Gezi Parkı'ndaki "Topal Ördek"

Abone Ol

Yaşanan son gelişmeler, Arap Baharı üzerinden iki temel

hedefe bir kez daha dikkatleri çekiyor. Bunlardan birincisi, Ortadoğu-Kuzey

Afrika ağırlıklı İslam dünyasındaki dip dalga hareketlerinin manipüle

edilmesi, diğeri ise Türkiye nin Ortadoğu ağırlıklı olmak üzere Yeni Yalta

sürecinden tasfiye girişimi ve bu bağlamda yeni Türk dış politikası...

Anti-emperyalist karakterli dip dalga hareketleriyle

ilgili olarak burada bir kaç yazı kaleme aldık, dolayısıyla bugün ikinci husus

üzerinde duracağız. Yani, BOP çerçevesinde Arap Baharı üzerinden Yeni

Ortadoğu nun hamisi-sahibi gibi gösterilmeye çalışılan Türkiye nin nasıl ve

niçin aşama aşama bir hedef haline getirildiğini ele almaya çalışacağız.

Son günlerde dış politika ile ne kadar ilgiliyiz, hiç

kendinize sordunuz mu Örneğin, Suriye de neler oluyor Bağdat-Erbil hattında

neler yaşanıyor Cenevre-2 ne alemde Ya İran seçimleri

Başbakan ın Kuzey Afrika gezisi dışında neredeyse hiç bir

hareketlenme yok. Hatta bu gezi bile Gezi nin gündemine teslim. Olacak şey

değil! Büyük Türkiye Vizyonu adeta bir Park ile ipotek altına alındı...

Dolayısıyla, Türkiye bırakın çok daha uzakları, hemen

yanı başındaki Suriye krizinde bile adeta oyun dışı. Bu sorunda belirleyici

olmayı hedefleyen Türkiye, bugün benzer bir senaryo üzerinden adeta ikinci bir

Suriye olmaya itiliyor.

Yaşananlar şu an için daha çok gözdağı niteliğinde

olmakla birlikte, şimdiden etkisini göstermesi itibarıyla önemli. Başta Suriye,

Irak, Filistin vb. konular olmak üzere, dış politikamızdaki derin sessizlik,

ilgisizlik görüntüsü adeta bu tespitimizi teyit ediyor. Yeni sürecin iki temel

başarısı olarak ön plana çıkartılan hususlardan biri olan dış politikamızın

adeta topal ördek görüntüsü bu açıdan fazlasıyla düşündürücü...

Dolayısıyla, Park Operasyonu birinci hedefine ulaşmış

durumda! Türkiye kendi içine, sorunlarına bir kez daha döndürülmüş vaziyette.

Oysa Türkiye nin yakın çevresi başta olmak üzere, dışarısı tam bir yangın yeri

ve içteki yangının en büyük nedenlerinden birini de bu husus oluşturuyor.

Türkiye, muhtemelen yangının bu kadar büyüyeceğini ve

hatta kendisini de içine alabileceğini öngöremedi. Nitekim, daha lokal çapta

düşündüğü yangını fırsata dönüştürmek isteyen bir Türkiye görüntüsü

ağırlıklıydı. Mevcut işbirlikleri ve belki de bir takım taahhütler böylesi

bir beklentiye yol açmıştı. Adeta, bunun verdiği bir rahatlık söz konusuydu...

Bunu nereden mi anlıyoruz

Öncelikle yangın başladığında, Dışişleri Bakanı Ahmet

Davutoğlu nun tabiriyle birer itfaiye eri gibi çalışması gereken büyükelçilerin

o kritik günleri Ankara da toplantıyla geçirmesinden. İkincisi ise, bu

toplantıda bizzat Davutoğlu nun sarf ettiği sözlerden...

Şöyle ki... Arap Baharı nın ilk ateşi Tunus ta ortaya

çıktığında Türkiye bu yangınları söndürmeye talip oldu. Diplomatlardan birer

itfaiye eri gibi çalışmalarını isteyen Davutoğlu, 2011 yılının ilk günlerinde

üçüncüsü gerçekleştirilen büyükelçiler konferansında şu ifadeleri kullanıyordu:

Nerede bir yangın var söndürmek için oraya koşmalıyız.

Hatta diplomatların bunun da üzerine çıkması gerektiğini

belirten Davutoğlu, Diplomatlarımızdan sadece itfaiye eri gibi çalışmalarını

istemiyoruz. Aynı zamanda yangınların da çıkmasını önlemek için birer şehir

planlamacısı gibi olmalıyız. demekteydi. Yani, Türkiye hem bu yangını

söndürecek hem de daha fazla yayılmasının önüne geçecekti.

Öyle de yaptı. Tartışmalı Sıfır Sorun politikasını ve

kazanımlarını bir kenara iten Ankara, adeta yangına körükle gitti ve şu an

kendisi bu yangınla tehdit ediliyor-eleştiriliyor, hem de bizzat kendisine gazı

verenler tarafından. Dolayısıyla, karşımızda Gezi üzerinden topal ördek

yerine konulmaya, cezalandırılmaya, sınırlandırılmaya, hizaya getirilmeye

çalışılan bir Türkiye var.

Nitekim 2011 e kadar sahip olduğu araçları, maddi-manevi

boyuttaki kazanımları büyük ölçüde kaybeden Türkiye için bugünlerde dış basında

yapılan değerlendirmeler baktığımızda bölge için hiç bir cazibesinin kalmadığı,

Ortadoğu ve İslam dünyası için bu demokrasisiyle bir model olamayacağı,

gücünün fazlasıyla abartıldığı ve bizzat kendisinin artık bir sorun olmaya

başladığı ifade ediliyor. Örnek mi Bir önceki günkü CNN INT. in 9 saat süren

canlı yayını. Sizce bu yüksek ilgi nereden ve niçin kaynaklanıyor

Ayrıca, çevreci talepler adı altında Türkiye nin

stratejik alt yapı faaliyetlerini-hedeflerini engellemeye yönelik isteklere de

ne demeli Havaalanı, köprü ve kanal projelerinden sizce gerçekte kimler

rahatsız Bu olayların dış politikadaki bir takım gelişmeler kadar, bu projeler

sonrasına denk getirilmesi sizce ne kadar tesadüf

Açıkçası bu hususlar üzerinde de düşünülmeli,

konuşulmalı. Çünkü, meselenin temel hak, hukuk, özgürlükler, demokrasi ve

çevrecilik boyutu kadar Yeni Büyük Oyun yönü de var. Hatta, göründüğünden de

öte.

Dolayısıyla, ortada gerçek muhatap sorunu var ve bu

kapsamda yansımalarla, gölgelerle mücadele nasıl bir sonuç getirir, üzerinde

düşünmek gerek.

Zaten, tüm mesele de buradan kaynaklanıyor...