Adalet, üretimde külfete katlananların hâsıladaki payının
külfetle orantılı olmasıdır. Sömürgecilik ise, sen çalışacaksın, ürettiğin
hâsılayı başkası alacak! Ülke gelişmiş; ama halkın aldığı bir şey yoksa sizce
adalet mi vardır, sömürü mü Siz ülkenizi ve emeğinizi başkalarının eline
vermişsiniz hâsıla büyümüş onlar daha çok zengin olmuşsa bu kalkınma olamaz ki!
Türkiyede kalkınma modeli nasıl biçimlendirildiğini
anlamak için sorulması gereken sorular vardır. Mesela, devlet kaynaklarının bir
kısmının konuta yatırılması mı daha iyidir, iş alanının üretilmesi mi İnsanlara
öncelikle devletin iş üretmesi gerekir. Esas olan devletin çalışabilecek insana
iş bulmasıdır; onu gıda paketleriyle desteklemesi değil! Ekonomimiz büyüyor;
fakat halkımız yoksullaşıyorsa kalkınma ne işe yarar! Çok az sayıda insanı
zenginleştirirseniz, çok fazla sayıdaki insanı fakirleştirirsiniz. Bu yüzden
Türkiye hem dünyada en hızlı dolar milyarderi üreten ülke hem de en fazla yeşil
kart üreten ülkedir.
Ekonominin bir nimeti var, o kitlelere yansıtılmıyor.
Türkiyedeki paylaşımdaki adaletsizlik mahkemelerin yükünü artırmıştır. En
fazla gıda paketi, kömür dağıtılan ülke olursanız, aynı zamanda mahkemeleri en
dolu olan ülke de olursunuz. Başka bir ifadeyle, bir ülkenin bankaları ne kadar
çok kâr yapıyorsa, suç oranı da o derece çoktur. Bir ülkede hem yoksulluk hem
de israf birlikte artıyorsa o ülkede adalet yok demektir. Adalet olmazsa
yalnızlık sürekli artar, sosyal ilişkiler zayıflar. Bugün yalnızlığın adı
teknoloji bağımlılığı olmuştur!
Yapısal sorunlarımız çözülememiştir. Mevcut anayasa
uygulanmıyor, uygulansa da çözüm üretmiyor. Eğitimini tamamlayan gençler analiz
yapmayı bilmiyor, bu nedenle buluş yapan kuşaklar yetiştirilemiyor. Toplam
vergi tahsilâtının üçte ikisinin dolaylı vergilerden oluşması, gelir dağılımı
adaletsizliğini körüklüyor. Temel tarım ürünlerini ve hayvansal ürünleri ithal
eder konuma geldiysek sormak ve öğrenmek zorundayız: gelişmekte olan bir ülke
kaç yılda gelişir
Şehir planlamasından tutun da, çevre düzenlemesine kadar
her şey bize uzak, ruhsuz bir durum arz ediyorsa, sorunların temelinde
ekonomideki yanlış zihniyet yatmaktadır. Sosyal devleti tasfiye ederek yerine
kömür parası, gıda paketleri koyan anlayış sürdürülemez. Türkiyede ekonomi
yapısal değişime geçilerek, teknoloji yenilenerek bir hamle yapmak varken, neden
özelleştirilmelerle yabancılaştırıldı! Millî gelir arttı ama paylaşımda büyük
bir adaletsizlik, kaynakların büyük bir kısmı borç ve faiz yoluyla neden
oluşturuldu. Ülkemizin sorun üreten bir zihniyete değil, yeni yaklaşımlara
ihtiyacı var!
Yeni bir çizgi oluşturulmalıdır. Binayı değil insanı,
rekabeti değil fazileti, sömürüyü değil paylaşmayı esas alan bir yapılanma
gerekiyor. Bu noktada ülkemiz, gerçek ihtiyaçlarına cevap verecek yönetici
arayışındadır. Bu açıdan önümüzdeki dönemde ülkemizde siyasete yüklenen yeni
görevleri yerine getirebilecek köklü farklılıklara ihtiyaç duyacağız. Bu
farklılıklar, siyasi hayatta ilkenin, duruşun önemini yeniden ortaya
çıkaracaktır. Bu ülkenin kaybettiği şeyi kaybettiği yerde aramasının umudu ve
teminatı olmak bugün daha büyük bir önem taşıyor. Umut ve teminat olmak ise,
istikametini hakkı üstün tutma rotasında sabitleyenlerle buluşmak ve
çalışmaktır. Oranı ne olursa olsun!