Gerçeklere direnmenin nafile olduğu aşamadayız!..

Abone Ol

Küresel düzeyde riskten kaçınma eğilimi güçlendikçe

belirsizlik ve kırılganlık artıyor; beklentiler bozuldukça içine düşülen açmaz

büyüyor ve kara bulutlar her tarafı sarıyor. Son on yılda çekirge sürüsü misali

gelişmişlerden gelişmekte olan ekonomilere akın eden finansal sermaye evine

dönmeye çalıştıkça, terk etmeye çalıştığı bölgeler uzun süreli bir kuraklığın

etkisi altına girmeye başlıyor. Finansal akınlara hesapsızca hoş geldin

diyenler, bu yeni durum karşısında ne yapacağını bilemiyor; çırpınmak veya feryat

etmek çözüm olamıyor. Açgözlülüğün etkisi altında kalarak finansal sermayeye

teslim olmanın bedeli çok ağır olacak gibi görünüyor.

Türkiye Ekonomisi de bu durumdan nasibini alıyor: Türk

Lirası tüm çabalara rağmen değer kaybediyor, faizler yükseliyor, menkul ve

gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri eridikçe bilançolar yıpranıyor, kredi

itibarı kademeli olarak geriliyor. Bir şekilde bu olumsuzlukların düzelmesi

umuduyla gelişmelere kayıtsız kalanların panikleme eşiğine geldiği dikkat

çekiyor, oluşan güven bunalımı karabasana dönüşüyor. Benzer gelişmeler

gelişmekte olan ekonomilerin çoğunda yaşanıyor. Likidite bolluğunun örttüğü

çıkar çatışmaları açığa çıkıyor, sinsice ağırlaşan sorunlar her kesimi

bunaltıyor. Oluşmaya başlayan kredi krizi hem borçluları hem de alacaklıları

yakacak, çok yönlü ve uzun süreli bir istikrarsızlığın sebebi olacak gibi

görünüyor.

Gelişmekte olan ekonomilerin büyük bir kısmı ciddi

sıkıntılar yaratacak ölçüde sarsılmaya devam edecek likiditenin daralması iç

talebi aynı yönde etkileyecek, enflasyon ve işsizlik artacak, son on yılın tüm

kazanımları buharlaşacak. Bu durum toparlanmaya başladığı söylenen gelişmişleri

de aynı yönde etkileyecek küresel ekonomi bu daralmanın siyasi ve sosyal

etkilerini yoğun bir şekilde yaşamak zorunda kalacak. Ortaya çıkacak

sonuçların, katlanılabilir düzeyi aşacak olması istikrarsızlığı besleyen temel

unsur olacak. 2008 deki kredi krizinden daha sert ve yıkıcı sarsıntılar kapıyı

çalacak. Küreselleşme denilen kuralsızlığın iflas ettiği tescillenecek ve

herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışacak. Durumu kabullenip geleceğe

bakmak yerine öfkeli bir tepkisellikle sorumlu arayanlar, kendini kurtarmak

adına bu şuursuz kesimleri birbirine kırdırmaya çalışanlar, tarihin zaman

tünelinde kaybolacak

Kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmek, her koşulda

Halk tan ve Hak tan yana olamamak en büyük şuursuzluktur; sonucu ise binilen

dalın kesilmesidir. Kendi nefsine yenilerek herkesi aptal yerine koyanlar

bundan sonra yaşanacakların sorumlusudur. Bu tip yanlışlara abone olup,

sonuçları karşısında farklı tepkiler verip timsah gözyaşı dökenler riyakar

takımındandır. Finansal sermayeye taşeronluk yaparak güç peşinde koşanların

koşullar değişince aynı kesimi faiz lobisi olarak suçlaması ve topluma daha

önce verdiği mesajların tam tersini söylemesi bugünleri aşmanın çözümü

değildir.

Uzunca bir süredir yaşanacaklar konusunda herkesi

uyarmaya çalışıp tedbirli olmaya çağırdık. Nefsine yenik düşenler bizi felaket

tellalı olarak değerlendirip aforoz etmeye çalıştı. Dokuz köyden kovulacağımızı

bile bile, doğru olduğuna inandığımız yoldan sapmadık, sonuçlarına katlandık.

Fakat artık herkesin bir gerçeği görme, duyma ve bilme zamanı geldi: nefsine

yenik düşüp gerçekleri herkesin bilmesini engelleyenler, Halk a ve Hakk a karşıymış!..

Oldukları gibi görünmekten kaçınıyor, hedeflerine ulaşmak adına olduklarından

çok daha farklı görünmeye çalışıyorlarmış.