ABD Savunma Bakanlığı tarafından üretilen “algı yönetimi’’ (perception management) kavramı, hedef kitlenin duygu, düşünce ve motivasyonunu etkilemek maksadıyla, seçilmiş bir bilginin veya işaretlerin inkâr edilerek ve/veya açığa çıkarılarak hareket edilmesi, bunun yanında hedef kitlenin her seviyedeki istihbarat sistemlerinin ve liderlerinin resmî hesaplamalarını etkileyerek, algı yönetimini uygulayanın hedefine uygun bir şekilde davranılmasını sağlamaktır. Algı yönetimi, psikolojik savaş yöntemlerinden biri olup, küresel güçler tarafından bilinçli olarak bir plan dâhilinde yürütülmektedir.
Algı yönetimine maruz kalan kitleler, davranışlarının kendi kararları olduğuna ne kadar inanırlarsa, algı yönetimi o kadar başarılı olmuş demektir. Bununla birlikte, algı yönetiminin başarısı, kitlelerin algı yönetimi uygulamalarına maruz kaldıklarının farkında olmamalarına bağlıdır.
Henry Kissinger’ın şu sözleri dikkat çekicidir; “Gerçeğin ne olduğu önemli değildir. Önemli olan onun nasıl algılandığıdır.” Yani Kissenger bu sözü ile gerçek olan algılardır demektedir. Algı yönetiminin, bizi gerçeklerden nasıl uzaklaştırdığını, en büyük rezaletleri tarihi kahramanlıklar olarak gösterdiğini, nice hainleri birer kahraman olarak zihinlere kazıdığını bilmek durumundayız. Bu aydınlanma, algı yönetiminin baş aktörü olan medyayı topyekûn iyi tanımayı ve medyanın kanallarını, yönetim tarzını iyi analiz etmeyi gerektirmektedir.
Genel olarak algı yönetimi medyada üç başlık altında karşımıza çıkmaktadır. Bunlar, Gündem yanlılığı, önceleme ve çerçevelemedir. Bu bağlamda, medya kuruluşlarının haber olarak seçtiği konular belirli ideolojiler lehine ya da aleyhine yorumlanabilmektedir. Buna medya manipülasyonu da denilebilir.
Iyengar ve Kinder’e göre medya, bazı sorunları görmezden gelir ama bazı sorunlara dikkatimizi çeker. Böylece bizim siyasal partileri, başbakanları, politikacıları değerlendirdiğimiz ölçütleri belirler. Bir sorunun gündeme gelişiyle birlikte, siyasal kararları etkilemedeki ağırlığı da artar. Medyanın bu tavrına önceleme denir.
Çerçeveleme ise ele alınan bir sorunun bazı boyutlarını seçerek metin içerisinde daha görünür hale getirmektir. Örneğin haber çerçeveleri, ele alınan sorunun ne olduğunu belirli bir bakış açısından tanımlar. Soruna kimlerin ve nelerin neden olduğunu vurgular, ahlaki yargılarda bulunur ve sorunun nasıl çözüleceğini belirtir. Çerçevelemede, kitleler konunun çerçeve dışında kalan kısmından habersiz kalırlar.
Cohen’in medyanın “ne hakkında” ya da “hangi konuda” düşüneceğimizi belirlediğine ilişkin sözlerinden hareketle, ikinci düzey gündem belirleme araştırmalarında “ne düşüneceğini”; eş deyişle “nasıl düşüneceğini” de belirleme yönündeki etkisinin varlığı araştırılmaktadır. Bu sayede şu hipotez test edilmektedir: “Bir konunun medyadaki sunulan niteliği, o konunun kamuoyunun zihnindeki niteliğini belirler.” İşte bu Kissenger’in “gerçek olan algılardır” sözünün tam bir ispatıdır.
Kissenger, “gerçek olan algılardır” diyebilir ama aslında algılar geçici yalanlardan ibarettir. Gerçek er ya da geç mutlaka ortaya çıkar. Tarihe baktığımızda algı yönetimi ile insanlara yutturulmaya çalışılan her bir olayın mutlaka gerçeğin pençesinde un ufak olduğu görülmektedir. Hemen yakın tarihimizde, 11 Eylül 2001’deki “ikiz kulelere Taliban saldırdı” yalanı. Afganistan’ın işgali, 2003 yılındaki Irak müdahalesindeki “Saddam’ın elinde kitle imha silahı var” yalanı, 2010 yılında başlayan “Arap baharı” yalanı, Arap baharı sürecinde Suriye’deki acı tabloya sebep olan yalanların hepsi algı yönetimine birer örnek teşkil etmektedir. Milyonlarca Müslüman katledildi, evinden yurdundan oldu, sakatlandı, öksüz ve yetim kaldı ve tüm bunlar küresel güçlerin İslam diyarlarına demokrasi ve özgürlük götürme adı altında yürüttüğü algı yönetimleri ile yapıldı. Biraz geç kalınmış olsa da bugün herkes gerçeğin farkında.
24 Haziran seçimleri sürecinde yürütülen algı yönetimlerine dikkat edin. Gerçeği bir kere olsun, bazı şeyleri kaybetmeden fark edin.