Gerçeği yansıtmayan görünüme aldanmayın!..

Abone Ol

Geride bıraktığımız hafta içinde açıklanan ikinci çeyrek

Gayri Safi Yurtiçi Hasılası büyümesinin ve Temmuz ayı cari açık rakamının

piyasa beklentilerinin üzerinde çıkması Türkiye Ekonomisine ilişkin

belirsizliğin azaldığı anlamına gelmiyor. Zira söz konusu eğilimlerin

güçlenerek aynı yönde devam etmesi pek mümkün görünmüyor ve bu yönü ile gelecek

açısından her hangi bir anlam taşımıyor. Ülkemize yönelik sermaye akımlarının

durması veya yön değiştirmesi bu sonuçta etkili olacak; durgunluk derinleşir

iken cari açık  mecburen küçülecek, enflasyon

ve işsizlik artışı bu olumsuzluğa eşlik edecek. Özetle söylemek gerekir ise

küresel ölçekte likidite bolluğu ve risk alma isteğindeki aşırılıkla beslenen

ekonomi politikalarımız kaza yaptı, ortaya çıkacak tahribat ise ödeme gücümüzü

aştığı için istikrar konusunda olumlu düşünmek pek mümkün olamıyor.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gerçekleri görebilmek

için ekonomist olmak da gerekmiyor. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla daki artışla cari

açık arasında çok güçlü bir ilişki olduğu ve bunun yapısal bir sorun olduğu hem

biliniyor hem de genel kabul görüyor. Türk Lirası ndaki değer kaybı ve küresel

likidite koşullarındaki olumsuz değişim cari açığı küçülmek zorunda bırakırken

enflasyon ve faizleri yükseliş yönünde zorlayacak gibi görünüyor. Bu koşullar

hem kredi arzındaki artışı hem de tüketim ve yatırım harcamalarını

sınırlayacak, ekonomiyi daraltacak gibi görünüyor. Bu olumsuz tablo inşaat gibi

likidite bolluğundan en çok yararlanan sektörleri vuracak ve işsizlikte ciddi

bir artışı tetikleyecek izlenimi yaratıyor.

Beklentiler olumsuz yönde değişir iken ikinci çeyrek

dönem için açıklanan yüzde 4.4 lük Gayri Safi Yurtiçi Hasıla büyümesi

inandırıcı bir görünüm sergilemiyor. İlk çeyrekte yüzde 2.9 olan rakamın takip

eden dönemde daha da artması ve durgunluktan çıkılıyor gibi görünesi Türkiye

Ekonomisinin gerçeklerine uymuyor. Gerçeği yansıttığını varsaysak bile yüzde

4 lük Orta Vadeli Plan hedefinin yakalanması pek olası değil... Bu aşamada

sormak gerekiyor: Gezi olayları nedeniyle alışverişin gerilediğinin, turizmde

rezervasyon iptallerinin olduğu iddia edilen bir dönemde nasıl oluyor da içi

talep sabit fiyatlar ile yüzde 5.7 oranında artabiliyor Kayıt dışılığın çok

yüksek olduğu iddia edilen bir ekonomide söz konusu rakamı nasıl ölçtünüz ..

Eğer söz konusu büyüme rakamı gerçeği yansıtıyor ise neden faizleri

yükseltmekten kaçınıyorsunuz .. Cari açığın artmasını, döviz kuru ve

enflasyonun bir şekilde frenlenmesi gerekmiyor muydu ..

Büyümeyi olduğundan yüksek göstermek veya içinde

bulunduğumuz koşullarda faizleri olması gerekenin altında tutmak sermayenin

Türkiye Ekonomisine bakış açısını olumlulaştırıp, belirsizliği azaltmaz; tam

aksine arttırır, beklentilerin iyice bozulmasına yol açarak riskten kaçınma

eğilimini güçlendirir. Küresel eğilime ekonominin sorunlarını dikkate almadan

direnmeye çalışanlar sürüklenir ve kontrolü kaybetmeye mahkum olurlar...

1994 yılında yaşadığımız krizi anımsayanlar iyi bilirler

zamanın siyasi iradesi de öncelikle yerel seçimlere odaklanmış, küresel

eğilimlere ve ekonominin birikmiş sorunlarına kayıtsız kalmıştı. Faizler

düştükçe enflasyonun gerileyeceğini iddia etmiş, fonlar yolu ile varlık

fiyatlarını şişirerek refah illüzyonu yaratmaya çalışmıştı. Bugününü siyasi

iradesi de benzeri bir yanlışta ısrarlı bir görünüm sergiliyor; aynı 1994 te

olduğu gibi uyarıları dinlemiyor. Koşullara uyum sağlamaya çalışıp öncelikleri

ve politikaları farklılaştırmak yerine koşulların kendisine uymasını bekleme

gafletine düşüyor.

Ne dersiniz, 1994 teki öncü ve 2001 deki artçı krizler

sayesinde doğup güçlenen siyasi iradeler benzer hataları yaparak güçlerini

koruyabilir mi Ekonomi politikası ve dış politikanın iflas etmiş olduğunu

göremeyen mevcut konumlarını korumak adına yanlışta ısrar edenler

istikrarsızlığın artmasını önleyebilir mi Rakamları olduğundan iyi göstermek

yanlışları doğruya çevirebilir mi