Saadet Partisi Üsküdar İlçe Başkanı Muhammet Gürlü ve arkadaşlarının Milli Gazete’yi ziyareti sırasında, Milli Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş’ın, son derece çarpıcı bir “gençleştirme” teorisini dile getirdiğini yazmıştım, geçen bu köşede... “Merak ettiğinizi biliyorum. Onu da bir başka yazıda sizinle paylaşacağım, inşallah” diyerek…
Paylaşayım…
Sahi, neydi bu “gençleştirme teorisi” ya da projesi ve kime/kimlere aitti?
Dikkat ederseniz, son dönemde Batı’dan sürekli olarak şu telkin/telkinler gelmekte; “Kadrolarınızı yenileyiniz, kadrolarınızı gençleştiriniz…”
Peki, ama neden ve de niçin? Hiç düşündünüz mü?
Bu sorunun cevabını birlikte arayalım…
Şimdi…
Malum tezin rüzgârı, Amerika ve İsrail taraflarından estiğine/estirildiğine göre…
Şu haydut devlet Amerika’nın kovboy başkanlarına bakın! Kaç yaşlarında o koltuklara oturdular?
En son o koltuğa oturan Donald J. Trump, 70’in üzerinde…
Peki, ya Bush’lar! (Baba ve oğul)
Peki, ya artistlikten gelen Reagan!
Peki, ya görevi başında öldürülen ilk ABD Başkanı olan Lincoln!
Neredeyse tümü, “gençleştirme projesi”ne asla ve kat’a uymayan isimler… Şu katil devlet İsrail’in yöneticilerine bakın!
Rivlin’e bakın, ŞimonPeres’e bakın! Öncekilere de bakın…
Bunların sayısını artırabiliriz.
Sormak gerekmez mi; madem “gençleştirme” o kadar iyi de siz neden yaşını başını almış isimleri işbaşına getiriyorsunuz?
* Gençleştirme Projesi”nin tek hedefi, İslam dünyasında yetişmiş, deneyimli, tecrübeli, sağlam karakterli yöneticileri saf dışı etmek; onların yerine daha tecrübesiz isimlerin gelmesini temin etmek…
* Yani bir nevi, hafızayı yok etmek…
* Yani bir nevi, altımızı boşaltmak…
* Yani bir nevi, deneyimi ve tecrübeyi buharlaştırmak…
* Yani bir nevi, millet/devlet kaynaşmasını önlemek…
* Yani bir nevi, kendi amaç ve gayelerini gerçekleştirmek için alan oluşturmak…
Emperyalizm, İslam düşmanları hedeflerine giderken öyle yollardan geçiyorlar ki, adeta güldürerek öldürüyorlar…
***
İşte, Mustafa Kurdaş, Batı’nın ve Amerika’nın “gençleştirme projesi”nin ne demek olduğunu anlatırken bunları ifade etti. Çok faydalı bir sohbet olduğunu söyleyebilirim…
İSTANBUL’UN GÖBEĞİNDE BÜYÜK TEHLİKE!
İETT Osmanbey durağı…
İstanbul’un göbeğinde, hatta sosyetenin göbeği olarak tabir edilen bir yer…
Otobüs durağının hemen arkasında devasa bir inşaat başladı.
Eskiden küçük dükkânlar ve pasajlar vardı, burada. Şimdi o dükkanların tümü yıkıldı ve yerine kocaman bir otel, alışveriş merkezi ve rezidans dikiliyor.
