İnsanlar yapı olarak ya içedönük, durgun bir deniz gibidirler ya da dışa dönük, dalgalı bir okyanus gibidirler. Yani kimileri, sakin sessiz ve içine kapanıktır.
Toplum içinde konuşmayı sevmez yalnız kalmak ister ve duygularını kolay kolay kimseyle paylaşmaz. Kimileri de, konuşkandır, insanlara katılmak ister düşüncelerini ifade etmekten kaçınmaz... İnsandaki bu zengin örüntü, ilişkilerimizi de bu minvalde zengin kılıyor ve birbirimizi anlamamızı sağlıyor...
Gençlerde görülen çekingenlik ise, farklı bir kapsamda değerlendirilmelidir. Çünkü bu durum sadece genci değil aynı zamanda aileleri de zor durumda bırakıyor. Akranları, dış dünyaya kanat çırparken ve burada kendilerine bir yer edinmeye çalışırken, o kendini iletişime kapıyor, yalnızlaşıyor ve insanlardan kaçıyor. Oysa anne baba bunu pek fark edemese de genç reddedilmekten, küçük düşürülmekten korkuyor. Çünkü onun için, toplum tarafından onaylanmak, değerli olduğunu hissetmek oldukça önemlidir. Genç eğer çevresi tarafından beğenilmeyeceğini , kabul görmeyeceğini düşünürse, içine kapanır ve "başkaları tarafından alay edileceğime beğenilmeyeceğime hiç konuşmam, kenarda köşede dururum daha iyi" diye düşünmeye başlar.
Sebeplere kısa bir bakış
Aileyle ilgili sorunlar: Aile çocuğu sürekli eleştiriyor, kusurlarını yüzüne vuruyor ve onu başka çocuklarla kıyaslıyorsa çocuk bir süre sonra buna kendisi de inanır ve güven duygusunu kaybeder. Aile burada çocuğu eleştirmek yerine, takdir etmeli ve olumlu taraflarını görmeye çalışmalıdır.
Ailenin yaşam tarzı: Aile içe dönük, toplumdan kopuk ve yalnız bir hayat yaşıyorsa çocuk aileyi bir şekilde örnek alacaktır. Çocuk burada kendisi için büyük önem taşıyan aile bireylerinin davranışlarını benimser ve dış dünyaya açılmaktan kaçınabilir.
Aileden ve çevreden gelen eleştiriler. Gençler eleştiriye karşı çok hassastırlar. Buna rağmen aile çocuğu rencide ederek, sen zaten cılız bir şeysin, sırık gibisin, kafan basmıyor, zaten sen anlamazsın..." türünden eleştirilerle çocuğun dünyasını sarsacak ifadeler kullandığında çocuk kendini değersiz kabul edebilir. Bu durumda çocuk gerçekten kendisinin beğenilmeyen, değer verilmeyen biri olduğuna inanabilir ve çekingen olur...
Aşırı koruyucu aile tutumları: Aileler çocuğun kendini ifade etmesine fırsat tanımalı ve onun yeteneklerini değerlendirmesi için yardımcı olmalıdırlar. Aksi taktirde bütün sorumluluklarını anneye yükleyen çocuk dış dünyaya çıktığında afallar ne yapacağını bilemez ve güvenini yitirir. Dolayısıyla, ailenin çocuğa sorumluluk bilinci vermemesi de aynı şekilde çocuğun çekingen olmasına neden olabilir.
Aile içinde çocuğa kendini ifade etme hakkının verilmemesi: Çocuklarımız durması gereken yeri bilmelidirler ama aynı zamanda saygı çerçevesinde düşüncelerini de ifade edebilmelidirler. Bazı ailelerde çocuğun konuşma, düşüncelerini ifade etme hakkı yoktur. Onun adına her zaman büyükler karar verir, büyükler düşünür. Böyle bir ortamda büyüyen çocuk ileride güvensiz ve çekingen bir yapıya sahip olabilir.
Peki ne yapmalı? "Çocuğum çok çekingen ve kendini hiç ifade edemiyor" diye yakınan ailelerimiz, öncelikle çekingenliğin nedenini öğrenmelidirler. Eğer aile ilişkilerinde bir sorun varsa kendilerini değiştirmeli ve çocuğa destek vermelidirler. Ayrıca çocuğu takdir etmeli, sosyal aktivitelere katılmasını sağlamalı ve ona sorumluluk vermelidirler.
Birkaç söz
En iyi dost kim?
Nedense yakınlarımızın ve çevremizdeki insanların, olumlu taraflarını görmez, olumsuz taraflarına dikkat ederiz. Arkadaşımız, biraz sert mizaçlıdır ya da tezcanlıdır... Sürekli bunu ona ifade ederiz. Öyle ki, onu olumsuz taraflarıyla özdeşleştiririz. Oysa düşündüğümüzde, bu kişinin onlarca güzel meziyetlerinin de olduğunu görürüz. Ama biz her zaman olumsuz şeyleri görmeye kurgulanmışızdır. Henry Fort, insanın bu acımasızlığını" En iyi dost, bendeki en iyi yönleri ortaya çıkaran insandır" sözüyle ifade eder...
