Gerçeği Ört, Algıyı Sun – Bu mu Doğru Siyaset?

Abone Ol

Bu köşede, bir Türk asıllı Alman vatandaşı olarak, Avrupa’da yaşayan toplumumuzun güncel meselelerini, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin seyrini ve siyasetin her iki yakasındaki gelişmeleri gurbetçinin gözünden değerlendireceğim. Amacım, Avrupa’daki Türklerin sesine tercüman olmak; hem içinde yaşadığımız ülkelerdeki siyasi atmosferi hem de anavatandaki gelişmeleri gurbet penceresinden samimi bir dille sizlere aktarmak.

Bugün Türkiye’de siyaset, çözüm üretme sanatı olmaktan çıktı; algı yönetme yarışına döndü. Yani mesele artık neyin gerçek olduğu değil, halkın neye inandırıldığı. Bu da bizi çeyrek asırdır süren bir başka soruna getiriyor: Algı siyaseti.

Bu sistemde; fiyatlar artar, ama zam yok denir. İşsizlik rekor kırar, ama “tarihin en düşük seviyesi” ilan edilir. Asgari ücret açlık sınırına yetişemez, ama “işçiyi ezdirmedik” manşetleri atılır. Halkın yaşadığı acı gerçekler saklanır, yerine cilalanmış yalanlar servis edilir.

Peki nasıl oldu da bu algı düzeni kuruldu?

Cevabı basit:

Halkın bilgiye ulaşma yolları tıkandı, medya ele geçirildi, ekranlar iktidarın sesi hâline geldi. Televizyon artık haber vermiyor; yönlendirme yapıyor. Gerçekleri değil, hazırlanmış senaryoları yayıyor. Eleştiren gazeteci ya işinden oldu ya da hapisle tehdit edildi.

Bu düzen, sorgulamayan, araştırmayan bir toplumla beslendi. İnsanlar, yaşadığı sorunları değil; izlediği haberleri konuşur hâle geldi. Kendi mutfağındaki yangını değil, başkasının bahçesindeki otları tartışır oldu.

Algı siyaseti öyle bir noktaya geldi ki, artık yanlış kararlar bile “yeni model” adıyla sunuluyor. Ekonomideki hatalar bile “özgün başarı” diye pazarlanıyor.

Oysa sonuç ortada: Marketlerde fiyatlar uçtu, alım gücü düştü, emekli ekmekle çay arasında tercih yapar hâle geldi.

Ama televizyona çıktıklarında hâlâ “büyüyoruz”, “dünya bizi kıskanıyor” diyorlar. Çünkü gerçekleri değil, algıyı yönetiyorlar.

Sorgulamak artık tercih değil, zorunluluktur; çünkü algılarla yaşayabilirsin ama gerçeklerle mutlaka karşılaşırsın.

Çünkü algı siyaseti, en çok sessizliğe ihtiyaç duyar.

Ama milletin susarak kaybedecek zamanı kalmadı.

Siyasi tercihler ekranlardan değil, hayatın içinden yapılmalı.

Oy verirken artık şu soruyu sormak zorundayız:

“Gerçekten mi iyiye gidiyoruz, yoksa iyiymiş gibi mi gösteriliyor?”

Çünkü algı değişir, ama gerçekler eninde sonunda kapıyı çalar.

Yarına hazırladığım yazımın başlığı şu şekilde:

Yoksulluğu Yönetenler; Onu Ortadan Kaldırmayı Hiç Düşünmediler