Gerilimden uzak, gerilimsiz yaşamak

Abone Ol

Bir toplumu germenin, huzursuz etmenin yolları çokmuş. Kentten köye gelince dünya ile ilişiğiniz kesiliyor. Medya, gerilimi tırmandırmada başrolü oynuyor. Her gün kentten başta Millî Gazete, bir başka gazete ve spor gazetesi dahil olmak üzere geliyor. Spor gazetelerinin bakışı ülkemizin bir göstergesi. Bir gazeteyi alın, bakın aynı sayfada bir kulübün birçok futbolcuyu birden transfer edeceğine dair haber okursunuz. Oysa o kulübün bir transfer etme hakkı var. Okur, bunların yalan olduğunu bile biliyor, fakat gene de okuyor. Bir duygu okşaması var. Toplum bilinci akıl üzere olmadığından duygunun etkisi belirgin ağırlaşmakta.

Benzer durum haber gazeteleri için de geçerlidir.

Türkiye de bir çıkar kavgası var. Çıkar bölüşümü sorunu var. Pastadan pay alıp alamama sorunu. Kimi büyük gazeteler iktidarı elinde bulunduranları etkileyecek, ya da yönlendirecek önemli bilgileri, haberleri yedekte tutarlar. Zaman zaman bir haber patlaması yaparlar, bununla iktidarı köşe sıkıştırırlar.

Gazetelerin genel yayın yönetmenleri patronları ile iktidarlar arasında bir köprüdürler. Hemen her dönemde onlar önemli bir rol üstelenirler. Kimi zaman en kritik dönemlerde önemli görüşmeler yaparlar. Yakın zamanda, 22 Temmuz seçimleri öncesi bunun iki örneği var. Bunlar Dolmabahçe ile Hilton toplantılarıdır. Özellikle Hilton otel odasındaki toplantı sonrasında bir gazetenin genel yayın yönetmeninin açıklamaları önemliydi. Bu toplantı belirleyici de oldu. AKP içindeki Millî Görüş geleneğinden gelme milletvekillerinin tasfiyesi ile ilgili önbilgiydi. Sadece Bülent Arınç adı bir soru işareti olarak kalmıştı.

Bu gibi gazeteler belli dönemlere oldukça dikkatli bir dil kullanırlar, ama en beklenmedik zamanlarda ve en kritik zamanlarda, gerektiğinde gerilim tırmandırıcı bir dile tanık oluruz.

Hürriyet gazetesinin "Ergenekon olayında" bile nasıl bir orta yol izlediği ortada. Her iki taraf için de benzer bir durum sergilemekte.

Bu bakışlı gazetelerin İslâmî duyarlık sahibi yayın organlarını "Dinci gazeteler" diye tanımlaması da hem ayırıcı, hem bölücü bir üslup içermekte. Dinci vurgusu bile gerilim tırmandırmada yeterli bir bakış. Ertuğrul Özkök bir ara "artık dinci ifadesini kullanmayacağını" söylemesine rağmen, zaman zaman bilinçaltı vurgusu olarak hemen dışa vurmakta. Bunu da bilinçle yapmakta. Kaldı ki, birbirine sıfat yakıştırmanın yolları ve nedenleri az değil. Bunlar çok kolay yakıştırılabileceği gibi, hakiki yüzleri de ortaya çıkarılabilinir.

Bir süredir medya psikolojik baskısı dışındayım. Hayata bakışım bile farklılaştı. Bu, duyarsız olduğum anlamına gelmemeli. Duyarlığım daha bir artıyor. Buradan bakınca Millî Gazete nin anlamını ve değerini daha iyi görüyorum.

İnternete sadece yazılarımı göndermek için birkaç günde bir girebiliyorum. Girdiğimde haber sitelerine şöyle bir göz attığımda bile gerilimim artıyor.

Bir okurum "Ergenekon olayıyla ilgili Millî Gazete nin suskunluğunu ve tavrını" soruyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus bu güçler çatışmasının iktidarın üzerinde olduğu, bir iç hesaplaşma, ya da egemen güçlerin kimi kime karşı kullandığının bir çatışması olmalı. Kimin tarafında niçin yer alınması gerektiği belirsizliği söz konusu bence. Burada güçler çatışmasının bir dengeler sorunudur.

Bir süredir İsrail sürekli olarak İran konusunu gündemde tutuyor. İran ı vurmaktan söz ediyor. İran ise bu açıklamalara karşı bir tavır ortaya koyuyor. Abede ise sürekli olarak gerilimi tırmandırmak ve gerilimi belli bir yerde tutmanın çabasında. Böyle olunca gerilimsiz durmak da önemli bir sorun oluşturuyor.

Ergenekon olayı bunların dışında tutulabilinir mi

Bu güçler çatışması yeni sorunlara gebe değil midir

Gelecekte bu olayların nedenleri çok daha rahat anlaşılabilecek.

Abede hangi dengeler üzerinde oynuyor buna dikkat etmek gerekir.

En iyisi taraf olmadan, bulaşmadan kendi bakış açımızla soğukkanlı bakmak. Ben, köyümde daha sakinim. Gerilimden uzağım.