Yazının başlığını “Gençlik ve ülkü” diye koymalıydık. Türkçe ve düşünüş bakımından. Ancak kimi kavramlar kimi şeylerle somutlaşınca anlam ve konum farklı algılanabiliyor. Önemli kavramları bu gibi durumlardan kurtarmak çok da kolay değil. Bunlar iyice kökleşince sanki asıl değerinden uzaklaşmış oluyor. Ülkü kavramı da bunlardan biri. Onun yerine sanki çok önemliymiş gibi ideal kavramı daha çok tercih ediliyor.
Hemen her dönemde gençler ile kendilerinden öncekiler arasında bir çatışma oluyor. Bu insanlığın doğası gereğidir. Hayat ve koşular değişiyor. Sanayiden bilişime geçilen süreçte köprülerin altından çok sular akıyor. Sular ise kendi doğasındadır. Çünkü o yer ve alan buldukça gideceği yöne gider. Önemli olan kendisine yol bulmasıdır.
Bir gençliğin ülküsü nedir, ne olmalıdır? Her milletin kendine göre değerleri var. Gelenekleri ve yaşayıştarzı bulunuyor.
Genellikle kavramlar üzerinde düşünmeyi gerekli kılan bir süreçte bulunuyoruz. Gençliğe yön veren insanın kendisi midir, aile kültürü müdür, eğitim ve ortam mıdır? Bunların hemen hepsinin etkisi var. Bilişim dönemine girildiğinden beri sıraladıklarımızın birçoğu devreden çıkmış gibidir. Ancak süreci tamamen buna bağlamak da doğru değildir.
İnsanlığın değerlerini ve dengeleri alt üst eden bir yaşama tarzı var. Bu da Müslümanlar kendi değerlerini önceleyip yaşamadıklarından, güç yitirdiklerinden dönemin dalgalarına kapılmaktadırlar. Bu, sadece gençler için değil insanlığın her tür katmanı için geçerlidir. Materyalist bir bakış hayata egemen olunca insanların değerleri öncelenmesi düşünülemez. Gençler de yaşadıkları ortamdaki durumların içindedirler. İnsanlığın haksızlığa uğradığı, adaletin olmadığı, kimilerini alabildiğince, uçurum denebilecek bir ortamda kapılıp gittiği gerçeği görmezden gelinemez.
Temel sorun Müslümanların kendisindedir. Yenilenme gerekir ama ilkelerinden ve yönünden ödün vermeden. Bilişim artık hayatın içinde. Hiç kimse ondan uzak duramaz. Ancak dengeyi bozan adaletsizlikler ve haksızlık, uçurumlar, kapitalist sistemin öngörüleriyle oluşturulan hayat anlayışları belirleyici olur.
Eğlence kültürü baskınlaşıyor. Gençliğin bir enerjisi var. Önlerinden örnek ve övünülecek bir hayat ve yaşama tarzı görmeyince kendilerini akan sulara kaptırıyorlar. Ülkülerini belirleyen inanç ve düşünceler etkili olmayınca başka yerlerde kendilerine bir yer aramaya bakarlar.
İnsanlığa yön verenler kendi çıkarlarını önceliyorlar buna göre de bir yaşama tarzı ortaya koyuyorlar. İnsanlık değeri çok da önemli değildir. İnsanlığın bir bütün olarak görülmediği sadece kendilerini üzerine kurgulanmış bir dünya olunca onlar başlarını alıp gidiyorlar. İnsanlığa yaşanan lüks hayatlarıyla örnek oluyorlar.
Her insanın o koşulları yakalaması elbette mümkün değildir. İnsanın sınırsız edinme duygusunu baskınlayacak, engelleyecek bir manevi özdenetim olmayınca gözler önünde olanlar etkili olacak.
Materyalist ve çıkarcı bir hayat anlayışı insanlarda ülkü diye bir değer bırakmaz. İnsanlık için hayırlı olabilecek olan bir ülküden söz ediyoruz. İnsanların benlerine uygun çıkarcı olanı değil yanı başındaki insanlar için de kendine dert edinebileceği bir ülküsü olmalı.
Müslümanların temel inancı insanlık üzerine hayırlı olan değerlerdir. Bunlar ülküleridir. Ölümlü bir dünyada kalıcı olan da güzellikler ve iyiliklerdir. Materyalizm sadece benleri, ulusları ve egemenleri ilgilendirir.
Oysa bir Müslüman’ın sorumluluğu sadece kendisiyle sınırlı değildir. Gözleri ve gönülleri açık olan bir Müslüman etrafında ne olup bittiğini anında görür, fark eder ya da sezer. İnsanlar her gün huzurlu ve mutlu değildirler. Hayatın gereği iniş ve çıkışların olması doğaldır. O zaman dar zamanda, günde bir insanın eline ve gönlüne dokunmak çok şeyi değiştirir. Gençlik bunları önünde görmeyince sadece kendisine bakar, kendini yaşamayı tercih eder.