Türkiye tam bir gerilim hattı üzerinde. Günlerdir olayların iç içe gelişmesi, nedenler ve sonuçların belirsizliği ortamı iyice gerdi. Hamlelerin nereden ve nasıl geliştiğini, olayların nereye doğru seyredeceğini de kestirmek oldukça güç. Dikkatimizi nereye yönlendireceğimizi de kestiremiyoruz. Eminim ki okurlarımız da gelişmekte olan olayların bir yorumunu isteyecekler. Çünkü bu toz duman içinde bir şeyi yerli yerine oturtmak oldukça güç.
İsterseniz şöyle bir zihin egzersizi yapalım.
Güneş Harekâtı: Kuzey Irak a günlerce önce çıkarma yapılacağının işaretleri verilmişti. Güneye yığınak yapılması bunun göstergesiydi. Kimi zaman Kuzey Irak ın kimi kesimlerine hava akınları belli bir hazırlıktan sonra yapılmıştı. Hedefler isabet alsa da orada kimselerin kalmadığı düşünüldü, konuşuldu. Pekaka kamplarında Abede gazetecilerinin oluşu, "Güneş harekâtı"ndan sonra ortaya çıkması, görüntüleri onların yayımlaması düşündürücüydü. Birkaç cenazenin taşınması, birkaç mezarın varlığı bu büyük harekâtın içeriğine ilişkin kaygıları gidermedi. Kandil dağındaki kampların vurulmayışı ve oraya ulaşılmayışı da bir soru işareti olarak kaldı. Harekatın bitişi, askerin dönüşü, hükümetin gelişmelerden haberdar olmayışı asıl önemli, ünlemli bir soru işarete olarak kaldı. Sonrasındaki açıklamaların hiç birinin bir anlamı ve karşılığı yoktu. El-cezire askerin dönüşünü bir gün önceden duyuruyor. Türk medyasının bundan hemen hiç haberi yok.
Güneydeki son durum: Kürt kavmiyetçileri bir süredir bölgede güven yitirmiş, giderek zayıflamaya başlamıştı. Detepe nin parlamentoya girmesi de konum zayıflaması getirmişti. Barzani nin bölgede itibarının yükselişi içerideki sol ruhlu kavmiyetçileri tedirgin etti. Kendi felsefelerine ters düşen davranışlara girmeye, bölgede itibar kazanmaya dönük çabalar belirdi. Diyarbakır Eski Belediye Başkanı Mehdi Zana nın "Kürtlerin dini Zerdüşlüktür. İslâm ı seçmelerinin hata olduğu"nu açıklaması da bölgede güven duygusunun azalmasına neden oldu. Diyarbakır da bir dershane önündeki patlamada ölen çocukların durumu tam bir nefret oluşturdu. 22 Temmuz seçimleri zaten beklenen patlamanın tam aksini göstermişti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde bölge halkının "Başörtüsünü" tercihi de önemli bir göstergeydi.
Güneş harekâtı ve bölgedeki operasyonlar Kürt kavmiyetçilerin işine geldi. Çünkü gerilim onların işine geliyor.
Detepe nin yeni hamlesi şöyle. Bir emekli imamın elinde Kur an ı Kerim ile bir platforma çıkması, ateşli bir konuşma yapması ilginç bir kareydi. Nevruz kutlamalarında meydanlarda kadınların ve erkeklerin ayrı öbekler oluşturması da bunun bir diğer yansıması.
Ergenekon operasyonu: Türkiye de İttihat ve Terakki den beri gizli bir gücün egemenliği söz konusu. Bu bilinmeyen güç değişik rollerde beliriyor. Kimi zaman "gladyo" kimi zaman "derin güç", olarak ifade edildi. Buna ilk karşı çıkışı Ecevit yapmıştı. Fakat bu, öylece kalmıştı. Bu derin gücün asıl belirişi Susurluk iledir. Refah Partisi nin koalisyon ortağı olması ya da çetenin dayandığı noktalar hep soru işaretlerini beraberinde taşıdı. Susurluk olayı ve 28 şubat süreci koyu bir derin devlet varlığını imledi. Faili meçhul olaylar süreci bunu daha da güçlendirdi. Bu derin ve güçlü gücün varlığı koyu bir gölge, bir karabasan gibi çöktü. Bu güç kendi iktidarını da ortaya koydu. Korkunç bir baskıcı dönem süreci yaşandı. Van 100. Yıl Üniversite rektörü hakkında açılan davanın bir fiyasko ile sonuçlanması, savcının uğradığı akıbet, kitabevi baskını vs. bütün bunlar birbirini bütünleyen zincirin halkaları. Zaten aydınlara, bürokratlara karşı işlenen cinayetler, suikastlar da bu durumun diğer yönlerini oluşturuyordu. Son operasyon ise arı kovanına çomak sokmaktı. Susurluk olayından beri süregelen gizlerin çözülmesi, duyguların artık belirginleşmesi hep bir yöne bakmaya neden olmuştu. Susurluk olayından sonra soruşturma komisyonu üzerindeki baskılar, Bedri İncetahtacı nın ölümü de ünlemli soru işareti olarak belleklerde yer etti.
!!!! Evet tıpkı böyle.