Gerçekler ve yeni hikâyeler

Abone Ol

Geride bıraktığımız hafta içinde Türkiye İstatistik Kurumu

tarafından açıklanan veriler kırılganlığın arttığına işaret ediyor. Geçen yılın

son çeyrek döneminde büyüme rakamı yüzde 1,4 oranına gerilemiş; takvim ve

mevsim etkisinden arındırılmış rakam ise yüzde 0,0 olarak gerçekleşmiş. Mart

ayı enflasyonu ise yüzde 0,6 olmuş ve yıllık oran yüzde 7.29 a yükselmiş.

Küresel koşullar olumsuzlaşırken büyüyemeyen ve enflasyon baskısını azaltamayan

ekonomimizin sorunları ağırlaşmaya devam edecek gibi görünüyor. Net sermaye

hareketlerinin istikrarsızlaşmaya başladığını ve bu yılın ikinci çeyrek

döneminde Hazine nin büyük itfaları ve ciddi boyutta finansman ihtiyacı

olduğunu dikkate alır isek, bizi bekleyen koşulları daha iyi anlayabiliriz. Bu

tablo, ciddi yan tesirlere rağmen Merkez Bankası nı ayağını frenden çekmeye zorlamış

olabilir.

Hatırlanacağı gibi çok tehlikeli seviyelere yükselen cari

açık nedeniyle ekonominin kontrollü şekilde soğutulması öngörülmüş, fakat 2012

üçüncü çeyreğinden itibaren yumuşak inişin tamamlanmış olacağı ve yeniden

çıkışa geçileceği iddia edilmişti. Açıklanan büyüme rakamları gelişmelerin

böyle olamadığını ve durgunluğun derinleştiğini söylüyor. Ayrıca altın

ihracatını dikkate almaz isek, cari açıktaki küçülmenin kesinlikle yeterli

olmadığını ve tehlikenin ciddiyetini koruduğunu düşündürüyor.

Bu yılın ilk çeyrek döneminde kredi hacmindeki yüzde

20 ye yaklaşan sıçrama sayesinde iç talep bir miktar hareketlenmiş olabilir ama

bu kez de cari açık yeniden büyümeye başladı; altın ihracatı geri döndü ve bu

sayede olumsuzluk kısmen gizlendi. Olumsuz küresel koşullar nedeniyle ihracatı

artırmak, dış açık konusundaki iyice ciddileşmiş sorunu aşmak mümkün olamıyor.

Riskler büyürken reel getirilerin sıfıra inmesi, varlık değerlerinin

şişkinliği, içeridekilerin durumu kötüleşirken yabancı sermayenin güven vermeyen

tavrı Türkiye nin hareket yeteneğini önemli ölçüde daraltıyor.

2013 yılının ikinci çeyrek döneminde muhtemelen kredi

hacmindeki artış hızı bir miktar gerileyecek, iç talep artmaya devam

edemeyecek; kaynak kullanımında öncelik Hazine nin olacak. İhracatta artış

olmamasını ve mevcudun korunmasını başarı saymak gerekecek. Paranın devir hızı

kısmen gerileyebilecek, karşılıksız çek ve protestolu senet hacmi yeniden

artmaya başlayacak. Üretim mevcut düzeylerini korumakta zorlanırken, hizmet

sektörlerindeki birikmiş dengesizlikler sorun yaratmaya devam edecek. Bu tablo

ilk çeyrekteki kıpırdanmanın ardından ikinci çeyrekle birlikte durgunluğun

derinleşmeye devam edebileceğini söylüyor. Belli ki bu durumu sorumlular da

görüyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyor.

Beklentilerin bozulmaması ve güvensizliğin artmaması,

gelişmelerin kontrolden çıkmaması için yeni hikâye üretmeye çalışıyorlar; bu

çabada dış destek de buluyorlar gibi görünüyor. Siyasi açılım ile gündem

değişiyor, ekonomideki tıkanıklığın aşılması umuluyor; bunu desteklemek üzere

Türkiye nin kredi notu yükseliyor ve Merkez Bankası ayağını frenden çekerek

parasal gevşemeye geçiyor. Başka bir deyişle, daha dereyi görmeden paçalar

sıvanıyor; yeni gündem yaratılması ve beklenti pompalaması ivmelendiriliyor. Bu

tablo kendi gerçeklerimizden uzaklaşmaya devam edeceğimizi, bugünün

sıkıntılarının sebebi durumundaki yanlışların sürdürüleceğini söylüyor. Yerli

ve yabancı yatırımcıları hesapsızca risk almaya teşvik etmek ve günü kurtaracak

finansmanı bulmak için belli ki başka bir yol bulamıyorlar.

Daha farklı görünmeyi hayal edebilirsin ve devamında yeni

ufuklara yelken açmayı umabilirsin. Fakat görünmek istediğin gibi olmak için

gerekenlere katlanmadan olumlu sonuç beklemeye kalkarsan evdeki hesabın

kesinlikle çarşıya uymaz. Türkiye yi yönlendirenler de hayal ediyor ve bunu

yaparken borçlar büyüyor, risk artıyor ve gelecek tükeniyor. Her şey açığa

çıkınca hayal kırıklığına uğrayanların daha iyi bir gelecek için el ele vermesi

ve uzlaşması imkânsızlaşıyor.