Gerçek Gündem

Abone Ol

İman dairesinin sınırları içine girebilme bahtiyarlığı

insan olmanın gereğidir. Yaratılan varlıkların içinde Ademoğluna bahşedilen bu

farklılığın önemi çok büyük.

Ömür geçip gidiyor.

Hayal gibi hatırlanan dün ve bizi bekleyen bilinmezler.

Telaşe içinde geçen gençlik döneminin ardından gelen geçim zorlukları ve hiçbir

şeye fırsat vermeyen hayatın doğal cazibesi. Ömrün kayıp gittiğini anlamak için

geçen onca uzun yıl.

Güvenmekle başlayan istikrarlı görevlerle sürdürülen

hayatı Müslümanca tamamlamak ne büyük saadet! Çok çabuk unutulan, bırakılınca

da tutulması zor olan bir bilinç düzeyi insanın önündeki en büyük imtihanlardan

biridir. Doğal yapıda var olan Bağlanma ihtiyacının kanallarını vehim ve

hurafelerle doldurmadan iman hakikatine ulaşmak gerekiyor.

Kendi haline bırakılan insanın imanla olan ilgisi eski

kitaplarda anlatılır ama bunun ağır bedeli ise görmezden gelinir.

Kaç insan var imanın çilesini çekerek ateşten gömleği

giyebilen

İslam ın getirdiği iman vakıası geniş kitlelerce kolay

kabul edilir özellikleri taşır. Nebiyy-i Zişan Efendimiz Mekke halkını Allah ın

varlığını kabule, bir tek Allah a, putları terk etmeye, öldükten sonra

dirilmeye, sadece Allah a kulluk etmeye davet etti.

İlk çağrı gönlünde bu hakikatin çilesi olanlarca kabul

edildi, çünkü onları hayatı Peygamberimizin getirdiği dinin kurallarıyla

örtüşüyordu. Ebu Zer in Müslümanlığı kabul etmesinden çıkaracağımız derslere

muhtacız. İmanı kendimize mesele edinmek, dahası onu bir ulu dava haline

getirmek gerekiyor. Akıl önde bu ulu yolda ilerleyerek aşkın dergâhından karar

kılmak icab ediyor. İmtihanlarla yanan akıl pişecek, kavrulup Gönül haline

gelecek.

Varlık Allah ın boyasıyla motif, motif işlenecek oradan

insanlara hizmeti esas alan kavi Müslümanlar, örnek nesiller yetiştirilip

imtihan dünyasından yüz akıyla geçilecek.

Yunus suresinin doksan dördüncü ayeti: Yemin olsun sana

Rabbi nden hak geldi, sakın şüphelenenlerden olma şeklindedir. İmdi İslam ın

hayatı kuşatan emir ve yasaklarının bütününe baktığımızda bir sistem olarak

Müslümanlığın hiç bir şekilde şüpheye yer bırakmadığını görebiliyoruz.

İslam tabii hukuk düzenidir.

Hayır, Rabbin hakkı için onlar, aralarında çıkan

çekişmeli işlerde seni hakem yapıp da sonra da senin verdiğin hükme karşı

içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş

olmazlar. (Nisa, 4 /65)

Bilgi kotaları doldukça İslam ın getirdiği iman hakikatleri geniş kitlelerce daha çok

benimsenecek, Allah ın kulları için arzu ettiği esenliği kuşatıcılığı bütün

mahlûkatı saracaktır.

İman kanaatten ibaret değildir. İman, kişiye özel, aile

ve toplum hayatında birtakım görevler yükler. Mümin gönül rızasıyla bu

görevleri yerine getirerek Allah ın rızasını ve cennetini kazanır.  

Günlük hayatın kargaşası elbet bir gün biter ama o gün

geldiğinde insan Hak karşısında mahcup olmasın.