Küresel düzeyde riskten kaçınma eğilimi güçlendikçe
belirsizlik ve kırılganlık artıyor; beklentiler bozuldukça içine düşülen açmaz
büyüyor ve kara bulutlar her tarafı sarıyor. Son on yılda çekirge sürüsü misali
gelişmişlerden gelişmekte olan ekonomilere akın eden finansal sermaye evine
dönmeye çalıştıkça, terk etmeye çalıştığı bölgeler uzun süreli bir kuraklığın
etkisi altına girmeye başlıyor. Finansal akınlara hesapsızca hoş geldin
diyenler, bu yeni durum karşısında ne yapacağını bilemiyor; çırpınmak veya feryat
etmek çözüm olamıyor. Açgözlülüğün etkisi altında kalarak finansal sermayeye
teslim olmanın bedeli çok ağır olacak gibi görünüyor.
Türkiye Ekonomisi de bu durumdan nasibini alıyor: Türk
Lirası tüm çabalara rağmen değer kaybediyor, faizler yükseliyor, menkul ve
gayrimenkul şeklindeki varlık değerleri eridikçe bilançolar yıpranıyor, kredi
itibarı kademeli olarak geriliyor. Bir şekilde bu olumsuzlukların düzelmesi
umuduyla gelişmelere kayıtsız kalanların panikleme eşiğine geldiği dikkat
çekiyor, oluşan güven bunalımı karabasana dönüşüyor. Benzer gelişmeler
gelişmekte olan ekonomilerin çoğunda yaşanıyor. Likidite bolluğunun örttüğü
çıkar çatışmaları açığa çıkıyor, sinsice ağırlaşan sorunlar her kesimi
bunaltıyor. Oluşmaya başlayan kredi krizi hem borçluları hem de alacaklıları
yakacak, çok yönlü ve uzun süreli bir istikrarsızlığın sebebi olacak gibi
görünüyor.
Gelişmekte olan ekonomilerin büyük bir kısmı ciddi
sıkıntılar yaratacak ölçüde sarsılmaya devam edecek likiditenin daralması iç
talebi aynı yönde etkileyecek, enflasyon ve işsizlik artacak, son on yılın tüm
kazanımları buharlaşacak. Bu durum toparlanmaya başladığı söylenen gelişmişleri
de aynı yönde etkileyecek küresel ekonomi bu daralmanın siyasi ve sosyal
etkilerini yoğun bir şekilde yaşamak zorunda kalacak. Ortaya çıkacak
sonuçların, katlanılabilir düzeyi aşacak olması istikrarsızlığı besleyen temel
unsur olacak. 2008 deki kredi krizinden daha sert ve yıkıcı sarsıntılar kapıyı
çalacak. Küreselleşme denilen kuralsızlığın iflas ettiği tescillenecek ve
herkes kendi başının çaresine bakmaya çalışacak. Durumu kabullenip geleceğe
bakmak yerine öfkeli bir tepkisellikle sorumlu arayanlar, kendini kurtarmak
adına bu şuursuz kesimleri birbirine kırdırmaya çalışanlar, tarihin zaman
tünelinde kaybolacak
Kendisi gibi düşünmeyenleri ötekileştirmek, her koşulda
Halk tan ve Hak tan yana olamamak en büyük şuursuzluktur; sonucu ise binilen
dalın kesilmesidir. Kendi nefsine yenilerek herkesi aptal yerine koyanlar
bundan sonra yaşanacakların sorumlusudur. Bu tip yanlışlara abone olup,
sonuçları karşısında farklı tepkiler verip timsah gözyaşı dökenler riyakar
takımındandır. Finansal sermayeye taşeronluk yaparak güç peşinde koşanların
koşullar değişince aynı kesimi faiz lobisi olarak suçlaması ve topluma daha
önce verdiği mesajların tam tersini söylemesi bugünleri aşmanın çözümü
değildir.
Uzunca bir süredir yaşanacaklar konusunda herkesi
uyarmaya çalışıp tedbirli olmaya çağırdık. Nefsine yenik düşenler bizi felaket
tellalı olarak değerlendirip aforoz etmeye çalıştı. Dokuz köyden kovulacağımızı
bile bile, doğru olduğuna inandığımız yoldan sapmadık, sonuçlarına katlandık.
Fakat artık herkesin bir gerçeği görme, duyma ve bilme zamanı geldi: nefsine
yenik düşüp gerçekleri herkesin bilmesini engelleyenler, Halk a ve Hakk a karşıymış!..
Oldukları gibi görünmekten kaçınıyor, hedeflerine ulaşmak adına olduklarından
çok daha farklı görünmeye çalışıyorlarmış.