Projenin, Ermeni Katolik Mihitaryan Manastır ve Mektebi Vakfı’na ait olduğu belirtiliyor…
Burası çok önemli…
İETT Osmanbey durağının hemen arkasında bu devasa inşaat sebebiyle metrelerce yukarı uzanan dev bir metal kaplama mantolandı, bugünlerde…
Herhalde gerekçesi, yapı devam ederken kaldırımdan geçenlerin üzerine inşaat malzemelerinin düşmemesini sağlamak…
Ama o kadar yüksek o kadar yüksek ki… Allah korusun o metal koruma bir fırtına ya da bir başka sebeple olduğu gibi caddenin üzerine yıkılsa!.. Facianın boyutlarını tahmin edemiyorum… İnsan bakmaya korkuyor…
***
Burayla ilgili ikinci bir şikâyet de şu; inşaata girip çıkan beton mikserlerin meydana getirdiği tehlike! Bu araçlar, inşaat alanından çıktıktan hemen sonra Şişli Camii yönüne gitmeleri gerekirken kaldırımı atlayarak karşı yöne geçiyor ve Taksim tarafına hareket ediyor. Birçok kez bu yüzden tartışmaların meydana geldiğini biliyorum…
Bu iki hususu, ilgililerin ve yetkili makamların dikkatine sunuyorum…
MÜSLÜMAN MÜSLÜMAN’I UNUTTU…
Türkiye’miz 1946’da çok partili sistemle tanıştı. 1946 öncesini aklı erenler hiç hatırlamak istemezler. Hatırlayanlar da o günleri anlatırken, “Allah o günleri bir daha göstermesin. Bu dinsiz CHP var ya, camileri ahır yaptı. Allah demeyi yasakladı. Bir şapka uğruna kafasına şapka takıp bir kadını dahi astılar” derler…
Ah evlat ah!
Takriri Sükûn Kanunu’yla, “Artık bundan sonra bu ülkede Allah’tan ve ahlâktan bahsetmek yasaktır” denildi. Kanunu duymayan zavallı köydeki âlimin sonu: “Batı’da yaşıyorsa mazhar Osman’ın yanı, yani Bakırköy Akıl Hastanesi, Doğu’da ise Elâzığ Akıl Hastanesi’dir. Kurtulmak için akıllı olduğunu ispat etmek ise cabası…”
1000 yıl Allah-ü Ekber nidaları ile çınlayan gök kubbemiz, “Tanrı uludur, Tanrı uludur”u da gördü…
Ezan-ı Muhammedî unutulmasın diye ezan delileri tarikatı kuruldu.
Ölünün arkasından Fatiha okuyacak birini bulursanız imam sayılırdı. O kişide cenazeleri kıldıramadığı için çok kişi namazsız gömülürdü.
İşte evlat bunun için demokrasi, Demokrat Parti ile baş tacı edildi. O günlerde muhafazakârlık (Amerikan Müslümanlığı) ile tanıştık…
Ülkemiz dinsizlik furyasından Amerikan Müslümanlığına(!) terfi etti. Demokrasinin soluna solcu (Rusçu), sağına sağcı (Amerikancı) Müslüman denildi.
4200 evladını Kore’de demokrasi (ABD) adına şehit verdi. Demokrasi adına üç yiğidini birden darağacına yolcu etti. Bizde yiğit çok. On yıl sonra da üç genç ile dengeyi kurdu. Demokrasi adına darağacında…
On yıl sonra ise toprağı kanla sulamak için beş bin evladını kurşuna kurban etti. Her on yılda bir demokrasi (ABD) vampiri kana doymuyordu. Maraş, Çorum, Malatya, Sivas… Yetmedi; Madımak, Başbağlar… Ağlarsa anam ağlar... Daha çok kan, daha çok gözyaşı… Kanların kokusu, demokrasinin (ABD) ülkem üzerindeki pis kokusunu bastırmaya yetmedi. Tünemişti ülkeme leş kargası.
Demokrasi (ABD) ulusu, uluslararası yaptı. Ümmete ümmeti unutturdu. İmamı olmayan ümmet inancının gereğini de unuttu.
Bosna’yı, Çeçenistan’ı, Afganistan’ı, Libya’yı, Irak’ı, Suriye’yi, Arakan’ı, Patani’yi, Eritre, Somali’yi unuttu.
Müslüman Müslüman’ı unuttu.
İnancıyla beraber Filistin’i, Filistin’le beraber Mescid-i Aksa’yı unuttu.
Aksa hiç bu kadar sahipsiz, Gazzeli hiç bu kadar yalnızlaşmadı. Demokrasi (ABD) aşkı neler unutturmadı ki?
Şehitliği ve şahitliği unutturdu. İslam birliğini, İslam kardeşliğini, İslam’ca düşünmeyi en önemlisi İslam’ın devlet sisteminin olduğunu, emir ve yasaklarının varlığını unutturdu.
İslam’ın emirleri unutulduğunda, nefisler putlaştı.
“Bir kavim kendi nefislerini değiştirmedikçe, Allah (C.C.) o kavim hakkındaki hükmü değiştirmez.”
Selam ve dua ile… (CUMA ŞAHİN, ADANA)