci arkadaş:

- Niçin ve ne kadar soyunursunuz Diye soruyor.

Fatma Girik:

- Rejisör ne kadar soyunun derse o kadar soyunuyorum.. diyor.

Leyla Sayar:

- Bana şu kadar soyunacaksın dedikleri zaman hiç çekinmeden soyunurum.. diyor.

Pervin Par:

- Soyunmak tabii bir şeydir. Bu mesleğe girdin mi rejisörün ermine tabisin.. diyor.

Aysal Tanju:

- Rejisör soyun dedi mi çekinmeden rahatlıkla soyunuyorum.. diyor.

Anlaşılan kabahat hep rejisörde “soyun” dedi mi dayanamıyor yıldızlar… Rejisörlerle doktorlar bu bakımdan pek benziyorlar birbirlerine… Ve anlaşılan muz elle, elma bıçakla, hastalar doktorla, yıldızlar da rejisörle soyuluyorlar.”

Kopya filmlerle ünlenen artistimize o günlerde rejisörler hakimmiş, bugün ise, kartel kalemşorları.

“Mesele sadece Gezi parkı değil”miş, değil mi

Kanuni ve son Mohikan Sen yok ol Kenan

Gezi olayları dolayısıyla insanımızın geçmişlere “gezi”ler yapmasının sağlanmasını hayra yormazsak, olmaz.

Özellikle gazetecilerimizin geçmişlerde geziler yapması, bize de bir karşılaştırma, bir kıyaslama imkanları veriyor. İcabında hatırlıyoruz unuttuklarımızı.

Babıali gazetecileri yıllarından kalan ve kendisinin “Son Mohikan” olduğunu söyleyen Arda Uskan anlatmaya başlıyor:

“Barış Manço ile gençliğimiz Moda’da birlikte geçti. O günlerde eşi olan Belçikalı kız, gitarcısı Fikret Kızılok ile kaçmıştı.”

Olayı, hiç haberleştirmediğini ve ancak bugün anlattığını söyleyen gazeteci Uskan, duyulmama sebebini de şöyle izah ediyor:

“Çünkü o günlerde insanlar insan gibi davranırdı. Sırlarını ortaya dökmezlerdi medyatik olmak için. Kimse ağzını açıp birşey söylemedi.”

Arda uskan’ın bu dediklerini Hürriyet’in Kelebek ekinde, 16 Haziran 2013 Pazar günü okunduğumda, ki ben de ilk defa duyuyordum; neler neler geldi aklıma.

Son oynadığı diziye kendini kaptırıp, birşey olduğunu sanmasından olabilir, o artistin Gezi’de kanun koyuculuğa soyunmuş olması.

Bir o değildi elbette, Gezi’de provakasyon yapan dizi sanatçısı. Eşinin bir başka dizinin hakimi olması kim tarafından kıskanılıyorki, sanatı, bir dövizle kınanıyor mitinglerde

Son Mohikan bey, “insanlar insan gibi davranırdı” derken, artistlerin Geziciliğini onaylamadığını/tasvip etmediğini söylemiyor mu

“Medyatik olmak için sırlarını ortaya dökmezlerdi” ne demek

İçlerindeki kinleri, nefretleri, karşı olma durumlarını ağaç bahanesiyle, park bahanesiyle kusmazlardı, demek değilse ne Evli iki dizi artistinin, ilk günden itibaren Gezi’den çıkmamalarını dolaylı olarak eleştiren bir kişinin elinde tutarken görüntülenip yayınlanan o döviz bir kartel uydurmasıdır muhtemelen. Anasının gözü olduğu için mi gördü o dövizi haber yapan kartelciler, yüzbinlerce kişinin arasından Kınamak için dahi kendi imalatları artistleri kullanıyorlar, malzeme olarak.. Gezi gençlerini, ortak paydanın “insan” olduğunun farkına varmış şahane nesil diye tanımlayan Son Mohikan Uskan bey, olayların ortasına denk gelen bu röportajı ile o şahane dediği gençliği kartelcilerden ve kartelcilerin kullandığı dizi artistlerinden korumak için mi konuştu acaba

İyi ki konuşmuş.

Hiç güven kalmamışsa hiç savunan yoksa

“Hayal kırıklığı, lekeli kalem, dik duramayan, korkak, Brütüs, sıkışınca kaçan, vicdansız, yalaka” diyerek anlatmışlar onu, iki günlük yokluğunda.

Satıldığına inandıklarını söylerken bazıları, aldığını söyle, aramızda toplayıp verelim demiş bir kısmı da, geri gelmesini istediklerinden..

“Gidişin olsun, dönüşün olmasın” diyenlerin bir acıtıcı cümleleri de şöyle: “Zaten hiçbir zaman halkın yanında olmadın.”

İki günlük yokluğunda gelen mesajları olduğu gibi aktaran Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil (6 Haziran 2013) ve taraftarlarının arasına girmeden birkaç sorumuz olacak, özgürlük mücadelesi verdiği iddiasındakilere:

Bir insanın savunduğu fikirleri artık savunmuyor olması ya da başka fikirleri savunmaya geçmesi hürriyeti/özgürlüğü/hakkı yok mu Böyle bir durum için kimden, nereden ve ne diyerek izin almalıdır gazetelerin yazarları veya yazmayanları

Kuru sıkı atmış olması bir yazarın, ve hatta hiçbir zaman halkın yanında olmaması, iki gün yazmadığında mı anlaşılıveriyormuş

Yılmaz Özdil’in bizzat yayınladığı “Afaroz” cümleleri, duayen gazetecilerden Refik Erduran’a da “pes vallahi” dedirtirken, şu cümlesi ne güzel anlatıyor ortamdakileri: “Gezi yeşilliğini çiçeklendirirsek gübre sıkıntısı çekmeyiz. Ruhumuzda bolluğu var.”

