Gezi meselesi üzerine birçok şey yazıldı, çizildi. Kafa bulanıklığı yanında bunun dış kaynaklı bir olay olduğu konusunda toplumsal bir mutabakat sağlandı. Verilmek istenen mesajlar alındı, alınmayan kısımlar ise muğlaklığını muhafaza etmekte.
Bir ay gündem olanların sırası geçti artık. Şimdi kahvehane köşelerinde, berber koltuklarında, dost meclislerinde, komşu günlerinde… artık farklı şeyler konuşulacak. Bunun hükümete karşı bir darbe girişimi olduğu, milliyetçi-muhafazakâr olanların hükümeti desteklemelerinin elzem olduğu, bu hükümetin bir sürü güzel icraatları olduğu, eğer bu hükmet giderse CHP’nin geleceği korkusu… işlenecek zihinlere, işlenmekle kalmayacak mıh gibi çakılacak bir daha çıkmasın diye.
Refah Partisi zamanında teşkilat toplantılarında “söylem birliği” konusu hep gündeme gelmiş ve bu konuda bir hayli de mesafe kat edilmişti. Bunda hedef Edirne’den Ardahan’a kadar teşkilatın hep aynı şeyleri ifade ederek toplumun istenen hedefe yöneltilmesiydi. Milli Görüş’ten ayrılan kadro da “fısıltı gazetesi”nin önemini bilmekteydiler elbette. Bunu güzel bir şekilde de icra eylemekteler. Çok başarılı olamasalar da toplumu kendi partilerine oy verdirmekte mahir oldukları aşikâr. İlmek ilmek işleyerek iktidar halısını dokuyanlar Gezicilerin kısmî başarısını da kendi lehlerine çevirip zaferlerini perçinlemeye çalışacaklardır.
Milli Görüşlüler ne mi yapacak Onlar geziye de, gaza da, oyuna da, dedikoduya da gelmeyip işlerine bakacaklar. Her oyunun bir finalinin, her rüyanın bir sabahının var olduğunu bilecekler. Ve hep hazır olacaklar. Ta ki Hans’ın anladığı ama Hasan’ın anlamadığı mevzularda halkımız kendine gelene kadar. Ve bu halk kendilerine ihtiyaç duyduğunda orada olacaklar. Hizmet için, Hakk’ın hâkim olması için…
Kafamdaki delice sorular - 5
Toplum bu hale nasıl geldi
Merhumu nasıl bilirdik
Bu esaretten, bağ kopukluğundan nasıl kurtulacağız
Bir avuç olan bir devlet nasıl oluyor da dünyaya hâkim olabiliyor
Dedesi Çanakkale’de gavur toprağımı çiğnemesin diye şehit olan nesil nasıl bu kadar Batı’ya hayran olabiliyor
İnsanımız, devletimiz faiz lobisinin kucağına nasıl itildi
Milli manevi değerlerimizi yeniden nasıl kazanacağız
Tesettür sorununu nasıl çözeceğiz
Ayasofya’yı manevi kimliğine nasıl büründüreceğiz
Yarın Allah’ın huzuruna hangi yüzle, nasıl varacağız
Minik bir tebessüm
Mezarlıkta otlayan inek
Temel ile Dursun birlikte yürürlerken yolları bir mezarlığa düşmüş. Mezarlıktan geçerken bir ineğin mezarların üstündeki otları yediğini görmüş ve merakla izlemeye başlamışlar. Umarsızca otlayan inek bir müddet sonra pislemeye başlamış.
Temel Dursun’a dönerek:
- Ula Dursun! Bir gün ben de haboyle öleceğum. Peni da haboyle topağa koyacaklar. Penum da üzerimde haboyle otlar büyüyecek ve bir inek gelerek penum üzerimdeki otları yiyecek ve mezaruma pisleyecek. O zaman sen dersun.
- Ula Temel amma da değişmişsun derum. Peci pende birgün öleceğum. Penum da uzerumde haboyle otlar pitecek. İnek gelup bu otları yeyup üzerime pisleyecek o zaman sen ne dersun.
- Ula Dursun hiç değişmemişsun derum.
Kıssadan hisse: İnsan nasıl bir hayat sürerse o şekilde bilinecek ve tanınacaktır. İsmi anıldığında güzel şeyler hatırlatanlar hayırla; kötü şeyler çağrıştıranlar ise lanetle anılacaktır unutmayalım.
İlgilisine notlar:
• Kendi hayatını sorgulamayan, başkalarını yargılar…
• İyi insan; aklından hiç kötülük geçirmeyen saf insan değildir. İyi insan; her kötülüğün farkında olup, iyiliği tercih edendir.