Gerçeği es geçmek

Abone Ol

Türkiye gündeminin en başat özelliği, her daim yoğun ve hareketli olmasıdır. Sürekli kritik meseleler masadadır, devamlı bir mücadele söz konusudur. Büyük büyük laflar v iddialar, kıyasıya tartışmalar havalarda uçar ama en iddialı gündem bile taş çatlasın bir haftaya unutulur gider.

Çünkü gündemimiz yoğun, ancak meseleleri ele alış tarzımız yüzeyseldir. Akıl ve mantık yerine duygusal tepkileri, anlık öfkeleri ön palanda tutarız ve hiçbir meselemizi de adamakıllı halledemeden sadece konuşur tartışır dururuz.

Seçim öncesine uzanalım. Bu ülke insanları olarak, “Millet Kıraathanesi”, “Millet Bahçesi” gibi belediye seçiminde bile vaat olarak söylense çok da ciddiye alınmayacak şeyleri işittik. “Millet Kıraathanesi”ne gidip bedava çay içip ve kek yiyebileceğimiz söylendi mesela. “Millet Bahçesi”nde yatıp yuvarlanabileceğimiz müjdesi verildi. Kimseler de çıkıp, “Yahu, madem tarihin en önemli seçimi bu, vaatler neden böylesine komik ve çocukça?” demedi işin acıklı veya komik yanı… Çünkü mesele, her zamanki gibi “dersi kaynatmak”, “gündemi oyalamak”, “topu taca atmaktı”…

Eknoomik krizle iyiden iyiye hemhal olduğumuz şu günlerde neler söyleniyor peki? “Yeniden diriliş döneminin eşiğindeyiz”, “En zor kısmını atlattık” vs vs… Halbuki, iktidara yakın bir isim olan odalar ve borsalar birliği başkanı bile “kriz” kelimesini kullanamıyor ama “gözle görülür bir yavaşlama var” diyor, “piyasada para dönmediğini” itiraf ediyor. Gündem her zamanki gibi lüzumsuz bir yoğunluğa sahip ama gerçek gündem konuşulmuyor veya konuşturulmuyor yani.

Enflasyonla mücadele adı altında belki de görüp görülebilecek en enteresan tedbir paketi açılıyor. Zabıta denetimiyle ve indirim kampanyalarıyla enflasyonu düşürmek isteniyor. Pansuman tedbir bile denemeyecek kadar yüzeysel, günü kurtarmak dışında hiçbir şeye yaramayacak bir durum. İşin tuhaf yanı, bu mücadele programı daha açıklanmadan bile bazı sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin “destek açıklama” kuyruğuna girmeleri… Doğru veya yanlış olduğunu bilmeden “körü körüne destek çıkmak”, yanlışa yanlış diyememekle eşdeğer halbuki.

Yoğun gündemin önemli maddelerinden birisi olan Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) konusunda birçok kelam ediliyor. Ancak, meselenin özü her zamanki gibi es geçiliyor. Velev ki, EYT meselesi hallolsa bile, muhtemelen emekliliğe hak kazananların önemli bir kısmı “emekli olduğu halde” çalışmaya devam etmek mecburiyetinde kalacak. Çünkü, emekli maaşı yetmeyecek, geçinmesine kafi gelmeyecek, hayatını sürdürmesi için yeterli olmayacak. O zaman, kıytırık bir emekli maaşına hak kazanmak dışında gerçek manasıyla “emekli” de olamayacak. Dinlenmesi gereken bir dönemde bile çalışmak durumunda kalmak, bir zulüm değil midir? Konuşulması gereken bu olmalı değil mi?

Siyasetin gündemi istediği gibi belirlemesi, işine geleni görüp işine gelmeyeni es geçmesi, koskoca memleketin sürekli bir seçim gündemiyle ve seçime dönük eylem ve söylemlerle idare olunması, hastalığı tedavi etmek yerine devamlı pansuman yapılmasına neden oluyor. Gündem çok yoğu, çok önemli meseleleri tartışıyoruz derken, aslında hiçbir meseleyi çözemiyor, insanların ve toplumun sıkıntılarına çözüm getiremiyoruz. Gerçek gündemi ıskalıyor, her defasında boş geçiyoruz. “Çok laf, bol polemik ama az icraat”la özetlenebilir halimiz.