SON günlerde tırmanan terör sebebiyle bu köşede endişelerimi sıkça dile getiriyorum. Endişelerimin kaynağını korku değil, bu tür gerilimlerin ardından ülkemiz ve insanımızın yaşadığı sıkıntıların tekrarlanması ihtimalinden duyduğum üzüntü oluşturuyor. Çünkü siyasete siyaset dışı müdahalelerin arkasında hep bir takım dış etkiler bulunmuştur. Yani, ülkemiz bir kaos ortamına sürüklenmiş ise bunda görünürde bir takım iç etkiler olmuşsa da genellikle tetikleyiciler yabancı unsurlar olmuştur. 27 Mayıs 1960 darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası ile Demirel hükümetinin istifaya zorlanarak Nihat Erim’in başbakanlığında bir hükümetin kurulması, 12 Eylül 1980 darbesi ile 28 Şubat sürecinde yaşananların hemen hepsinin arkasında dış güçler bir diğer ifadeyle ABD ve CIA bulunmuştur.
Bugün yaşadığımız sıkıntılar ve kaos ortamının sorumluları olarak 7 Haziran seçimlerinin ardından TBMM’de temsil hakkı kazanan partilerin yöneticilerinin inatçı tavrı görülüyor. Yani, partilerin yan yana gelerek bir koalisyon hükümeti kurmaya yanaşmamaları, bunu yaparken suçu diğer tarafa atma yarışı iki ay sonra ülkeyi yeni bir seçime götürme noktasına getirdi. Elbette, seçimin korkulacak bir yanı yoktur. Ama 7 Haziran seçimlerinin hemen ardından bir yerlerden düğmeye basılmışçasına terör olaylarının tırmanışa geçmesi, birilerinin özerklik ilan etme girişimleri sanıyorum kendi güçlerine güvenin bir sonucu değildir. Terörün böylesine tırmandığı bir noktada siyasi partilerin sergilediği olumsuz, siyaseti kilitleyici tavrı sadece basiretsizlikle izah etmek eksik kalır. Çünkü liderlerin böylesine önlerini göremediğini, sırf inat olsun diye davrandıklarını düşünmek istemiyorum.
Bu noktada uzun yıllar değişik yayınlarda gazetecilik yaptığımız, Meclis ve Başbakanlık koridorlarında sıkça karşılaştığımız Fethi Akkoç kardeşimin İstanbul dönüşü Ankara Büromuzda masamın üzerinde bulduğum “Ekose Etekli Levrek”(1) kitabından kısa bir alıntı yapmak istiyorum. Sevgili Fethi Akkoç kitabın sunuşun da bir gerçeğe dikkat çekiyor:
“Bu kitabı okuyanlar çok partili hayata geçtiğimiz 1950 yılından itibaren Amerikan’ın desteği ile iktidara gelen hükümetlerin yine Amerika’nın desteklediği askeri darbelerle gittiklerini, ülkemizde her dönemde etkili olan güçlerin postmodern darbeden sonra nasıl yetkili hale geldiklerini komplo teorileriyle değil, yaşanmış birebir örnekleriyle göreceklerdir.”
Akkoç’un bu tespitini doğrulayan bölgemizdeki gelişmeler, özellikle de ülkemizde yaşananların arkasında başta ABD olmak üzere bazı yabancı istihbarat örgütlerinin olduğunu daha önce bir takım kısa alıntılar yaptığım Amerikalı bir ekonomik teröristin, “Bir Ekonomik Teröristin İtirafları” kitabındaki bilgilerle örtüştüğünü görmek ortada ciddi hiçbir sebep yokken ülkenin hükümetsizliğe mahkûm edilmesi ister istemez geçmişte yaşadığımız olumsuzlukları akla getiriyor. Böyle olunca da tüm siyasilerin, özellikle de sorumluluğun zirvesindeki isimlerin serinkanlı davranması, polemiklere karışmaması gerekiyor. Çünkü bir kimsenin yetkisi arttıkça sorumluluğu da artar. Dünkü yazıma bir okuyucumun yazdığı yorumda en yetkili makamda bulunan Sayın Erdoğan’ı yaşanan gelişmelerden sorumlu tutması elbette diğer siyasileri sorumluktan kurtarmaz ama en tepede bulananlara daha çok sorumluk düştüğü de bir gerçektir. Onların gerilimi tırmandırıcı üsluptan mümkün olduğunca sakınmaları gerekir. Dileriz böylesine terörün zirve yaptığı bir ortamda gerçekleştirilecek seçimler yeni tartışmalara zemin hazırlamaz.