“Gençler beni tasdik etti; ihtiyarlar ise beni tekzip etti” buyuruyor Allah Resulü (sav).
Bu yüzden eğitim ve tebliğde gençlere öncelik ve özel önem vermeli; dahası insanları eğitmeye zamanında başlamalıyız.
1. Bugün dünyada fesat çıkarmak isteyen her grup ve sistem; gençler ve kadınları hedef almaktadır. Gençler ve kadınlar, gelecektir. Zira yeni nesilleri doğurup yetiştirecek olanlar kadınlardır. Bu da gençler ve kadınlar üzerinde yeniden düşünmemizi mecbur kılıyor.
2. Bütün bu sistemin yürümesinden sorumlu olanlar ise erkeklerdir. Daha önceki yazımızda bu konuya değinmiş idik.
3. “Gençlerden bir şey olmaz” deyip onları beğenmeyenlere “gençlere ne verdiniz ki ne istiyorsunuz?” diye sormak gerekiyor. Zira:
• İnsan kendi başına yetişmez.
• Biz dava ehliyiz diye çocuklarımız da dava ehli olmaz. Onları yetiştirmek gerekir.
• Biz Müslümanız ve ehli sünnetiz diye bizden doğanlar da Müslüman ve ehli sünnet olmaz. Bunun için emek gerekir.
• Gençlere sadece nasihat vermekle olmaz. Emek, zaman ayırmak, uzun süreli ilgilenmek ve örnek olmak icap eder.
• Gençlere sorumluluk yüklemek ve güvenmek gerekir. İnsan hata yaparak doğruyu bulur. Sorun çözerek şahsiyeti gelişir. İmtihan edilerek pişer ve adam olur.
• Onları kendi istediğimiz gibi değil Mevlâ’nın verdiği kapasiteye göre Mevlâ’nın istediği şekilde yetiştirmek gerekir. İnsanlardan kabiliyetlerine uygun olmayan ya da zamanına uymayan şeyler beklemek, hikmete aykırıdır.
• Bazen de ısrarcı olmak ve yönlendirmek gerekir. Gençlere “evlenmek istiyor musun?” diye sorulmaz. Zira bu fıtrattır ve Allah’ın emridir. Tıpkı misafire ve yolcuya “aç mısınız?” diye sormak gibi bu soru da abestir.
4. Tabi ki yaşlıları ihmal edip kötülemiyoruz ama iş işten geçmeden tedbir almak gerektiği anlamında bu sözleri söylüyoruz. Belli bir yaşa gelen insanın şahsiyeti ve bilgileri oturmuş olur. Ayrıca kazandığı sosyal statü ve maddi
imkanlar, kendini değiştirmesine ve geliştirmesine manidir. Zira belli kazanımları olan insanlar, bunları kaybetmekten korkarlar ve mevcudu korumaya çalışırlar.
5. Gençlerin ise mevcudu korumak gibi bir kaygıları yoktur. Onlar kendilerini geliştirmek ve yeni şeyler başarmak için uğraşırlar. Bu yüzden onlara “DELİ KANLI” diyoruz. Şeyh Edebali’nin ifadesiyle “YİĞİDİN İYİSİNE DELİ” diyoruz. Allah, gençleri bu şekilde yaratmış ise bize düşen onların fıtratlarını bozmak değil terbiye ederek en güzel şekilde yönlendirmektir.
6. Burada hemen ifade etmek istiyoruz ki; mevcudu korumaya çalışmak, mücadeleyi baştan kaybetmektir. Zira savunmada olan kaybeder. Ancak taarruzda olan ve taarruzda ısrar eden kazanır.
7. Ailelerin üzerinde düşünmesini rica ettiğimiz birkaç hususu şöyle ifade ederek yazımızı sonlandırmak istiyoruz:
• Eğitim sadece bazı sınavları kazanmak veya bazı kariyerleri elde etmekten mi ibarettir? Daha doğru bir ifadeyle eğitim, sadece maddi kazanç elde etmek için bir araç mıdır?
• Çocuklarımızın iyi yetişmiş olmasının anlamı; zengin, başarılı ve kariyer sahibi olmaları mıdır?
• Çocuklarımıza bazı sorumlulukları yüklemek, onların eğitimlerine mani midir? Mesela “oğlum ders çalışıyor, bakkala gitmesin” ya da “sınavı var bugün ders yapmasın” demek ne kadar doğrudur?
• Koruyucu anne babalık mı doğrudur yoksa onlara hatalardan korunmayı ve sorunları çözmeyi öğretmeli miyiz?
• Çocuklarımıza iyi bir anne ya da baba ve eş olma eğitimi veriyor muyuz? Yoksa onlara sadece rahat, sorunsuz bir aile kurma hayali mi vadediyoruz?
• Kendi yapamadıklarımızı çocuklarımızda mı gerçekleştirmek istiyoruz?
• Çocuklarımızı kendi malımız görüp her şeylerini yönetmeyi niye istiyoruz?
• Çocuklarımızı kendi zamanımızdaki ya da kendimiz gibi mi yetiştirmek istiyoruz yoksa kendi çağlarına göre; şahsiyetli, üretken, cesur, inancına bağlı ve problem çözen kimseler olarak mı görmek istiyoruz?
• İyi evlat nedir? Dünyada ve ahirette faydalı olan mı yoksa bizim koyduğumuz kurallara göre hareket eden ve bizim nefsimizi razı edenler mi?
Yazımızı Hz. Ali (ra)’nın bir sözü ile nihayete erdirelim:
“Çocuklarınızla yedi yaşına kadar oynayın.
On beş yaşına kadar arkadaş olun.
On beş yaşından sonra onlarla istişare edin…”