Ne dersiniz

27 Mayıs’ı savunan yazarların ancak 40 yıl, 50 yıl sonra ortaya çıkıp biz o günlerde hata yapmıştık demiş olmaları (bazıları) yaşadıkları okuyucu korkusunun tavsadığını düşünmelerindenmiş meğerse…

Boşuna Mı “Taklitçi” Dendi Bunlara

28 Şubat’ın Fadime Şahin’inin taklidi, “Müftü eşiyim” diyen CHP’li kadının yalancılığına kılıf dikmeye çalışıyorlar.

Yeğenleri dağıtmış o klibi internet sitelerine. O yeğenlerki yaşları 10-12 imiş. Senaryo yazmayı, film çekmeyi biliyorlarmış.

Yani övünmek duygularını da tatmin ediyorlar böylece.

İçinden çıkardığı “Müftünün karısı” pejmürdeliği de taklittir CHP’nin.

İnönü’nün yaşadığı yıllarda “İmamın karısı” namlı bir pavyon şarkıcısının hergün reklamı yayınlanırdı kartel gazetelerinde.

İşte o günlerin taklidine özenmişler.

Bar işletmeciliği sınıfına atlasalar da..

Duran yarasa

- Yavrum Mesut nerdesin Binaenaleyh Kemal’im nerde Geleceğinizden fevkalade endişeliyim.

- Endişelenmekte haklısın The Şapgalı Baba. Bizim sana geleceğimiz yok yahu.

- Sen ne diyorsun Yavrum Mesut Ben sizin geleceğinizden söz ediyorum. Binaenaleyh istikbalinizi iyi görmüyorum.

- Ta ordan, bizim İstiklal’de olduğumuzu nasıl görüyorsun The Şapgalı baba Nizamiyelerde dolaşırken, sokakta kalacağını görmemiştin yahu.

- Ne sokağı yavrum Mesut Binaenaleyh ben hangi sokakta topal karınca var, bilirim. Devlet durup dururken durmaz.

- Devlet durmuyor the şapgalı baba. Biz Kemal’le duruyoruz. Devlet’e de gel sen de dur dedik; bahçede işlerim var, dedi yahu.

- Siz nerde durdunuz yavrum Mesut

Binaenaleyh insan duracağı yeri fevkalade bilmelidir. Misal olsun diye söylüyorum: Nizamiyede duranlar, parolayı bilmelidir.

- Biz burda duruyoruz the şapgalı baba. Parolamız Gezi, işaretimiz ağaç.. Öyle durup duruyoruz yahu.

- Silivri’ye gelmişseniz durmayın, hemen geçin yavrum Mesut. Binaenaleyh sivri birşeyler batabilir, fevkalade acıtabilir.

- Biz de sana acıyorduk, burda böyle dururken the şapgalı baba. Senden Duran Adam olmaz. Olsa olsa Oturan Boğa olur yahu.

- Boğa nerede oturmuş, nasıl oturmuş. Binaenaleyh siz dururken gelip üstünüze mi oturmuş. Kemal’ime fevkalade üzüldüm şimdi. Ben onu denizlerden çıkarmıştım.

- Bir Oturan Boğa olarak iyi konuşuyorsun the şapgalı baba. Benim adım Duran Yarasa, Kemal Duran Demokrat oldu.

- Bir demokrat olması mı kalmıştı olmadık Binaenaleyh ikna odalarına mı girdi. İnsanın kendini, kendinden başka bir şey sanması fevkalade yanlıştır, hatadır, günahtır.

- Amma burda böyle oluyor the şapgalı baba. Senin ordayken sadece tank gözcüsü oluyorduk yahu.

- Ne olmak istedin de ben oldurmadım yavrum Mesut. Binaenaleyh Devlet ara sıra rutin dışına çıkar. Haydi siz de ordan çıkın gelin.

- Silivri üstünden mi gelelim. Koç’un sırtına binerek mi gelelim. Ne diyorsun the şapgalı baba yahu.

- Güniz sokakta bahçe vardı da vermedik mi Binaenaleyh mesaj alınmıştır yavrum Mesut. Kemal’ime selam söyle, gözlerinden fevkalade öpüyorum.

Zalimler Silsilesi

Adem’le Havva’dır, insanların ilki,

İkiz ikiz geldi, nesil her batında,

Halife kılındı, yeryüzüne insan,

Melek’ten üstündü, Allah’ın katında…

Kabil’e uzanır, zalimlerin yaşı,

Say isimlerini, silsile bilirsen;

Kurumak bilmiyor, mazlumun göz yaşı,

Bugün sıra sende, sil silebilirsen!..

İbrahim doğmuştu, katı bir iklime,

Zengin ilah idi, kul yapıp fakiri;

Gül açtı İbrahim, zalimin eliyle,

Ateş temizledi, katmer katmer kiri…

EKREM ŞAMA

BİZİ BÖYLE ÇİZİYORLARDI-50

Üc evlekli Gezi Parkındaki olayları yabancı ülke televizyonları iç savaş olarak duyurmuşlar/göstermişler seyircilerine.İhtilal dilencileri biz hep böyle anlatmışsa ,elin oğluda bilir menfaatini..