Bu yüzyılın önemli yanlarından biri, bir özellik olmasa da, yapı ve tutum olarak gerilim üzerine inşa edilmiş durumda. Bu, bir yanıyla bir çıkar aracı olarak da kullanılmaktadır. Sürekli gerilim insanda psikolojik olarak olumsuz etkiler uyandırıyor.
Gerek uluslararası, gerek bir ulusların kendi alanlarında veya insanlar arasındaki ilişkilerde gerilim ve öfke bir varlık nedeni olarak görülmektedir. Özellikle bir düşünce temeline dayanmayan oluşlar ayakta durmak ve bundan çıkar elde etmek için bu aracı özellikle kullanıyorlar. Kimi zaman yazılarımda ifadeye çalıştığım ve üzerinde ısrarla durduğum önemli bir vurgu var: Dolaylı reklâm. Günümüz reklâmcılığı veya tanıtımı doğrudan, dürüst ve samimi olanını özellikle uygulamıyor. Biliniyor ki, bu tür bir reklam çıkar elde etmez. Bir çıkar aracı olması bakımından, çıkarı daha çok öncelediğinden, özellikle dolaylı yollarla, ahlâki olmayan tutumlarla bile var olmaya, ayakta durmaya bakılıyor. Günümüzün önemli açmazlarından biri sigaradır. Sigara paketlerinin üzerinde kocaman puntolarla: "Sigaranın sağlığa zararlı olduğu" yazılır. Ancak sigara tüketimi gene de hızla artar. Öylesine ironik bir tutum belirir ki, radikal laik veya feminist bayanlar karşıtlarının gözlerine sokmak ve bir direniş başkaldırı aracı olarak sokakta sigaralarını tellendirirler. Burada, onların sokakta sigara içip içmemesi beni ilgilendirmiyor, psikolojisi bakımından üzerinde duruyorum. Bu, kendi sağlıklarına zararlı olduğu halde, bu zararlı içecekle bir direniş gösteriyorlar.
Bu sadece sigara ile ilgili değil. Kimi kesimler, dinen haram, sağlık açısından zararlı olan içkiyi bile bir karşı duruş aracı olarak kullanabilmektedirler. İçki ve sigara bir kale olarak kullanılabilinmektedir.
Özellikle günümüzde, "Türkçe İbadet", "Türkçe ezan" gibi yaklaşımlarında, yapılan ibadetin daha anlaşılır olması, bilinmesi için böyle bir talepte bulunmuyorlar. Burada niyet çok farklıdır. Amaç, bir ibadeti anlaşılır kılmak, ondan beslenmek ya da ibadet etmek için değil, bu ibadeti sulandırmak içindir.
Karşı sert tutumlar da ortamı germekten, öfkeyi arttırmaktan, kinlenmekten başak bir işe yaramıyor. Türkiye koşullarında öfkeler öylesine artıyor ve bileyleniliyor ki duygular nefrete dönüşüyor. Bunu çıkarları için kullanan kesimler var.
Günümüzde cenaze törenleri bile bu psikolojiyle yapılmaktadır. Psikolojik üstünlük sağlamak için yapılmaktadır. Bu Türkiye psikolojisinden geçen yüzyılın başından itibaren bir varlık aracı olarak kullanılmaktadır.
Bu gerilim bir çıkar aracı olarak da kullanılmaktadır.
Dünyada olan bitenden habersiz biri, bir sabah dünyaya gözlerini açsa, medyanın yüzüne baksa ve hatta bundan yola çıkarak insanların yüzlerine baksa, ortamda korkunç bir savaşın, çatışmanın yaşandığına hükmedecek. Şaşkın bir şekilde nerede yer alacağına bakmaya bakmaktadır.
Türkiye koşullarında bazı olaylar bu anlamda bir dönüm noktası olmaktadır. Uğur Mumcu nun katli, öldürülmesi bazı kesimler için bir var oluş nedeni olmuştur. Faili bilinmeyen bu cinayetin ardındaki güçler birçok çıkar elde etmişlerdir. 1980 sonrasında, sosyalist blokun çökmesi sonucu, bu topraklarda yaşayan birçok kesim bir düzlemde bulunmuş, entelektüel kesimlerde yakınlaşmalar olmuş, insanlar birbirine ısınmış ve sevmiş, sevişmiş, birden bir cinayet ile kesimler arasında gerilim olmuştur. İslâm şeriatının bir gereği olarak bir cenaze musalla taşına götürülürken bile "Kahrolsun Şeriat!" diye bağırmaktadırlar. Öyle bir toprakta, zamanda ve düzlemde yaşıyoruz ki kendi paradokslarımızın farkına bile varamıyoruz.
Müslüman bilinci nefreti arttırmamayı gerekli kılıyor. Nefret İslâm bilincine de aykırıdır. Efendimiz ilk hicretinde, kendisine yapılanlara aynı duygularla karşılık verseydi, Habeş halkı Müslüman olur muydu Oysaki üzerinde bulunduğumuz düzlemde iyi kötü, insanların bilinçaltlarında Müslüman ca özler bulunmaktadır. Bu özlerin dışa vurmasından rahatsızlık duyan kesimler olduğu gibi, karşı nefretti arttırarak onlara hizmet edenler de bulunmaktadır. Çıkar pastasından kim ne kadar ve ne elde eder ona bakıyor. Sorun budur. Çıkarcıları iyi ayıklamalıyız, yoksa bu gidiş hayra alamet değildir.