TÜRKİYE bir anda 50 den fazla ilde, meydanları savaş
alanına döndüren kanlı olaylara sahne oldu. 6 kişi hayatını kaybederken,
binlerce kişi de yaralandı. Çevredeki binalar ve esnaf büyük zarar gördü.
Halkın huzuru kaçtı. Endişe verici günler yaşandı.
Bütün bunlar, dış odakların içteki marjinal grupları
kışkırtması sonucu meydana geldi. Türkiye nin nasıl bir plan ve entrika ile
karşı karşıya olduğu kısa sürede anlaşıldı.
Peki, olay neydi Taksim yürüyüş yoluna Topçu Kışlası ve
AVM yapılacak olmasının basında yer alması üzerine, 27 Mayıs gecesi Taksim
Meydanı nda gösteriler başladı. Ağırlıklı olarak tencere, tava çalma üzerine
kurulmuş eylemler birkaç gün içinde 50 den fazla ile sıçradı.
Hükümet, olayların yatıştırılması konusunda çok kötü bir
sınav verdi. Sayın Başbakan, Hükümeti protesto eden göstericilere eşkiya , çapulcu
gibi kışkırtıcı bir üslûpla yaklaştı. Yangına körükle gitti. Dahası, polis
sayısını artırma, yüzde 50 yi sokağa dökme, 1 milyon kişiyi Kazlıçeşme de
toplama gibi tehditlerde bulundu. O süreçte sakinleştirici bir rol üstlenmesi
gereken Başbakan ın öfkeli yüz hatlarıyla bağırıp çağırmasını hep birlikte
izledik.
Gezi parkı olaylarının başladığı günlerde Yeni Petrol
Yasası çıkarılmış, 1. 6. 2013 günü Cumhurbaşkanı nın onayıyla yürürlüğe
girmişti. Buna göre, önceki yasada var olan millî menfaatlere uygunluk bölümü
çıkarılan 6491 sayılı Yeni Petrol Yasası na göre; yabancılar, sömürülen Afrika
ülkeleri benzeri, ülkemizin yeraltı kaynaklarını işletebilme hakkına sahip
olabileceklerdi. Bu, yeraltı kaynaklarımızı kullanmakta millî likten vazgeçme
anlamına geliyordu.
İşte, böyle bir hengâmede petrol yasası halkın gözü ve
dikkatinden kaçırılmıştır. Sayın Başbakan, dış odaklar tarafından planlanan
gezi parkı olaylarını bu sebepten kışkırtmışsa, gelecekte başbakanlığı
tartışmalı hale gelecek, Bir zamanlar Türkiye yi kimler yönetmiş
dedirtecektir.
HÜKÜMET KÖTÜ BİR
SINAV VERDİ
Sayın Başbakan göstericileri kışkırttı ve 4 günlük Fas,
Tunus, Cezayir gezisine çıktı. Göstericilerin gerekçelerini ortadan kaldıracak
bir cümle vardı: Hayır, bu bölgeye AVM yapmayacağız. Mâlesef, süreç içinde
yetkililerden böyle bir söz duyamadık. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
Kadir Topbaş ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu, Avrupa ya rezil olduk
kompleksiyle olaya yaklaşıyorlardı. Ancak, Bülent Arınç ın itidalli ve sakinleştirici
sözleri takdire değerdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, başbakanın aksine, Demokrasi
yalnız seçim değildir. Seçim dışında durumlar, itirazlar, görüşlerin dile
getirilmesi tabiîdir. İyi niyetle verilen mesajlar alınmış, günü geldiğinde
gereği yapılacaktır diyerek devlet adamı sorumluluğu göstermiştir.
Başbakan ilk itidalli konuşmasını, Demokratik taleplerin
başımızın üstünde yeri var diyerek yurt dışı geziden dönüşünde yaptı. Ancak,
daha baştan böyle bir üslûp kullanmaması soru işareti oluşturdu.
