Geçtiğimiz Salı günü (23 Nisan 2013) akşam eve vardığımda
odaların rengârenk balonlarla süslendiğini gördüm. Balonların arasına çeşitli
kurdelelerle birlikte çiçekler de serpiştirilmişti. Kapı açılır açılmaz boynuma
atlayan oğlum, daha ben sormadan hemen açıklamayı yaptı: Baba baaak, ne güzel
değil mi Ben, ooo çok güzel, ne bunlar dediğimde ise; Aa bilmiyor musun,
bugün çocuk bayramı, bugün 23 Nisan dedi. Sonra birlikte, bir 23 Nisan şiirini
-tiye almak için- bozarak meydana getirdiğimiz şu iki dörtlüğü okuduk;
Gelince nisan
İşe gider insan
En büyük bayram
Parklarda oynasam
Gelince nisan
Çikolata yer insan
En büyük bayram
Durmadan koşsam
Çocukken, dünya bu kadar hızlı dönmüyordu ya da ben öyle
sanıyordum. İlkokula gittiğim 1980 li yıllarda, 23 Nisan yaklaşırken hepimizi
bir heyecan sarar sarmalardı. Aylar öncesinden ezbere okunmak üzere verilmiş
şiirler ve yapılacak konuşma metni ezberlenirdi. Her 23 Nisan da öğretmen bana
bir şiir ve bir metin verirdi. 23 Nisan günü, önce okulun bahçesinde
toplanırdık; okul müdürü bir konuşma yapar ve öğretmenlerden biri de kısa bir
konuşma yaptıktan sonra kürsüye konuşma yapmak için ben çağrılırdım. Kürsüye
çıkıp, ulusal bayramımızın ne kadar önemli bir şey olduğunu inanarak ve
heyecanla ezbere okurdum. Sonra da şiirlere geçilirdi. Her yıl öğretmen bana
mutlaka şiir okuttururdu. Bir 23 Nisan da, okuyacağım şiirde şöyle bir dize
vardı; Geçirelim bayramı . 23 Nisan bayramından önce, sınıfta öğretmen yokken
bu dizeyi, Keçilerin bayramı şeklinde okuyup 23 Nisan da da böyle okuyacağımı
söylemiştim. 23 Nisan geldi, şiiri okumak için kürsüye çağrıldım. Şiiri okumaya
başladım; Geçirelim bayramı mısrasına gelince Keçilerin bayramı dedim;
bütün öğrenciler, öğretmenler ve veliler kahkahalarla gülmüştü.
Konuşmalardan ve şiir okumalardan sonra çift sıra halinde
yürüyüş başlardı. Yürürken de boş durmazdık;
Annem beni yetiştirdi
Bu vatana yolladı
Al sancağa teslim etti
Allah a ısmarladı
Boşa durma çalış dedi
Hizmet eyle vatana
Sütüm sana helal olmaz
Saldırmazsan düşmana
Bütün sınıflar olarak, biz öğrenciler saldıracak düşman
arardık. Neredeyse bu düşman arkadaş. Sadece bu marşta değil; Ankara nın sağı
solu / Düşman dolu cadde yolu dizeleri geçen bir marş daha vardı. Anlaşılan
her zamanki gibi düşman arkadaşlar Ankara ya yerleşmişler. Seksenli yılların
taze darbe havasında neredeyse yurdun her yerinde düşman vardı. İlkokul
çocuklarına mutlaka bir düşman lafı söyletilirdi. Öyle düşmanlı metinler ve
şiirler okumuştuk ki ben bu düşman lafını bizden bayağı büyük güçlü kuvvetli
bir arkadaş sanırdım. Hani karşılaşsak da şu arkadaşı Ankara dan çıkmaya ikna
etsek diye düşünürdüm. Neyse düşman arkadaşımız şöyle bir kenarda dursun,
olayın başka bir tarafını ekrana getirelim.
O yıllarda, şimdiki çocukların bilmediği ve hiçbir zaman
da bilmeyeceği oyunlar oynardık. 23 Nisan da da öyleydi; günler öncesinden,
kimin hangi oyunda yarışacağı kararlaştırılırdı. 23 Nisan da yumurta yarışı,
çuval yarışı, bayrak yarışı, yoğurt yarışı vb oyunlar oynanırdı. Bir şenlik havasında
geçerdi bu oyun/yarışlar. Günümüzde ise çok farklı.
Günümüz 23 Nisanlarında kız ve erkek çocuklarına birlikte
dans yaptırılıyor. Çocuklara, pop şarkılar eşliğinde yetişkinlere özgü
hareketler yaptırılıyor; kız ve erkek çocuklar bildiğiniz kıvıra kıvıra dans
yapıyor. Bu danslardaki amaç gelecek neslin yumuşak olması mı acaba Türkiye de
onca yumuşak varken derdi ne Milli Eğitim Bakanlığı nın! Üstelik yapılan
figürler çocuk ruhuna aykırıdır. Milli Eğitim, dans ederek Ankara daki
düşmanları mı kovacak!
Kapitalist sistem dans et diyor dans et! Bu yüzden,
gelince nisan işe gidiyor insan! Bayram mı Lütfen çocukları kandırmayalım.
Bayram! Hangi kutsalın bayramı!