Gerçekler ve Algılar

Abone Ol

İnsanlığın tarihi serüveni insanların birlikte yaşamasının zaruretini gösteriyor. Bu birlikteliğin getirdiği toplumsal yapı içerisinde insanlar birbirleriyle etkileşim içerisindedir. Siyasetten sosyal hayata, iktisattan kültürel yaşama kadar hayatın her alanında insanlar birbirlerini etkiler ve bu etkileşim neticesinde bir gerçeklik oluşur. Her ne kadar biz buna gerçeklik desek de bunu mutlak gerçeklik olarak kabul edemeyiz. Çünkü bu gerçekliği insanların algıladığından farklı düşünemeyiz. Bu yüzden insanlar arasındaki ilişkilere yön vermek isteyenlerin oluşacak gerçekliği kendilerinin belirlemesini ister. İşte insan zihninde oluşturulmak istenen gerçekliği belirleme çabasını algı yönetimi olarak ifade edebiliriz.

Amerikalı Siyasetçi Henry Kissinger, “Bir şeyin gerçek olmasından daha önemli olan o şeyin gerçek olarak algılanmasını sağlamaktır” derken aslında bize söylemek istediği tam da budur. İnsanların gerçekliğine müdahale etmek isteyenler, insandaki tutum ve davranışları belirlemek, iradelerini kontrol etmek ve tercihlerini etkilemek için algıları yönetmeyi ve yönlendirmeyi ihmal etmiyorlar. Bunu sadece küresel siyasetle birlikte düşünmemek gerekiyor. Hayatın akışı içerisinde insani ilişkilerimizde de, yerel siyasette de, ulusal siyasette de karşımıza çıkan bir durumdur.

Algının bize ne ifade ettiğine bakacak olursak; “almak” fiiliyle irtibatını kurabiliriz. Bir insan dışsal bir bilgiyi alır ve bunu zihninde yorumlayarak kendi gerçekliğine dönüştürür. Burada gerekliğin oluşmasını iki farklı yönden değerlendirebiliriz. Dışsal bilgiyi alan insan edilgen, bunu yorumlayan zihin etkendir. İşte dışsal bilgilerin zihinde oluşturduğu tasarım bu edilgen alış ve etken yorumlayışla gerçekleşir. Algı yönetimi dediğimiz husus tam da bu noktaya müdahale ediyor. Yani bir taraftan insana sunulan bilgi akışına müdahale edilirken, diğer taraftan da etken yorumlama kapasitesine müdahale ederek zihni edilgen bir duruma getiriliyor. Böylece insan hem alış hem de yorumlayış bakımından edilgen konumuna gelmiş oluyor.

Dışsal bilgiyi alan insan edilgen olduğu için burada dikkat edilmesi gereken husus, bilginin sıhhatidir. Bu yüzden hem eğitimle, hem kitle iletişimle, hem de birebir aktarılan bilgiye müdahale etmek gerçekliği başlı başlına değiştirecektir. Bu yüzden doğru bilginin peşinde koşmak her insan için önemlidir. Sadece doğru bilgiye sahip olmak değil, bunu doğru bir zihinsel yorumlamaya tabi tutmak da gerekiyor. Duyguları kabartılan insanın alınan bilgiyi yorumlayışı kendi zihni süreciyle değil duyguların yönlendirdiği şekilde gerçekleşecektir. Yani alınan bilgiyi yorumlayan zihni edilgen duruma düşüren, algıya maruz bırakan temel sebep duyguları harekete geçirebilme kabiliyetidir. Algıda oluşturulmak istenen tasarım ne ise, aktarılan bilginin duyguları bu doğrultuda harekete geçirecek şekilde verilmesi sağlanır. Milli duygular, düşmanlıklar, kahramanlık vurguları, milli ve manevi kavramların hoyratça bu yönde kullanılması algıları yönlendirebilecek birer duygu istismarıdır.

Hayatın her kademesinde gerçeklikten kopmamak adına sunulanın sıhhatinden ve bunun özgür zihni hareketlilikten geçtiğinden emin olmalıyız. Bunun için alınacak kararlardan önce durup düşünmeye, kendi vicdanında tartmaya, farklı kapıları çalmaya, farklı gözle bakmaya ve farklı sözleri duymaya ihtiyacımız olduğunu unutmamalıyız.