Her şeyden önce, uluslararası odakların oyun ve
tezgâhıyla karşı karşıyaydık. Batı basını, ABD, AB, İsrail yönetimi ve onların
Türkiye deki uzantıları hep göstericilerin yanında yer aldılar. Avrupa
Parlamentosu olayı gündemine aldı. İngiliz basını Türk baharı diyerek ayran
kabartmaya çalıştı. ABD nin haber kanalı CNN Millî İrade Mitingleri ni bile
Hükümet protesto edildi diyerek verdi. Beyazsaray Basın Sözcüsü Jay Carney şu
açıklamayı yaptı: Protestocuların büyük çoğunluğu barışçıl, kanunlara saygılı,
normal vatandaşlardır.
Yine, bu süreçte; turuncu devrimlerin arkasındaki isim
George Soros un fonladığı kurumlar devreye girmiş; modern bankacılık ve küresel
ekonominin kurucusu kabul edilen Alman asıllı Yahudi İş Adamı Mayer Amschel
Rothschild in şirketleri yönlendirici rol oynamış; İngiliz İstihbaratı Twitter
denilen sosyal medya üzerinden asılsız haber ve resimler yayınlamıştır.
Bütün bu yaşananlar, gezi parkı olaylarının bir darbe
girişimi veya Hükümet e gözdağı vermek amacıyla yapıldığını ortaya koyuyor.
Mesaj şuydu: Ey Hükümet, sizi biz getirdik, istediğimiz zaman da götürürüz.
SAADET PARTİSİ GÖREVİNİ YAPTI
Görüldüğü üzere, gezi parkı olayları birkaç ağacın
kesilmesini protesto etmenin dışında amaçlar taşımaktadır. Düşmanlarımız bizim
zayıf ve güçsüz zamanımızı kollamaktadır. Batı dan dost olmayacağı bir kez daha
görülmüştür. AKP Hükümeti AB Bakanlığı kursa da; genel başkanları BOP
Eşbaşkanlığı nı üstlense de; AB uyum yasası diyerek taviz üstüne taviz verseler
de Batı yine Batı dır, bizim menfaatimizi asla gözetmez.
Hükümet in faiz lobisini beslemesi, zina yasası
çıkarması, yabancılara toprak satışını artırması, Vakıflar Yasası nda
değişiklik yapması, dinler arası diyalogculara destek vermesi ve özelleştirme gibi pek çok icraatları
ileride Türkiye nin başına ciddi sıkıntılar açacaktır.
Olup bitenin farkında olarak Türkiye nin menfaatlerini
her şeyin önünde tutan Saadet Partisi, bu süreçte sorumluluk şuuru göstererek
farkını ortaya koymuştur. Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk iktidara,
Her şey para değildir derken, eylemcilere de, Anarşiden adalet doğmaz
mesajı vermişti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak da Biz
hiçbir zaman hak ve taleplerimizi şiddete dönüştürmeye tenezzül etmedik
diyerek şu uyarıyı yaptı: İnatlaşma, kutuplaşma kimseye fayda sağlamaz. Her
yer ateş yeri ve etrafımız ateş çemberi ile çevriliyken herkes sağduyu, teenni
ve tahammül içinde olmalı.
Saadet Partisi bununla da yetinmedi, konu ile ilgili 15
maddelik deklarasyon yayınlayarak çözümü gösterdi. Bu deklarasyonun 3 maddesine
yer vermek istiyorum:
İktidarın güç bende, istediğimi yaparım demesi ne
kadar yanlışsa, marjinal grupların ortalığı savaş alanına çevirmesi de o kadar
yanlıştır.
Ülkede sükûnet ve huzuru sağlamak en başta iktidarın
görevidir. Hükümet bu toplumsal tepkiyi dikkate almalı, sayın başbakan toplumu
gerecek açıklamalardan kaçınmalıdır.
Başbakan gibi, ana muhalefet partisi de yangına körükle
gitmemeli, bu olaylar üzerinden siyasî rant devşirme hesabından vazgeçmelidir.