Yeni bir seçim sürecindeyiz. Bu, yeni gerilim, yeni öfke
ve nefret sürecidir bir bakıma. Türk siyasası bunun üzerine kurulu. Yapı böyle.
Onlarsız edilemiyor ne yazık ki. Sağlıklı düşünmeye asla fırsat verilmiyor.
İnsanlar bir futbol sahasının tribünlerine taşınıyor
gibi. Amigolar ve onlara uyan yığınlar. O zaman göz gözü görmüyor kulak kulağı
duymuyor. Aynı tempoyla gerilim tırmandıkça tırmanıyor.
Günümüz siyasa adamları özellikle düşünceye dayalı bir
düzlemde durmuyorlar. Karşılıklı gerilim ritminde ve hatta savruluşunda
olunuyor. Sesler o kadar yüksek çıkıyor ki. Kim haklı kim değil anlaşılamıyor.
Horoz döğüşünden başka bir şey değildir yapılan. Taraflar birbirlerini
açıklarını yakalamaya bakıyorlar. Fırsat kolluyorlar.
Güçlünün diğerlerini küçük görmesi, aşağılaması ve hatta
zılgıt çekmesi günümüz siyasanın bir tarzı. Kimi liderlerin dik durma adına hiç
esnememesi, hiç hoşgörülü olmaması, ödünsüzlüğü ve öfkesi birbirine karışıyor.
Bundan tuhaf portreler doğuyor. Muhatapları da ondan geri kalmıyor.
Büyük düşünürlerin, bilgelerin olmadığı bir ortamda
reklâm danışmanları karakterlerin oluşumunda etkili. Bunlar, kalaylanmış içi
paslı boş tenekelerdirler. Onların kendi düşünceleri yoktur. Kulaklarına
fısıldananlar ile varlık gösterirler, sunuculuk yaparlar. Şöyle ki, reklâmın
amacı ürünü pazarlama ve tükettirmek, yani satmak. Nitelik önemli değil. Onlara
göre çöl ortamlarında ısıtıcı, kutuplara buzdolabı sattırmak tek amaç. Yani
insanları aldatmak ve yanıltmak. Önemli olan kâr ve çıkardır, nitelik değil.
Siyasayı da pazarlamacıların ellerinde böyle görebiliriz, tüketiciler yani
alıcılar öze ve ruha dikkat kesilmezler. Çünkü nesne öylesine parlatılmış, göz
öylesine etkilenmiş ki ondan asla vazgeçilemez. Futbol takımı psikolojisi.
Yenilgide de, yanlışta da ve hatta en zayıf durumlarda da kusurlar asla
görülmez. Tapınma duygusuna götürür.
1983 seçimlerinde darbecilerin partisi Turgut Sunalp
başkanlığında seçime giriyordu. Bugün partinin adını bile anımsamıyoruz.
Amblemi horozdu. Siyaset yapanlarının çoğu belleklerimizden silindi. Ve hatta
günümüz kuşağı bunları bilmiyor bile. Darbeci Kenan Evren söz konusu partiye
işaret buyurunca büyük halk yığınları Turgut Özal ın ANAP ına oy verdi tek
başına iktidara getirdi. Bu psikolojik gerilim sonucu ortaya çıkan bir durumdu.
Solu temsil eden Necdet Calp ın Halkçı Partisiydi. O
dönem bugün için belleklerde değil.
1980 darbesi düşüncenin hayattan çıkarılmasıdır.
İdeolojik çekişmeler yerine sermaye gücünün belirlediği siyasal yapı.
Üniversitelerdeki gerilimi azaltmak adına çatışmayın
sevişin sloganı geliştirildi. Ya da futbol fanatizmi. Cinsellik ve futbol.
Bunlar devreye girince siyasi parti liderleri de dönemin koşullarına uygun
portreler olmak durumundaydı.
Amigo bir lider, holigan taraftarlar ya da partililer.
Onların dünyasında düşünce, edebiyat, şiir, felsefe, inanç bütünlüğü olmaz.
İnsanı aşağılamak ve hötlemek en temel vurgu. Sen varsın ya sen der gibi.
Anlayışsızlık, sevgisizlik, kabalık.
Yaratılmışların en değerlisi olan insan, insan yerine
konulmuyor günahı ve sevabıyla. Bunu göremeyeceğiz galiba bu gidişle bu siyasa
adamlarıyla.