Aile içi eğitim
Çocuklarda dikkat eksikliği
Zamanın ilerlemesi yaşadığımız çağın getirmiş olduğu değişiklikler her alanda bizleri etkiliyor. Her geçen gün farklı şeyler öğrenir olduk. Çocuklarımızın hastalıklarına varıncaya kadar farklı değişimlere uğradık. Artık anormal olan durumlara bile normal gözüyle bakıp o an onun çaresine düşer olduk. Son zamanlarda daha sık duyduğumuz bir hastalık, hastalık diyoruz çünkü ilaçla da tedavi uygulandığından hastalık kategorisine girmiş bulunmakta. En çokta çocukları etkisi altına alan dikkat eksikliği ve hiperaktivite. Son elli yıldan bu yana görülme sıklığı fazlalaşan bu tanı gün geçtikçe çocukları etkisi altına almış durumda.
Dikkat Eksikliği Sendromu, her çocukta kendisini değişik olarak gösterir. Dikkat Eksikliği Sendromu olan bütün çocuklar, dikkatlerini yoğunlaştırmakta ve başladıkları işleri bitirmekte zorlanırlar. Bu zorluğun yoğunluğu çocuklar arasında değişiklik gösterir. Ders dinlemenin ve yazıları tamamlamanın gerekli olduğu okul hayatında sorunlar baş gösterir. Okul Ödevleri yapılmaz ya da tamamlanmaz. Dinlemekte ya da direktiflere uymakta zorluk yaşanır. Çevredeki en ufak olaylarla ya da kendi düşünceleri ile kolayca dikkati dağılır.
Dikkat eksikliği okul hayatı ile belirgin hale gelmeye başlar. Okul öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa bir süre sonra onlara zarar vermeye başlar. Okulun başlaması ile birlikte, ders ve ödev yapmaya karşıdırlar. Ödev yapmayı sevmez. Türlü bahaneler uydurarak masa başında oturmayı reddederler. (su içme, tuvalete gitme, uykum geldi gibi) Anne /babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler. Üzerine aldıkları bir işi sürekli bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.
Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla hemen dikkatleri dağılır. Ders dışı işlerle fazlaca ilgilenir, elindeki kalem, defter ve oyuncak gibi malzemeyle uğraşır, dersi takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar sergileyebilirler. (derste konuşma, arkadaşlarına laf atma gibi)
Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir. Unutkandırlar. Sınıfta sık eşya kaybetme yanında, iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi de çabuk unutabilirler. Kendilerine uygun bir çalışma düzeni ve sistemi geliştiremezler. Okuma ve yazmayı genellikle sevmezler. Ders kitabı okumanın yanında hikaye ve roman türü kitapları okumaya karşı da isteksizdirler. Yaşanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan hatalar eklenir. Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca okuma, tam okumama ve yanlış okumalara sık rastlanır. Bu nedenle çok iyi bildikleri bir soruyu dahi yanlış cevaplayabilirler. Test sınavlarında çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokula başladığı yıllarda sınav kâğıdını öncelikle vermeyi marifet sayarlar. Sonunda bilgileri ve bildiklerinden daha azı oranında not alırlar. Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek olarak özel öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3.ve 4.sınıflarına kadar derslerde sorun yaşamayabilirler. Çalışmadıkları ve dersi iyi takip etmedikleri halde notları kötü olmayabilir. Derslerin ağırlaşmasıyla birlikte başarıda ciddi düşüşler yaşanmaya başlanır.
Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar.
Dikkat Eksikliği Bozukluğu (DEB), Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) için önerilen tıbbi tedaviler:
Çocukları yatıştırmak ve sakinleşmelerini sağlamak amacıyla, Ritalin türü ilaçlar kullanılmaktadır. Ancak bu uygulamanın geçerliliği sorgulanmaktadır. Örneğin, İsviçre‘de kullanılan Ritalin, çocuklar için tehlikeli bulunarak yasaklanmıştır. Amerika‘da, okul öncesi çağdaki çocuklar için kullanılan "Ritalin" gibi "psikotropik" ilaçların zararı hakkında, 2000 yılı Mart ayında yayımlanan hükümet kararları ön plana çıkmıştır. Ulusal Sağlık Enstitüsü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi sorunları yaşayan yedi yaşın altındaki çocuklar için ilaç kullanılıp kullanılmaması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaktadır. Ritalin çok ciddi boyutlarda hiperaktivite sorunu yaşayan çocuklar için kullanılabilir, ancak bu ilacın hiperaktivite sorunu yaşayan her çocuğun tedavisinde kullanılması oldukça yanlıştır. İlaçsız tedavilerin de mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Çocuğunuzda olan bu değişim için mutlaka doktorla iletişim halinde olmalı ve mümkün olduğunca ilaçsız tedavinin yanında olmalısınız.