İnsan davranışlarını yönlendiren, şekillendiren ana unsur temel değerlerdir. Bu temel değerler değiştikçe, bu değerlere olan bağlılık kuvvetlenip zayıfladıkça davranışların yönü ve şekli değişmektedir. Düşündüğü müddetçe vasıflarına kavuşacak olan insanın, bu vasıflardan uzak kalarak kulluğunun farkına varamaması en büyük zarardır. Zihninin boş işlerle ve kirli kavramlarla doldurulması ise en büyük sömürüdür.
Gençlik çağında başlatılan bu tahribat, değerler sistemi erozyona uğratılarak yapılmaktadır. Eğlence, oyun, spor ve müzik etkisiyle, maddi kaynak dağıtan ve lüks tüketimi körükleyen programlar uyuşturma ve pasifize etme adımları olarak kullanılmaktadır. Medya, sanal bir dünya oluşturup, gençlerin her türlü duygusunu tahrik ederek tüm değerleri yıkmak amacı ile kullanılmaktadır. Kısa yoldan köşe dönme felsefesini benimsetme, bu sanal dünyanın en önemli amacı olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu tahribatlar neticesinde gelecek korkusu ile kültürel kirlenmenin oluşturduğu kaos ve küreselleşmenin yarattığı zihinsel kırılma, gençlikte hem kendisine hem de toplumuna karşı bir yabancılaşma meydana getirmektedir. Kendi toplumsal değerleri yerine batılı değerlerin kutsanması, bir güven, bir aşağılık kompleksi ve bir kimlik krizini tetiklemektedir. Her geçen gün gençlerin şikayetinin artmasının, ruhsal bunalıma sürüklenmesinin ana nedeni, hayasızlığı yaygınlaştıran, insan fıtratına zıt bir zihniyetin, bir sistemin varlığının hakim unsur olmasıdır.
Gençlerin aidiyet eksikliğini her geçen gün daha fazla artmaktadır. Biz kimiz ve hangi iklimin çocuklarıyız soruları ne zaman bizim için bir anlam ifade edecek Bu noktada; davranışı ve mücadelesi ile gençlere yol göstermek, toplumu değiştirmek isteyenlerin en büyük sorumluluğudur. Bu aynı zamanda bir değerler mücadelesidir. Küresel sistemin temel değerlerine karşı çıkarak, yapısında var olan sürekli kötülüğü emredici ve vesvese verici vasfına dikkat çekerek gençliği uyarmak, sivrisinekleri üreten bu bataklığı kurutmanın tek çözümüdür.
Bugün; gençlerimize yön verecek milli ve manevi prensiplerin, net ve açık bir şekilde anlatılmasına her zamandakinden daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Bu açıdan, sadece ülke planında değil, dünya çapında düşünme ve çalışma şuuruyla gençleri nasıl yönlendireceğimiz noktasında, ortak planlar hazırlamak ve müşterek politikalar uygulamaya koymak temel meselemizdir. Millî, manevî ve ahlakî değerleri güçlendirip yaygınlaştırma amacı ile kurulan ve bu doğrultuda faaliyet gösteren sivil toplum örgütleri, yaptıkları çalışmaları bu eksende değerlendirecek ve destekleyecek uluslararası platformlara ihtiyaç duymaktadır. Müslümanlar olarak dünyanın gelmiş geçmiş en büyük düşünce sistemine sahip olduğumuz gibi en etkin çalışma modeline de sahip bulunmaktayız.
Bu noktada, kurulan müesseseleri devam ettirmek, alınan kararları uygulamak için gerekli efkârı umumiye sağlamak elzemdir. Resmiyette olan şeylerin halka intikal ettirilmesi noktasında, inanan ve benimsemiş bir kadro ve bunları düşünceden fiile çıkararak teşkilatlar kurulmaya başlamıştır. Her yıl organize edilen "Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Konferansı" ile her ülkede gerçekleştirilen çalışmalar şuurlu bir şekilde tahlil edilerek fiziksel ve zihinsel işgale son verecek adımlar atılmaktadır. Değişmeyen değerlerimizin ve kimliğimizin korunmasına vurgu yaparak, geleceğini belirlemek ve tarihi birikimlerden istifade etmeyi sürdüren bu gençlik platformu, ortak neticelere ulaşılması noktasında da büyük yol kat etmiştir.
İslam dininin özünü değiştirmek, sömürü düzenine karışmayan, ırkçı emperyalizmin kölesi, namaz kılan insanlar üretmek isteyenler, toplumsal menfaatleri, şahsî menfaatlerinin önünde gören bir gençlik istememektedirler. Kendine güvenen, haklarını arayan, milletin ve ülkenin geleceği ile ilgili düşünen, okuyan ve bunun için mücadele eden, sorumluluk alan, zulme, haksızlığa, sömürüye ve emperyalizme karşı çıkan, kurtuluş yollarını arayan ve devamlı arayış içerisinde olan bir gençlik onların en büyük korkusudur. Ama korkunun ecele faydası yoktur.
Ahlakta iyi ve güzeli yaymak, ilimde doğru bilginin paylaşılmasına ortam hazırlamak, iktisadi konularda dünya kaynaklarının verimli kullanılarak faydalı mal ve hizmetlerin üretilmesine ve adil paylaşımına çalışmak, sosyal hayatın her aşamasında nimet ve külfetin adil paylaşılması için gayret etmek en büyük mücadeledir. Bu mücadelede, gençliğe sunduğumuz model: Sultan Fatih in İstanbul u fethindeki amaç, azim ve şuur modelidir.